Ortaçağda Avrupa mahkemelerinde, duruşma salonunu halktan ve sanıklardan ayıran bariyerler bulunur ve avukatlar bu bariyerlerin arkasında durup savunma yaparlardı. Bariyer arkasında icra edilen bir meslek olan avukatlığın meslek kuruluşu da zaman içinde bu kökten dolayı Baro olarak adlandırıldılar.
İstanbul Adliyesi ve pek çok adliyede avukatların girişine engel olan bariyerlere ve kendi işyerleri olan adliyelerdeki bu saçmalığa etkili bir direniş gösteremeyen ve giderek bu durumu kanıksayan Türkiye’deki onbinlerce avukatı düşününce, baro sözcüğünün bu kökeni oldukça ilginç geldi. Ortaçağ adliyelerinde korunmak için bariyer arkasında görev yapan avukatlar, 21. Yüzyıl Türkiye’sinde adliyelerdeki bariyerleri aşamadığı için görev yapamaz haldeler.
O avukatlar ki en azından meslek onurunu koruyabilsin diye her yıl barolara milyonlarca lira tutarında aidatlar ödemekte ve kullandığı her vekaletname için de yine barolara milyonlarca liralık kaynak aktarmaktadır. Bir bakıma avukatlar mesleklerini yapmalarına engel olan bariyerlerin bedelini de kendileri ödemekteler.
Bin yıl önce avukatı ve savunmayı koruyan bariyerden, bin yıl sonra avukata ve savunmaya engel olan bariyere…
***
İçinde bulunduğumuz Ekim ayında birçok ilde Baro seçimleri yapılmaktadır. Bu hafta sonu (24-25 Ekim 2026) da iktidar eliyle bölündüğü halde muhtemelen halen Dünyanın en kalabalık barosu olan İstanbul Barosunda ‘seçim’ var. 9 aday ve onları destekleyen avukat grupları adliyelerde Pazar günü akşamı sona erecek bir koşuşturma içindeler.
İstanbul Barosu mensubu avukatlar ve baronun tarihi bakımından bir değerlendirme yaptığımızda, bazısı az bazısı çok olsa da yalnızca 4 grubun adaylarının seçilme olasılığı var.
·24 yıl aradan sonra Önce İlke gruplarını geçerek 2024 seçimini kazanan Av. Prof. Dr. İbrahim Kabaoğlu’nun Değişim İçin Avukatlar (DİA) grubu,
·10 yıl dönüp dolaştıktan sonra, kendi tabiriyle ‘yedek kuvvetler’i de arkasına alarak yeniden vatanı (Pardon İstanbul Barosunu) kurtarmaya soyunan, yine kendi deyimiyle ‘sevimli diktatör’ Av. Prof. Dr. Ümit Kocasakal’ın, Perinçek’ten miras adıyla Cumhuriyetçi Güç Birliği (CGB) grubu,
·İstanbul Barosunda 4 dönem Yönetim Kurulu üyesi olarak, 4 dönem de başkan adayı olmak üzere 16 yıldır ‘görev aşkı’ yaşayan Av. Hasan Kılıç’ın bu kez Av. Filiz Saraç destekli Yükseliş Hareketi grubu,
·Kazansalar değiştirirler mi bilmiyoruz ama en azından kazanamadıkları seçimlerden sonra başkan adayını değiştiren Av. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu’nun Avukat Hakları Grubu (AHG),
***
Hangisinin kazanacağını Pazar akşamı göreceğiz.
Göreceğiz de avukatlar için hangisinin kazanması neyi değiştirecek doğrusu ben bilmiyorum.
Söz gelimi kazanan aday;
Adliyeleri adeta avukatlardan koruyan ‘harici’ ve ‘dahili’ bariyerleri yıkabilecek mi? (İstanbul Adliyesinin içinde birçok koridor ve bazı katlar ve adliye önündeki meydan yıllardır bariyerlerle kapalıdır.)
Duruşma salonlarının önünde ve icra dairelerinin camekanları arkasında ömür tüketen meslektaşların avukat olduklarını fark etmelerini sağlayabilecek mi?
Staj, CMK ve Adli Yardım eğitimlerini seçmen kazanma aracı olmaktan çıkarıp, genç meslektaşların aldıkları hukuk eğitimini mesleki formasyonla harmanlayarak, önce iyi birer hukukçu sonra da yetkin birer avukat olmalarına olanak sağlayan gerçek bir meslek eğitimine dönüştürebilecek mi?
Avukatların görevini yapabilmek için gereken bilgi ve belgelere ulaşmasının önündeki yasa dışı fiili engellerle adeta güvenilmez eleman muamelesi görmesinin önüne geçebilecek mi?
***
Türkiye her alanda olduğu gibi, yargı alanında da ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. En çok da avukatlık tehdit altındadır. Söküğünü dikemeyen terzi misali, avukatlar da kendine hayrı dokunamaz haldedir. Görevini yaptığı için hapse atılan, görev başında şiddet gören hatta öldürülen, adliyelerde adeta itilip kakılan avukatların seçimden daha öncelikli ve yaşamsal sorunları bulunmaktadır. O nedenledir ki avukatların seçime katılımı, cezaya rağmen her geçen gün azalmaktadır.
Seçime katılan adaylarının neredeyse birbirinin kopyası projeleri, avukatlar tarafından ciddiye alınmamaktadır ne yazık ki. Çünkü ya Baro tarafından hukuken ve fiilen gerçekleştirilmesi olanaksız projelerdir bunlar, ya da yıllardır söylenegeldiği halde bir arpa boyu ilerleme kaydedilmeyen kronik sorunlara sözde çözüm üreten projeleridir.
Kabul edelim ki ülkemizin geleceğini ilgilendiren genel seçimler bile artık yurttaşların ilgi alanından çıkarılmıştır. Vesayet ve kayyım düzeniyle yurttaşın seçiminin de artık bir değeri ve önemi kalmamıştır. Yıllar yılı terör bahanesiyle ülkenin belli bir bölgesinde uygulanan ve halka kanıksatılan bu anti demokratik düzen, giderek tüm ülkeye yayılmış ve artık muktedirlerin hoşuna gitmeyen veya onlara biat etmeyen tüm seçilmişlerin ne zaman görevden alınacaklarına dair bahisler oynanmaktadır.
Demokrasilerin en asgari koşullarından biri olan seçme ve seçilme hakkı bu denli işlevsiz hale gelmişken, Baroları yönetmeye talip olanların kendilerini bu olağanüstü koşulların dışında sayarak avukatlara pembe hayaller kurdurmaya çalışmaları nafile çabadan başka ne olabilir.
Doğrusu, görece daha demokratik koşullarda örneğin;
Kaboğlu’nun milletvekiliyken ve geçen dönem başkanken yapamadıklarını tekrar seçilirse yapabileceğine,
Ve Kocasakal’ın 6 yıllık görev süresince arkasından ulusalcı rüzgarlar eserken yapamadıklarını, 10 yıl sonra dönüp bu koşullarda yapabileceğine, avukatların inanmasını ve tüm hafta sonlarını böyle bir ‘seçim’ için heba etmelerini bekleyebilir miyiz?
Av. Hasan Kılıç avukatların hızırı rolüne soyunmayı biricik kutsal icraatı olarak sayarken, avukatları karakola düşmekten ve adliyede itilip kakılmaktan kurtarma görevine soyunması, kendisini işlevsiz hale getirecek kocaman bir çelişki değil mi?
Kanadoğlu herhangi bir testten geçememiş olması dolayısıyla, dört aday arasında farklı bir şeyler yapabilme olasılığı taşıyan tek adaydır. Ancak bir Baro başkanının yapabileceği ve yapamayacağı şeyler bakımından genelden ayrı bir konumda olmadığını söylemeliyim.
***
İçinde bulunduğumuz irrasyonel koşullarda, tercihlerimizin hala demokratik bir karşılığı var mı bilmiyorum. Ancak yine de toplumcu bir siyasal bilinçle hareket etmek ve ülkenin iyi bir geleceğe ulaşması için dayanışmayla çaba göstermek gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü yalnız dayanışmayla tüm bariyerler yıkılır ve tüm meydanlar özgür olur.