AVUKATLARA SALDIRILAR NEDEN ENGELLENEMİYOR?

~ 04.05.2026, Av. İ. Güneş GÜRSELER ~

Ülkemizde avukatlar yıllardır yaralanma ve ölümle sonuçlanan çeşitli saldırılara maruz kalıyor.  Meslek örgütlerimiz kayıtlarını tutup açıklamaktan çekindikleri için saldırıların ulaştığı boyutu bilmiyoruz. (Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreterliğim döneminde başlattığım bu saldırıların listesini web sayfasında yayınlama uygulaması meslektaşlarımızın tepkileri üzerine kaldırılmak zorunda kalınmıştı.) Sayısal durumu bilmiyoruz ancak kimlerin saldırdığını biliyoruz;   saldırıların neredeyse tümünü avukatın ya kendi müvekkili ya da takip ettiği işin (dava, icra takibi vd.) karşı tarafı gerçekleştiriyor.

Saldıranların bu özelliği saldırıları daha da vahim hale getiriyor.

Sıkça karşılaşılan bu vahim tablo karşısında başsağlığı ve kınama mesajları yayınlamakta yarışıyor, yeni bir saldırı gerçekleşene kadar da olanları unutuyoruz.  Her hangi bir önlemi bırakın almayı tartışmıyoruz bile.

Oysa bu saldırıların nedenleri üzerinde durmak, avukatın müvekkili ya da karşı tarafı kendisine saldıracak hale nasıl getirildiğini açıkça ortaya koymak ve önlemlerini almak zorundayız.

-          Genel olarak toplumuzun mesleğimize bakışı, ortalama kültür düzeyimizin de etkisiyle temelde ne yazık ki güvensizlik üzerine kuruludur. Avukata hep bir “acaba” ile yaklaşılır.  Örneğin, “genel dava vekaletnamesi”ni dahi tereddütle verme, “süreli vekalet” vermeyi önerme, vekaletini verdiği avukatını sürekli kontrol etme, “ahz-u kabz” yetkisi vermeme gibi davranışlar olağan karşılanır hale gelmiştir.

-          Toplumumuzda baskın olan ve her kademedeki yargı görevlilerini de etkileyen bu yaklaşımla daha adliyelere girerken avukata gösterilen   güvensizlik binanın her köşesinde sergilenmekte, bırakın yargıç ve savcıların makam odalarına ulaşmayı koridorlarından geçilememekte, aynı tavır duruşmalarda da sergilenebilmektedir.

-          Genel olarak yargıç ve savcılar da bu güvensizlikle, yargı faaliyetinin olmazsa olmazı olan avukatlardan olabildiğince uzak durmaya çalışmaktadır.

-          Meslektaşlarımızın büyük bölümü de güvensizliğin asıl olduğu bu ortama ne yazık ki güven arttırıcı davranışlar göstermemektedir.

-          Avukatlık,  ihtiyaç fazlası hukuk fakülteleri ile  kolay elde edilen bir meslek durumuna düşürülmüş,   yaşanan nicelik ve nitelik kaybı doğrudan mesleğimizi etkilemiş, ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal sorunları, barolarımızın yapısal sorunları, iki yılda bir yapılan seçimlerin baskısı ile bunlara meslek kurallarına uymada  gösterilen özensizlik, cumuk avukatlığı sorunları, karşı taraf avukat ücretinin kime ait olduğu tartışmaları da eklenince “savunma sanatı saygınlığı”  anlayışı kalmamıştır.

Oysa toplumdan mesleğimize bekleyeceğimiz saygı, mesleğimize bizim gösterdiğimiz saygıdan fazla olamaz. Saygı duyulmayacak bir görünüm sergiliyorsak başkaları bize neden saygı duysun ve neden saldırıya açık görmesin.

Bu olumsuz tabloyu değiştirecek olan sadece ve sadece 200.000 avukat olarak bizler ve meslek örgütlerimizdir. Çözümü ne siyasi iktidardan ne yargıç ve savcılardan ne de hukuk fakültelerinden bekleyemeyiz. Mesleğimizin değerini, önemini ve gücünü önce biz idrak etmeli, profesyonel mükemmelliğimizi ortaya çıkararak hak ettiği özeni ve saygıyı her anlamda biz göstermeliyiz.

Bu kapsamda meslek içi eğitim çalışmalarımızda avukatın tüm taraflarla ilişkilerini nasıl yürütmesi gerektiği de işlenmelidir.

Aslında biraz etrafımıza baksak diğer ülkelerin kurumlaşmış uygulamalarını değerlendirip örnek alsak işimiz kolaylaşacaktır. Örneğin İngiltere ve Galler’in meslek örgütü olan The Law Society, yürüttüğü “Legal Heroes” (Hukuk Kahramanları) programında avukatların mesleki faaliyetleri ile topluma ve kamu yararına nasıl katkıda bulunduklarını, genellikle görevlerinin ötesine geçerek başkalarının hayatlarına önemli katkılar sağladıklarını gösteren halkla ilişkiler çalışması yürütmekte, başarılı avukatları ödüllendirmekte, kapsamlı bir adli yardım programı uygulamaktadır.

Yaşadığımız bütün bu sıkıntılar parlamenter demokrasimizi, hukuk devletini, erkler ayrımını ve de yargı bağımsızlığını ne kadar geliştirip kurumlaştırabildiğimiz ile de doğrudan ilgilidir. Bu nedenle meslektaşlarımız siyasette etkin olmalıdır.

Av. İ. Güneş GÜRSELER | Tüm Yazıları
Hits: 2739