Filozof Prof. Dr. İoanna Kuçuradi ile hayat ve gelecek üzerine konuştuk: `Yapay zekâdan değil kendimizden korkmalıyız`

~ 07.02.2026, Yeni Yaklaşımlar ~

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı, Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü ve İnsan Hakları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’ye göre, “Dünyamız bugün postmodernizmin onu sürüklediği yerin sınırına gelmiş, toslayıp duruyor”. “Yapılabilecek şeylerin başında, ‘iyi’ öğretmen, kişilere kendi yapısal olanaklarını geliştirmeye yardımcı olan öğretmen yetiştirmek geliyor” diyen Kuçuradi, bunun da çok zor olduğunu çünkü herkesin her şeyi kendisiyle başlattığını vurguluyor!

Prof. Kuçuradi ile “yeni yıl” söyleşisi yaptık, her şeyden konuştuk.

- Yeni yıla genç işsizliği, yoğun gelecek kaygısı, artan yoksulluk gibi sorunlarla girdik. Umudu diri tutmak, yaşama sevincimizi kaybetmemek için sizce ne yapmalıyız?

Bir söz vardır, sevgili Figen Hanım: “İyilik yap, denize at. Balık görmezse Halik görür”. Ben diyorum ki “Halik de görmesin”. Ancak “iyilik yapmak” ne demek?

Etik değer bilgisiyle eylemde bulunarak bir durumda bu değeri olabildiğince korumak veya bu olamıyorsa bu değerin en az harcanacağı şekilde eylemde bulunmak. Bunu yapabilmek için de bir eylemi, bir durumu vb. doğru değerlendirmenin nasıl yapılabileceğini bilmek gerekiyor: “Örneğin veri eksikliğinden dolayı, belirli bir durumda bunu yapamadığımız zaman, yapamadığımızın farkında olunca yapacağımız şey ile farkında olmadığımız zaman yapacağımız şey arasında çok önemli farklar oluyor.

- Herkes “toplumsal çürüme’’den söz ediyor. Böyle bir çürüme içinde miyiz? Bizi ne kurtarır?

Dünyamız bugün postmodernizmin –anything goes’un– onu sürüklediği yerin sınırına gelmiş, toslayıp duruyor. Bu, eylemlerimiz arasında etik değer farkı görmemek anlamına geliyor. Değer yargılarından -grupların “iyi-kötü saydıklarındankurtulalım derken eylemlerimizin etik değerinden, çoğunluk olarak kurtulmuşuz galiba!

İyice yerleşmiş “akıl-duygu karşıtlığından” kurtulmamız gerekiyor. Saygı da güven de birer duygudur. Akıl ise “mükemmel” cinayetlerin planlaması için de kullanılabiliyor.

İnsanlar en çok örneklere bakarak çoğu zaman farkına varmadan huylar ediniyor. Sonra da bu huylardan sıyrılamıyorlar.

Bunun için yapılabilecek şeylerin başında “iyi” öğretmen -örnek olacak öğretmen-, kişilere kendi yapısal olanaklarını geliştirmeye yardımcı olan öğretmen yetiştirmektir. Ama nasıl? Çünkü herkes her şeyi kendisiyle başlatıyor, böylece de mesafe alınamıyor.

ARAÇLAR AMAÇ OLMAMALI

- Bir konuşmanızda “Robotların insanlaştırıldığı, insanların robotlaştırıldığı bir çağda yaşıyoruz’’ diyorsunuz. Teknolojik gelişmeler bizi nereye götürecek?

Teknolojik gelişmeler, başka birçok şey gibi, etik değer korumak için de değer harcamak için de kullanılabiliyor.

Bir toplantıda, şoförsüz giden arabayı ballandıra ballandıra anlatan bir konuşmacıya, ben orada duran insan görünümlü bir makine ile benim aramda nasıl bir fark olduğunu sorunca o, topu bana atarak “Siz söyleyin” dedi. Oysa bu sorunun cevabı çok basitti: Benim göğsümü “açarsanız” kalbimi görürsünüz. Onun göğsünü açarsanız, teller görürsünüz.

Teknolojik gelişmelerin bizi nereye götüreceği, yine bize bağlı. Teknolojik gelişme sarhoşluğundan kurtulmamızın yararlı olacağını düşünüyorum. Başka bir deyişle, araçları amaç haline getirmemek gerekir.

- Yapay zekâdan korkmalı mıyız sizce? Gidişata bakarak 5-10 yıl sonrasını nasıl görüyorsunuz?

Yapay zekâdan değil de kendimizden korkmalıyız. Zaten sorun, bu makineyle ilgisinde “zekâ” kelimesini kullanmaktan -belki de “intelligence”ı “zekâ” ile karşılamış olmaktan- başlıyor. “Zekâ” kelimesi kolayca bizi bir antropomorfizme götürüyor. Bu da, “Gemler elimizden gitti” duygusunu uyandırıyor.

Bu vesileyle, bunlarla ilgili olarak gördüğüm bir soruna dikkati çekeyim: “Process (süreç)” ile “procedure”un (bir şeyi yapmada izlenen yolun) karıştırılmasına: “Süreç’in/‘process”in en önemli özelliği kendiliğinden olup bitmesidir, amacı olmamasıdır. “Procedure” ise bir şeyin gerçekleşmesi için yapılanedilen, bir şeyi gerçekleştirmede izlenen yoldur.

ETİK KELİMESİ MODA OLDU

- Zaman zaman Nietzsche’nin “Her neye ki bir insan kendi yaşantılarıyla ulaşamıyor, buna kulakları da kapalıdır” sözünü hatırlatıyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

İnsanların son zamanlarda kulakları en çok nelere kapalı? İnsanların çoğu bir sorunu kendileri yaşamadıkça pek anlayamıyor. Şu anda da “etik” kelimesi moda oldu, etik bilgisi değil.

- Küçük Prens kitabını çok sevdiğinizi biliyoruz. Bu kitapta sizi en çok etkileyen nedir?

Küçük Prens’te en etkileyici bulduğum şey, sevgiyi/dostluğu anlatma biçimidir. Sevgiyi egoistçe bir duygu olarak değil, sevilmeye değer biriyle ilişkide yaşanan bir duygu olarak anlatıyor.

- Türkiye 2026’ya insan hakları açısından nasıl giriyor?

Yapılan konuşmalarda “insan hakları” sözü, eskisine göre daha çok kullanılıyor. Bu da etik ilkeler olarak insan hakları eğitimine örgün eğitimde daha fazla yer vermemiz gerektiğini düşündürüyor.

İLK ÖĞRENME TAKLİTLE

- Sürekli selfie çekmek, insanların sosyal medyaya poz poz kendi fotoğraflarını koyması narsisizm midir? Narsist sayısı neden bu kadar arttı? Sorun eğitim sisteminde mi, anne-baba tutumunda mı?

Ben psikanalist görüşün –Freud’un görüşünün– genelleştirilmesine karşıyım ama burada böyle bir görüş söz konusudur. Kişinin kendisiyle ilişkisinde bir sorundur bu. Çocuğun ilk “öğrendikleri” taklitle oluyor. Bunun için ana-baba da öğretmen de –hele öğretmen– çok önemli.

Size bir örnek vereyim: Yıllar önce bir ara, üniversite öğretim elemanlarına ve öğrencilere sakal yasaklanmıştı! Bizim öğrencilerin birkaçının da sakalı vardı. Ben onlara şöyle dedim: Sakallarınıza benim hiçbir itirazım yok. Hatta bazılarınıza yakışıyor bile. Ama kesmenizi rica ediyorum. Kesmezseniz beni uğraştıracaklar. Bunun üzerine sevgili çocuklarım sakallarını kesmişti. Bundan bir süre sonra bir baba ofisime geldi ve oğlunu aylarca kendisinin ikna edemediğini nasıl yapmasını sağladığımı sordu. Ben ise, “Bu benim öğrencilerim ile aramda bir sırdır” deyip bir şey söylemedim. 

https://www.cumhuriyet.com.tr

Hits: 1017