Saygısız ve örgütlü

~ 02.11.2015, Aydemir GÜLER ~

Milli iradeye saygıymış, demokrasi kültürü öyle gerektirirmiş, hukukun üstünlüğüymüş… Palavra!

Bu süslü yorumlar, parlamentoda süsü dökülen demokrasi oyunu kadar yalandır. Yalan; veya inanmadıkları şeyleri dile getiriyorlar. Her durumda işin aslı başka.

Madem CHP’nin dediği gibi saray darbesi, HDP’nin dediği gibi savaş hükümeti altında seçime gidiliyordu veya darbe ve savaş terimlerinin yumuşatılmış hali olarak “olağanüstü koşullar” vardı, bu saçmalığın sonucuna saygı duymak da nereden çıktı? Darbeli, savaşlı ve akla geldik gelmedik milyon tane sahtecilikli bir oyunun nesine saygı duyacakmışız?

Sömürü toplumunda demokrasi bir büyük palavradır. Doğru soru, Lenin’den beri “kimin için, hangi sınıf için demokrasi.” Demek ki, saygılarını esirgemeyenler kendilerini bu palavranın içinde tanımlıyorlar. İçinde tanımlanmaktan, orada görülmekten memnuniyet duyuyorlar.

Dahası var: 1 Kasım sonuçlarından da memnunlar!

Muhalefet partileri AKP ile büyük koalisyon kurmak zorunda kalmamaktan memnunlar. Aşağıda geleceğim, AKP ülkeyi bir istikrar dönemine taşımayacak. Krizin ortağı değil eleştirmeni olmak daha kolaydır. Bir kere bundan memnunlar.

Türkiye’de düzen ve istikrar diye diye muhalefet yapma zamanı çoktan bitmiştir; ancak düzen partilerinin düzeni eleştirmesi, istikrarı takmayıp egemen güçlerden onay almaları eşyanın tabiatına aykırıdır. Yani; memnun olmasalar ne yapacaklardı ki!

Düzen içi muhalefette iktidar perspektifi yok. İktidar perspektifi kariyerizmden ibaret olsaydı, taliplisi çok olurdu. Değildir. İktidar perspektifi için mevcut iktidarın ufkunun ötesinde temellendirilebilen bir gelecek visyonu olmalıdır. Bunların dünyasının sınırlarını ise AKP’nin İkinci Cumhuriyeti çiziyor: İkinci Cumhuriyetin adaleti ve kalkınması! İkinci cumhuriyetin halk partisi! İkinci cumhuriyet milletinin hareketi! İkinci cumhuriyet halklarının demokrasisi! Bu sınırlar, iktidarı hakikaten istemeye yetmez.

Saygı duymuyoruz. Biz kimsenin söyleyemeyeceği gerçeklere işaret etmeyi iş edindik.

Saygı mı duyuyorsun? Açık söyle, memnun olduğunu!

Seçimin bir şey değiştireceğine inansalar devirmeyi vaat ettikleri partiyle koalisyon kuracaklarını propaganda ederler miydi? Çok bile oy aldılar!

“Sonradan koalisyon kurmak üzere AKP’yi deviremediler” diye üzülecek değiliz ya. MHP, Erdoğan rejiminin yedek lastiğidir. AKP, en az MHP kadar faşist olabiliyorsa, yedek lastik durduğu yerde hava kaçırır. MHP memnundur, çünkü hava kaçırmanın gericiliğin hayrına olduğunun bilincindedir.

CHP’nin en cüretli vaadi ne katilden ne hırsızdan hesap sormayacağıydı. Daha iki buçuk yıl önce milyonların hesap sormak için sokağa döküldüğü bir ülkede gerçekten bu derece teslimiyetçilik cesaret işidir! Oy çıkmazmış. Ne gam. Kılıçdaroğlu kariyerist değil “bi kerem.” Memnun olmalılar; tek parti hükümeti, büyük koalisyondan daha iyidir!

Kürt siyaseti, düzenin dışına kolayca itilebilen bir Kürt hareketinin yerine, düzen içileşmesini Türkiyelileşmek diye yutturacak bir Kürt hareketini koymaktan memnundur!

Seçim dediğin bir dizayndır. Bu dizaynın bir ön kontrata konu olduğu görülmektedir. İktidarı istemek için gerek koşul olan vizyona sahip olmayanların sürpriz bir sonuçla yüz yüze kaldıklarına inanmıyorum. İktidarı istemeyip, kendini düzenin ve rejimin verili sınırları içine yerleştirenler rastlantı sonucu değil, sürecin mantığından memnundur. Göreceksiniz, şimdi yeni hükümetin “programına bakacaklar”dır. Bekleyin biraz; balkon konuşmasının samimiyetine tav olacaklardır. Bu kadarı aptallıktan değil, önceden anlaşmış olmaktan ileri gelebilir yalnızca…

AKP ise artık “restorasyon lazımsa onu da biz yaparız”cı bir AKP’dir. Davutoğlu’nun aldığını söylediği mesaj, seçim zaferini herkese paylaştırması, -paçasından değil yakasından, damlayan değil oluk oluk akan kanı görmezden gelip- sağa sola dağıttığı barış mesajları 2011-2013 dönemecinde tıkanan İkinci Cumhuriyetin yeniden deneneceğini “müjdelemektedir.” Bu restorasyon müjdesidir ve Meclis partilerini birleştirmektedir. Gericiliğin, emperyalizmin, sermaye egemenliğinin kazanımlarını riske etmeksizin memleketin yeniden yönetilebilir hale getirilmesi… Maksat hasıl olmuştur. Maksat birlik bütünlüktür. O nedenle başkanlık sistemi, o nedenle anayasanın değişmesi, o nedenle ordunun “modernizasyonu”, o nedenle “barış süreci”, o nedenle “yerelleşme”, o nedenle dinselleşme…

Olmuş mudur, gerçekten?

Düzen partilerinin büyük koalisyon kurma zahmetine girmeksizin bir büyük mutabakata ulaşmış olmalarından istikrar çıkar mı?

Seçimden demokrasi, barış, hatta devrim çıkacağını uman şuursuzların iki seçeneği var. Ya AKP’yi de katacaklar demokrasi ve devrim cephelerine, ya da memleketi terk etme geyiğine saracaklar. Sol buysa memleket de yönetilir hale gelir. Düzen restore olur.

Ama sol bu değilse, bu düzen biraz zor restore olur!

Hırsızlığın, katilliğin sıradanlaştığı bir yalan dünya dönmeye devam ediyorsa ve sol adına saygı çağrısı yapılıyorsa, gericiliğin işi kolay olur. Peki ya sol bu değilse? Biz bu deli gömleğini giymezsek, ne yapacaklar?

Türkiye halkının sorunu bilmemek değil, örgütlenmemektir. Örgütsüz mücadele de denendi bir kez ve olmadı. Artık hareket ve mücadelenin önkoşulu örgütlülüktür. Peki muhalefet mevcut örgütlülükleri dağıtmaya devam edecek midir? Yoksa sol yeni bir toplumsal örgütlenme hamlesine, daha önceki denemelerin her birinden daha güçlüsüne kalkışacak mıdır? Örgütlü bir halkı bu saçmalık yığını nasıl yenebilir?

Denklem bizim penceremizden bakıldığında bu kadar basittir işte. Bu satırların yazıldığı saat itibariyle oylarını tam bilmeyen, ayrıca ne kadar oyunun üstüne yatıldığını, ne kadarının sömürü düzeninin ve gerici rejimin “olağan haline” kurban gittiğini hiç bilemeyecek bir parti, gelecek seçimlerde oylarını 5-10 veya 100-200 kat arttırmayı değil, hemen ertesi sabahtan başlayarak işçileri, emekçileri, aydınları, gençleri, kadınları örgütlemeye konsantre olursa bu ülke değişir…

Türkiye’nin yerin yedi kat dibine gömülmesine direnen, bu çöküşe saygı göstermeyen, memnuniyet anlaşmasının tam karşısında duran, Haziran’dan Kasım’a oyunu beş katına çıkaran komünistler değil midir?

Ülkenin kanla, bombayla, sopayla, savaşla, yalanla, dinle imanla deliliğe saygıya zorlandığı ortamda komünizme inananların sayısındaki artış, örgütlenmek için irade beyanıdır.

 

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/saygisiz-ve-orgutlu-134728

Aydemir GÜLER | Tüm Yazıları
Hits: 550