Sosyalizm üzerindeki baskı

~ 13.08.2015, Aydemir GÜLER ~

Ne zaman yoktu ki, demeyelim. Başka bir evredeyiz. Sosyalizme yönelen bağımsız bir sınıf kulvarına yer bırakmamak yönünde büyük bir baskı var.

Çok konuştuk; konu Türkiye sınırlarını aşıyor. Yunanistan’da Syriza macerası buydu, sosyalizm kapitalizmin krizine köklü bir emekçi halk alternatifini aramak anlamına artık gelmesin’dir yapılan denemenin özeti. Herkes kendi özetini yapar; bu da bizim özetimiz.

Bu yıl, Fransa’da Charlie acısıyla açıldı. Avrupa’nın en kritik ülkelerinden birinde, katliam acısından hareketle cumhuriyetçilik, laiklik ve liberalizmin bulamacı bir solculuk emperyalist şeflerin arkasında sıraya sokulmak istendi.

Latin Amerika’da sol yükseliş kapitalizmin kabülü üstüne kurulu bir statükoya bağlanmak isteniyor. Bölgenin halkçı birikiminin kaleleleri bu baskıya direnmek veya onunla uzlaşmak arasında gidip geliyorlar.

Sınırlarımıza dayanmakla kalmayan ve içeriyi kuvvetle etkileyen bir diğer “solu dönüştürme işlemi” Kürt faktörüne dayandı. Rojava veya Kobane diye kodlandı solu baskılayan gelişmeler. Sosyalizm köklü bir kurtuluşu çağrıştırmamalı, en ağır acıyı çekenlerin ehveni şer mantığıyla dayanışmaktan ibaret kalmalıydı.

Seçim tam bu anlama geldi. Sosyalizm dinci gericilikle, AKP rejimiyle değil, Tayyip Erdoğan’la hesaplaşsa, yeterdi… Türkiye solunun 80 öncesine uzanan akımları bu ortalamacılığa angaje olduklarında TBMM kapıları bile açılıyordu işte. Demek ki sol yükseliyordu! Sosyalizmi aklının ucundan bile geçirmeyen bir sol…

Bu baskının süreceği kesindir. Buradan büyük bir mücadeleyle çıkabiliriz ancak.

Bizde ve dünyada egemen güçler sosyalizmi yok etme obsesyonuyla bunları yapmıyor olabilirler. Sosyalizme takıntılı olduklarını biliyoruz. Ancak bugün bizde veya çoğu ülkede sosyalizmin birikimi bir devrimci seçeneği örgütleyecek eşiğe dayanmadığı için, anti-sosyalizm bize ağır biçimde yansıyan baskının tek veya öncelikli gerekçesi olmayabilir. Sonuç olarak adamlar, obsesif olsalar da, dünyayı yönetiyorlar ve belli bir rasyonaliteye sahipler.

O rasyonalite krizle boğuşan sistemi ayakları üstüne dikme arayışına dayanır. Sosyalist birikim devrimci seçenek yaratacak durumda olmasa bile, egemenlerin arayışı önce kapitalist emperyalist sistemin vazgeçilmezliğini bütün tartışmaların üstüne çıkartmakla başlar. Öyleyse, solu baskılayacaklar.

Baskılamak, solu mecalsiz bırakmak yetmez; soldan sömürü sistemini aklayan bir enerji türetmeye çalışacaklar. Zaten solun altında ezileceği en ağır baskı, işkenceyle, zulümle kurulmaz. Basit bir nedenle ki; sömürünün olduğu yerde sol, sermayenin olduğu yerde emek siyaseti vardır… O halde en büyük ve “rasyonel” baskı solu imha etmeyi değil, asimile etmeyi hedefleyecektir. Yeri geldi; 12 Eylül solu idam sehpasında, yasaklarla falan yenmedi. Sol 12 Eylül’ün sözde çıkışında ANAP’dan medet umduğu, ‘70’li yıllarda yürüttüğü mücadeleye çocukluk diye bakmaya başladığı, daha sonraları Demirel’e, İnönü’ye kapılandığı, devlet sendikacılığının karşısına “çağdaş sendikacılığı” çıkartmaya meylettiği, sosyalizmi ve devrimi hayal, AB’yi gerçekçi bulduğu, en sonunda AKP iktidarını demokratikleşme zannettiği zaman ve bu nedenlerle yenilmiştir.

Bu, bizim özetimiz. Bu, biricik hakiki özet.

“Erdoğan kötü, Davutoğlu farklı” CHP özetidir, ve gerçeklikle uzak yakın alakası yoktur. “Barış cephesi” HDP özetidir, ve emekçi halka, halkın Haziran 2013 direnişine verecek mesajı yoktur.

Sosyalist alternatifi yok sayan solculuk türleri, AKP’nin savaş ve gericilik politikalarını geri çekip Amerikan koalisyonuna girmesinden keyif almaktadırlar. ABD yetkililerinden gelen “bir iki ay sabredin” veya “yapıcı olun” mesajlarında, dünyanın en büyük ağabeyi tarafından muhatap alınmanın mutluluğu gizlidir, bu solcular için.

Çok şiddetli bir baskı evresindeyiz. Bu saldırı büyük bir mücadeleyle durdurulabilir ancak. Bu mücadele gücünü, cesaretini, aklını tek bir iddiadan alabilir: Sosyalizmden aşağısı kurtarmaz!

 

solhaber

Aydemir GÜLER | Tüm Yazıları
Hits: 636