Bir manyağa teslim mi oldu ülke?

~ 29.07.2015, Kemal OKUYAN ~

Ülke bir delinin oyuncağı oldu… Böyle deniyor. Bomba patlıyor, adres belli; gözünü kararttı. Uçaklar havalanıp iki ayrı ülkenin topraklarını bombalıyor, niyet açık; başkanlık için yapmayacağı yok. Polis saldırıyor, amaç aynı; siyasetin normalleşmesini engellemek…

Değerlendirme bu diktatör için: “Her şeyi göze aldı ve gerekiyorsa savaş çıkaracak”. Kendi partisi, bölgesel ve de küresel güçler tarafından denetlenemeyen biri…

Doğru; delidir, manyaktır, diktatördür. Ne itiraz edeceğim!

Aması var elbette…

Tarihte önemli kişiler, belli koşulların üst üste gelmesiyle ortaya çıkar. Deliler, manyaklar için kural değişmiyor.

Bizim örneğimizde, diktatörü var eden koşullar kimsenin umurunda olmasa da, belli. Belli de, 15 yıl oldu, adamın hangi sınıf adına “diktatörlük” eylediği sanki meçhul! Sermaye, emperyalizm filan demek de neredeyse suç oldu Türkiye siyasetinde.

Merak etmeyin, patron sınıfının ihtiyaçlarından, emperyalizm içi çelişkilerin Türkiye’ye yansımasından, deliye delilik yapma olanağı veren boşluklardan bir kez daha söz etmeyeceğim. Aslında bitti, öldü ama şu şu nedenlerle hâlâ tepemizde de demeyeceğim.

Ama izninizle bir toplumun bu kadar çaresiz hale gelmesi nasıl mümkün oldu sorusunu yanıtlayacağım.

Kaos bu bölgenin baskın karakteri. Kaos, kriz, istikrarsızlık… Farklı anlamları var bunların kuşkusuz ama aynı yönü işaret ediyorlar. Türkiye bu gerçekle bir kez daha karşı karşıya. Ve 7 Haziran’da geniş bir kesimi içine alan “umut” yerini endişeye, hatta dehşete bırakıyor.

Çaresizlik, endişe, dehşet…

Bir toplum bu duyguları ancak yaşananlara iyi kötü bir anlam vererek, kendini konumlandırıp taraflaştırarak aşabilir.

Yaşananların anlamlandırılması, gerçekliği olan bir taraflaşma siyasetin ve ideolojinin konusu. Bu ülkede dinci-milliyetçi-liberal zihniyetin birbirine alternatif olmadığı herhalde anlaşılmıştır; bunun karşısında ise bir şey yok. Solun, sosyalizmin böyle bir rol üstlenmemesi için “sol” cansiperane bir mücadele yürüttü ve ne yazık ki şimdilik başarılı oldu.

“Taraflaşma solsuz, sosyalizmsiz de olur” dendi.

Buyrun şimdi…

Herkes birbiriyle kavgalı ve herkes birbiriyle ittifak peşinde! Suriye’de böyle, Türkiye’de böyle… Alt alta yazınca bayağı mizah oluyor ama, gülemiyorsunuz kan akıyor oluk oluk.

Doğa olaylarının karşısındaki çaresizlik, bilememe hissi büyüye, toteme, ilkel dinlere zemin oluşturmuştu zamanında. Toplumsal olaylar karşısındaki çaresizlik ise delinin, manyağın, diktatörün varlık nedenidir. Gördük ki hep beraber, bu coğrafya diktatör ve karşıtları şeklinde bir sadeleşmeye izin vermiyor. Bir koşulu vardı; gericiliğin, sermaye egemenliğinin ve emperyalizmin cisimleşmiş hali olarak yaftalanıp, bunun üzerinden bir taraflaşma konusu olsaydı diktatör, bu toplum çıkışa yönelirdi. Haziran Direnişi’nde ramak kalmıştı böyle bir sadeleşmeye ulaşılmasına…

Bundan çok korktular.

Şimdi ortalık karışık. “Mücadele edeceksem, savaşacaksam bunu ne için yapacağımı bileyim” noktasında birçok kişi… Oy verirken ne kadar rahat, ne kadar eminlerdi halbuki!

Peki sağlıklı bir taraflaşma, daha doğrusu kaosun içine çakılmış bir sadeleştirici unsur için çok mu geç?

Siyasette hiçbir zaman “artık çok geç” yoktur. Bir ülke için, hele hele Türkiye için mutlak kaos ve düzen olmadığı gibi…

Sosyalizmin artık şansı olmadığı Türkiye’nin emek-sermaye çelişkisini de hissedeceği bir konjonktüre giremeyeceğini düşüncesini ise kafanızdan atın. Bundan yanaysanız enseyi karartmayın, yok tersiyse boşuna heveslenmeyin.

İnsanlık gericiliği de, kaosu da ilk kez yaşamıyor.

Çareyi, bugün öne çıkan ve oynak-güven vermeyen taraflaşmalara sığınmakta bulanlar savaşa, delilere, manyaklara hizmet ediyor bilerek-bilmeyerek. Sömürü düzenine cepheden karşı çıkmayan her siyasi ve ideolojik konumlanış için geçerlidir söylediklerimiz.

Şimdi başa dönelim… Bir manyağa, deliye teslim mi oldu ülke?

Yoksa teslim mi edildi göz göre göre?

 

solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1245