Sanki şimdi de seçim günleriymiş gibi siyaset yapmak

~ 03.07.2015, Bülent SOYLAN ~

Halkımız heyecanlı.
Birilerinin bu işleri el altından yönlendirdiğini ya da estirilen havaya gizli gizli sevindiğini, ama en azından kamuoyu yaratmada pek de boş durmadığını hesaba katmadan tartışıp duruyoruz:
“Ne olacak şu koalisyon meselesi?”
“Memleket hükümetsiz mi kalacak?”
“Gecikmeyelim, bir an önce kuralım”
“Madem %60 ile olmadı, o zaman AKP olmadan da bu işin olmayacağı kesin”
“Şart koşmayalım, bir şeylerden vazgeçmek gerekiyorsa vaz geçelim”
..................

*
Önce bir durup düşünelim bakalım:
-Seçimden ne bekliyorduk?
Tek adam yönetimine ve talana son, emekliye ikramiye verelim, asgari ücreti yükseltelim, sistemi yerli yerine oturtalım, dört bakanı yargılatalım falan…

-Muhalif partilerin tamamı bu konularda mutabık mıydı?
Evet mutabıktı. “Ah hele şu 8 Haziran bir gelse” deniyor başka bir şey denmiyordu.

-Peki seçimden sonra ne çıktı ortaya?
Sorarsanız hiç biri tam bir cevap veremiyor “Valla kim kiminle koalisyon yapacak belli değil, üç muhalif parti bir araya gelseydi iyiydi ama o da olamıyor; anlaşılan hükümet etmek için AKP ile ortaklık yapmaktan başka seçenek yok!”
Karşılıklı “kırmızı çizgi”lerde de anlaşabilirsek

E maşallah!
Adamın kırmızı çizgiden kastı aslında sizin seçimlerde halka "yapacağız" dediklerinizden başka bir şey değil; “Çizelim üzerini sizin kırmızının” anlaşalım diyor başka bir şey demiyor; Çünkü muhalefetin kırmızısi ile AKP'nin kırmızısı birbirinin taban tabana tersi: Saraydı, başkanlıktı, partizan kadrolardı, asgari ücretti, Yolsuzluklar meselesiydi falan...
*
Konumumuz icabı “hariçten gazel okumak durumundayız” ama sadece bir vatandaş olarak ve “demokrasi adına” bir şeyler söyleme hakkımız varsa o hakkı kullanabiliriz değil mi?
Üstelik “dahilden gazel”lerin tek sesliliği karşısında, -bizimkine fantezi de dense- iyi kötü bir çeşitliliktir. Malum; siyasette çeşitlilik demokrasinin olmazsa olmazlarından…

Söyleyelim o zaman:
Bir kere seçim kampanyasında muhalif partilerin her birinin hedefi AKP ve uygulamalarıydı değil mi? Yani mazallah; partilerden biri o kampanyada, “şu kadar oy alamazsak, icabında AKP ile bir orta nokta bulur anlaşırız mesele kalmaz” deseydi alacağı oylarının en az yarısını kaybetmez miydi?

“kaybederdi” derseniz, buna bağlı olarak, şimdi bunu yapacak olan partinin de kendi tabanının en az yarısına ters düşeceğini, umutları kıracağını kabul etmemiz gerekir.
“Ama efendim, o seçim kampanyasıydı, öyle söylemek gerekiyordu, şimdi gerçekleri kabul etmek zorundayız”.

Şimdi burada durup bir düşünelim bakalım:

1.Kampanya sırasında bütün partiler kuvvetler ayrılığının hiçe sayıldığı, bütün yetkilerin tek kişide toplandığı konusunda mutabık ve buna karşı mıydı?
Evet karşıydılar.
Peki, şimdi Meclisin yapısına baktığınızda “Yasama” artık “yürütme”den bağımsız, istediği kanunu çıkarır, “ey hükümet, bundan sonra çıkardığım bu kanunu uygulayacaksın” diyebilir mi?
Der tabii. Hatta kimin kiminle hükümet kuracağına falan takılmadan ve ilk olarak “bu kanun yanlıştır” dediği kanunların iptali hakkında bir kanun çıkararak…

2.Yasama “kanun budur” deyince, “yürütme” yani bürokrasi “ben kanun tanımam, patronun ağzına bakarım” deyip suç işlemeye devam edebilir mi?
Edemez şüphesiz.

3.Akşam aklına geleni sabah kanun diye çıkartabilecek bir Meclis gücü olmayınca, bürokrasi kanuna aykırı emir ya da tavsiyelere boyun eğmeyince “yürütme” kendiliğinden toparlanmaya, sistem içine dönmeye başlamaz mı?
Başlar elbet.

4.Yargı asla kanun koyucu değil, “konmuş kanunları uygulayıcı”dır. 
Siz yasama eliyle yargının uygulaması gereken kanunları çıkarıp “kara kaplı” böyle diyor derseniz, üçüncü kuvvet yargı da giderek olması gereken düzenine döner mi?
Döner tabii.

5.Peki, bütün bunlar olurken memleket söylendiği gibi hükümetsiz kalır mı?
Hayır kalmaz. Anayasamıza göre bir yenisi kurulana kadar AKP’nin eski hükümeti görevine devam edecekse, üstelik o hükümet artık kendini koruyacak Meclis çoğunluğundan yoksun, ben ne dersem kanun odur diyemeyecek bir halde ise, “eyvah hükümetsiz kaldık” telaşının anlamı var mıdır? 
Ya da telaş edip “Aman AKP’ye taviz verelim, orta noktalar bulalım, çoğu yine bunlardan oluşan bakanlar kurulu ile hükümet olalım” demenin çok fazla anlamı var mıdır?
Yani ortaklık için vereceğiniz taviz, vazgeçeceğiniz vaadlere karşı alacağınız üç beş bakanlık gerçek bir kazanç sayılabilir mi?
Hayır, bu durum birilerinin bakan olmasına yarar ama partiyi siyaseten sıkıntıya düşürür.

6.Şimdiki “hükümetsiz kaldık” telaşıyla süren ama koltuklarda AKP’li birilerinin oturmakta olduğu durum “fiilen” bir AKP azınlık hükümeti değil midir?
Evet, aynen odur.

7.Peki, “Mesela AKP azınlık hükümeti kursun bizi bu işe bulaştırmasın” dendiğinde aslında tam da bu tablo istenmiyor mu? Bu tablo, bundan sonraki günlerde AKP’nin kendi yarattığı sıkıntılarla boğuşacağı, üstünü örttüğü, halının altına süpürdüğü pislikleri yine kendi eliyle temizleyeceği; muhalefet partilerininse aynen o kampanya günlerindeki tezleriyle dim-dik ayakta duracağı, üç beş koltuk uğruna eğilip bükülmeyeceği, yine aynı seçim günlerindeki gibi siyaset yapıp halkın heyecanı arttıracağı günler olmayacak mıdır?

8.Böyle bir tablo, AKP ile koalisyona katılmayan, dik duran partilerin kendi içlerinde oluşacak sarsıntıları, gayrı memnunlukları giderecek, karşı partiye şirin görünüp koltuk kapmak için alttan alta yapılacak “eyyamcılık”ları önlemeyecek midir? Partilerdeki, “Omurgasız”ları sahneden çekmeyecek midir?

9.Böyle bir işleyişte söyler misiniz; acaba koalisyon konusunda kim kimin peşinde dolaşıp da “aman gelin şu taşın altına siz de parmağınızı koyun, bizi bu tek başına sorumluluktan kurtarın” derdinde olur? Partiler arasında bir “taviz” söz konusu olacaksa bu tavizi kim kime teklif eder?
Tabii ki AKP diğerlerine…

Dikkat etmiyor musunuz, geçen gün AKP’nin “üst-siyaseti” de “Azınlık hükümeti ile olmaz” demedi mi?
Neden olmaz? 
Tabii ki bu işin bütün yükü AKP’ye kalmasın, olacaksa mutlaka birileri daha “yük ortağı” olsun, karşımıza geçip işin tadını çıkarmasın diye.

10.Nihayet, biliyor musunuz; Bizim gibi ülkelerde ve bu seçim sisteminde bir büyük parti hem hükümette, hem meclisten istediğini geçirebiliyorsa ortada bir “kuvvetler ayrılığı” olamaz. O partinin genel başkanı, yani “başbakan” parti disiplini ve şimdiki işleyiş dolayısıyla ve Meclis’teki çoğunluğu sayesinde oranın da “hakimi” olduğu için kuvvetler arasında zaten ayrı gayrı yoktur.

Canının istediğini “bunu kanun yapın” der Meclise yaptırır, yürütmenin başı olarak başbakanlık koltuğuna oturur “ben Meclisin çıkardığı kanunları uyguluyorum” der.
Bu açıdan bakıldığında Meclis çoğunluğu ile AKP’nin mevcut ya da kurulacak azınlık hükümeti arasındaki ilişki, aslında “kuyruklu yıldızların nadiren görünmeleri gibi” siyaset tarihimizin de her zaman göremeyeceği, bir gerçek kuvvetler ayrılığı uygulamasıdır.
*
Bu iş kısa vadede iyi de ne zamana kadar diyebilirsiniz?
Vallahi, iş böyle olursa zaman muhalif partilerin lehine işliyor demektir.
AKP buna dayanabildiği kadar dayanır, dayanamadığı yerde çatlar, patlar ya da pes eder.
Bu arada muhalif partiler “Sanki hep seçim kampanyasındaymış gibi” siyaset yapma fırsatını bulur, halktan kopmazlar. Halkın siyasete siyasetin halka yakınlaşması artar.
Hepsi uzun süreler sahada nabız tutacağı için bu milletin önceliklerini daha iyi anlayıp bir süre sonra kendi aralarında dahi iyi anlaşabilirler. 
Hükümet için kuramadıkları koalisyonu anlaşarak çıkaracakları her “kanun bazında” kurarlar. 
“İktidar” parti bürokrasilerinin değil, gerçekten halkın olur.
Siyaset kendine gelir.
O nedenle AKP ile koalisyona “hayır” demekte, onu yalnız bırakmakta hayır vardır.
Meclis Başkanı belli oldu tamam ama Başkan’ın iradesi Meclisin ya da yasamanın iradesi anlamına gelmiyor ki?

 

Bülent SOYLAN | Tüm Yazıları
Hits: 933