"Gordion" ya da demokrasilerde eğri oturup doğru iş yapmak

~ 29.06.2015, Bülent SOYLAN ~

“Gordion” efsanesini bilir misiniz?
Şimdiki hükümet ve başbakanlık tartışmaları gibi bir durumdan herkese gına gelmiş olacak ki;
“Kim kral olsun” arayışındaki “Frig”lere bir kahin şöyle der:
“Şehre öküz arabasıyla ilk giren kral olacak”. 
Gordios denen de, bizim şimdiki Ankara’mıza 94 km uzaklıkta, Polatlı'nın 29 km kuzeybatısında bir yer.

Çıkıp gelen, yoksul bir köylü olan “Gordios”tur.
Kendisini kral ilan ederler, o da şehre geldiği öküz arabasını “Zeus”a adayarak onu kızılcık dallarından örülme bir düğümle oradaki tapınağın kapısına bağlar.
Yayılan efsaneye göre bu düğümü çözebilen daha sonra Asya’nın da fatihi olacaktır.

M.Ö.334 yılında şehre Makedonya Kralı İskender’in yolu düşünce o da bu ünlü düğümü çözmeyi dener.
Zeki komutan, çözülemeyeceğini anlayınca kılıcını bir hamlede düğüme indiriverir.
Böylece düğüm beklendiği biçimde çözülememiş ama efsaneleşmiş bu konu artık çözümlenmiştir.

Ardından, İskender gerçekten de “Büyük İskender” olur, Asya’yı fethetmek için o zamanların en büyük gücü Perslerin üzerine yürür ve yener, Hindistan’a kadar gelir. Ancak 33 yaşında iken ateşli bir hastalığa tutularak çok genç yaşta ölür.
*
Yaşı benzemesin derler ya, biz de öyle diyelim.
Bir yerleri fethetmek gibi bir konuda olmasa da; komşumuz Yunanistan’ın şimdi Avrupalı finansörlerle karşı karşıya gelmiş olması bana biraz “Gordion” ya da “Kör düğüm” efsanesini anımsatıyor.

Öyle ya, “parasal açıdan” ele alındığında; 
-Bir yanda bu gün için ödeme gücü kalmamış olan Yunanistan, 
-Diğer yanda ona milyarlarca dolar ya da Euro kaptırmış ve faizini bile alamayan Avrupalı “para babaları” 
-Ortada da “sürdürülebilirlik” konusunda artık çözülemeyecek duruma gelmiş bir “kör düğüm” var.
Bir de “beni seçin, bu işlerin üstesinden geleyim” demiş olan; genç, radikal sol lider “Aleksis Çipuras”
Bu “Kördüğüm”ü çözebilirse mutlaka pek çok borca batık ülkede Makedonyalı İskender misali halkın kabini fethedecek…

Peki, şu anda tam da düğümün başında ne yapması gerektiğini düşünen Çipras borç düğümünü öyle pek de “kreditör”lerin dediği gibi çözmek istemediğine göre nasıl çözecek?
*
Bu günlerde gelen haberlere göre “Çipras” bu pazarlığın en keskin dönemecinde, bize göre çok doğru bir atak yaptı ve olayı referanduma götürme kararı aldı.
Alacaklılara, “durun bakalım” bu konuyu “halkımıza soralım” dedi.

Bu güne kadar hep karşılarındaki “politika erbabı”nı görmeye alışık olan ve bu işler Yunanistan halkı için sürekli daha kötüye giderken bile bir biçimde “anlaşan” para tacirleri, her ne kadar “Çipras bu işi minderden dışarı taşıyor” deyip fevkalade bozuluyorlarsa da, “doğrudan demokrasi”nin yatağında yetişmiş gerçek bir liderin yapması gereken en doğru şey de bu değil midir?

Ne yani, şimdi bütün yetkilerini bırakıp bu pazarlık işini büyük sermayenin güvenine mazhar olmuş, Dünya Bankası, IMF gibi yerlerde çalışmış, oralarda sıkı dostlukları olan birine mi teslim etseydi?
Onun talimatıyla ekonomiyi kreditörlerin istediği kalıba sokmak için şu kadar günde şu kadar kanun çıkarmaya “olur” deyip halkın çıkarlarını da, “milli iradeyi” de pas mı geçseydi?

Günlük politika yapıp, “aman halka ne olursa olsun, yeter ki ben koltuğu muhafaza edeyim, partim iktidarda kalsın” mı deseydi?
En doğrusunu yaptı; sonunda faturayı kuruşu kuruşuna ödeyecek olan kendi halkına döndü ve buna “doğrudan siz karar verin” dedi:
“Onların dediğini mi yapalım”
“Bizim dediğimiz gibi olsun diye mi diretelim”
*
Doğrusu demokrasi ve “halkı temsil” konusunda yapılabilecek en iyi şey buydu.
Çünkü yerel ya da küresel sermayenin çıkarları elbette ki her zaman ve kolay kolay halkın çıkarıyla örtüşemezdi.
Çünkü siyasetçi bu gün vardı, yarın yoktu.
Ama “halk” bu borçlar oldukça vardı ve faturanın ucu ona dayanıyordu.
Son sözü o söylemeliydi.

“Öderiz, şimdi onların dediklerini kabul edelim” derlerse kendi tercihleri ile her türlü güçlüğe göğüs gererek “ödeyecekler”. 
“Ödeyemeyiz, şimdi onlar düşünsün, biz bunun sonucuna katlanırız” derlerse ortaya çıkacak bu enteresan durumun getireceklerine de götüreceklerine de yine kendileri razı olacaklardı.

Bu yazı yazılırken “referandum” kararı yeni alınmış ama henüz yapılmamıştı. 
Dolayısıyla Yunan halkının ne yönde karar vereceği belli değil.
Ama sonuç ne çıkarsa çıksın, bu kritik kararı halkın doğrudan kendisi vereceği için “demokrasi” açısından en uygun olan yapılmış olacak.
*
Komşu’nun bu sıkıntısından geçelim kendi sıkıntımıza…
Para konusunda söylenenler için doğru olan yöntem bize göre bu da acaba“siyaseten” yapılması gerekenler bundan çok mu farklı?

Bir kere seçimlerde halk altını çize çize “bu iktidarla olmaz” demişse, bunu diyen çoğunluğun kendi arasında uzlaşma araması ve bir biçimde uzlaşması gerekirken, birilerinin “durun bakalım, belki ortak noktalarımızı bulur uzlaşırız” demesi milli iradeyi acaba ne kadar yansıtmaktadır?

Hele bu “ortak tarafları” arayanların kendi parti tabanlarıyla bile pek de ortak tarafları yoksa, şimdi ortaya çıkıp sözcülük yapmaları, halkın tercihlerini temsilen hareket ettikleri şeklindeki tezleri kabul edilebilir mi?
“Edilir tabii” denebilir.
Yunanistan’da da, zamanında kendi ülkesinin uzun vadeli çıkarlarını, halkının geleceğini düşünmeden “koltuktan” konuşanlar da böyle söylemişlerdir.
Şimdi onlar ortada yok.
Ama “kördüğüm” ortada ve bu işin sonucuna her durumda sokaktaki insanlar ve onların nesilleri katlanmak zorundalar.

Neyse ki şimdi doğru yolda ilerlenmeye başlandı.
“Yunanlı delikanlı” kreditörlerin attığı düğümü onların istediği gibi çözmese de onun öncülüğünde bu iş halkın dediği gibi olacak:
Ya herro ya merro!

 

 

Bülent SOYLAN | Tüm Yazıları
Hits: 736