Normalleşme, çözüm, sulh... Keşke!

~ 05.01.2014, Kemal OKUYAN ~

Bir telaş, bir telaş… Krizi yumuşatmak için adeta kuyruk oluştu. Turlamalar, ziyaretler, öneriler, paketler, aracılar…

Birileri “kavga etmesek, siz de biz de yıpranıyoruz” demekte. Haklılar, krizin öne çıkan iki tarafı olarak cemaat ve AKP gerçekten de birbirlerine zarar vermekte.

Birileri “kavga etmeseniz, bizi de yıpratıyorsunuz” demekte. Egemen blokun diğer bazı unsurlarının derdi de bu. Onlar da kendilerince haklı.

Birileri “elimizden tut, düşmenizi engelleyelim” demekte. AKP rejiminin normalleşmesini, arızalarından arındırılmasını ve bu rejimde kendilerine yer açılmasını isteyenlerin girişimi de bu doğrultuda. Ne diyelim, onlar da haklı.

Peki, yıllardır hem AKP hem de cemaatten şikayet edenlere ne oluyor? Neden bu kategoriden bazı kesimler “çıkış yolu” önermeye başladı. Neden kriz “yargı” eksenine sıkıştırılmaya çalışılıyor? Neden meşruiyetini tamamen yitirmiş bir hükümet ve 11 yıllık ortağı tarafından dahi illegal ilan edilmiş bir tarikata manevra olanağı sağlanıyor?

Bu sorunun yanıtı, çok önemli.

“Krizi çözmek” için hareketlenmek ancak ve ancak bir “sınıf” tavrı ile açıklanabilir. Sürecin kaotik bir hâl aldığını yalnız bir görmüyoruz. Sermaye sınıfı da görüyor. En fazla da hiyerarşinin daha altında olup da, güvenli liman arayan kapitalistler görüyor. Yanlarına borçlandırılmış, dolayısıyla istikrar şantajı karşısında boynunu büken toplumsal kesimleri alarak, “aman dikkat” diyorlar.

“Erdoğan belki kötü ama hepimiz aynı gemideyiz”…

Dikkatle bakın… Liberalizm ve ulusalcılığın sola sızmış kesimleri farklı noktalardan kolları sıvadı bile. Ama cemaate yakın durarak, ama Erdoğan’ın kuşatılmışlığından yararlanarak pozisyon almaya çalışıyorlar. Arkalarına aldıkları ise küçümsenmeyecek bir kesimdeki “normalleşme” isteği.

Bütün bu çabaların da katkısıyla istikrar sağlanır, Erdoğan kendini toparlar, cemaatle AKP barışır mı?

Türkiye bir aylık bir karmaşadan sonra, “düzenin tesis edildiği”, yerel seçimlerin sükunet içinde yapıldığı, “milli irade”ye göre siyasetin dengelerinin yeniden kurulduğu bir “normalliğe” döner mi?

Bu imkansız…

Kum saatinin akışını yavaşlatabilirler belki.

Ama keşke, muhafazakarı, İslamcısı, liboşu, milliyetçisi-ulusalcısı, merkez solcusu, merkez sağcısı hep birlikte dağılmakta olan yapının imdadına koşsa, sanki bir şey olmamış gibi davransa.

Sanki Suriye’deki teröristlere çuval çuval para, kamyon kamyon silah yollanmamışçasına…

Sanki eğitimden siyasete her taraf dinselleştirilmemişçesine…

Sanki ülkenin her santimetrekaresinden yağma, talan, yolsuzluk fırşkırmıyormuşçasına…

Sanki gözüdönmüş piyasa aktörleri emekçi halkın ümüğünü sıkmıyormuşçasına…

Sanki, ülkede yönetime talip olanlar başvurularını önce Beyaz Saray’a yapmıyormuşçasına…

Keşke…

Keşke “herif bitti ama bizi de bitirecek” kaygısıyla mümkün olan en geniş koalisyon kurulsa, “merak edecek bir şey yok, normalleşiyoruz” diye müjde patlatılsa.

Onca yıldır bir türlü ayrıştıramadığımız sapla saman belli olsa, sahte umut tüccarları açığa düşse, yıllardır halka ölümü gösterip sıtmaya razı edenlerin ipliği pazara çıksa.

Diktatörün laneti onları da içine alsa.

Halkımız da Haziran ayındaki tarihsel çıkışının rastlantı olup olmadığı sorusuna yanıt verse.

Keşke…

Solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1084