REDDİ HAKİM DİLEKÇESİ ÖRNEĞİNİN BAROYA BİLDİRİMİ NEDEN GEREKLİ

~ 31.01.2010, Av. M. Haşim MISIR ~

Türkiye Barolar Birliği’nin 8–9 Ocak 1971 tarihinde yapılan IV. Genel Kurul Toplantısında kabul etmiş olduğu ve Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın “Yargı Organlarıyla ve Adli Mercilerle İlişkiler” başlıklı bölümünde yer alan 23. madde de “hâkimin reddi, savcıların ve başkaca adalet görevlilerinin reddi veya şikâyet edilmesi konusunda ve genellikle konuşmalarında ve yazılarında avukat, kanunun gerektirdiği gerekçeleri aşmayacak biçimde açıklar. Red veya şikâyet dilekçelerinin bir örneği de baroya verilir.” hükmü yer almaktadır.

İşte bu meslek kuralının uygulamasının Danıştay Sekizinci Dairesi’nde görülmekte olan bir davada, anılan daire tarafından verilen 09.10.2009 tarih ve 2009/1525 Esas sayılı kararla düzenleme hakkında yürütmesinin durdurulmasına kararı verilmiştir.

Öncelikle hukuk davasında davacı ve davalının, ceza davasında sanık ve müdahilin red ve şikâyet haklarının varlığının, davada taraf olanların adalete doğrudan katılması anlamına geldiği bilinmelidir. Bu olanağa sahip olanların haklarında verilecek karara doğrudan katılmış sayılacakları tartışmasızdır. Bu hak aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde tanımlanan “Adil Yargılanma” hakkının da ayrılmaz bir parçasıdır.

Maddenin 1. fıkrasında red nedenlerinin yasada öngörülen nedenlere dayanması ve avukat tarafından “kişiselleşmeden objektif gerekçelerle” açıklanması öngörülmektedir. 2. fıkrada red dilekçesinin bir örneğinin baroya verileceği bildirilmektedir.

Avukatla takip edilen davalarda red dilekçesinin bir örneğinin baroya verilmesinin özünde red nedenlerinin yargının manevi şahsiyetini, avukatın onurunu olumsuz etkiler yargıç veya savcı davranışları olduğu tartışmasızdır.

Üstad Avukat Ali Haydar Özkent’in İstanbul Barosu tarafından yayınlanan 1940 baskı Avukatın Kitabı adlı eserinde “Kat’ı bir zaruret olmadıkça avukatın hâkimi şikâyet ve red gibi kanun yollarına müracaat etmemesi ve zaruret gördüğü hallerde de çok düşünmesi ve hâkiminde bu gibi istenilmeyen hallere meydan verecek davranışlardan kaçınması gerekir. Şurasını hâkim de, avukat da hiç unutmamalıdır ki, bu iki müessese düşman değil, dosttur. İkisisin de hedefi birdir. Birbirinin yardımcısıdır. Bu müşterek işi karşılıklı sevgi ve saygı ile yapmak, muvaffakiyetlerini temin edeceği kadar adaletin de dileğidir. Aralarında her hangi bir anlaşmazlığın hallini zabıt varakalarına, ceza mahkemelerine bırakmaktansa Mahkeme Reisine ve Baro Başkanına bırakmak daha hayırlıdır. Onlar daha serinkanlılıkla ihtilafı her iki tarafın haysiyetini koruyucu şekilde hallederler. Hâkimle avukat arasındaki kavganın mahkemelere intikal etmesi, her ikisinin haysiyeti ve menfaati bakımından iyi değildir. Bu kavgadan ister galip ister mağlup olsun, her iki taraf ta hırpalanarak çıkar. Adaletin göreceği zarar ise bunlardan daha büyüktür.” sözleri red dilekçesi örneğinin neden Baroya verilmesi gerektiğini çok veciz sözlerle açıklamaktadır.

Uygulamada hepimizin malumudur, Avukatlar genelde reddi hâkim istemlerini müvekkil imzası ile yapmaktadır. Oysa yine Üstad Avukat Ali Haydar Özkent’in dile getirdiği gibi,“Hakkın ve her bir müdafaanın istediği medeni cesareti göstermeyenler, yalnız adalete karşı kötülük, müvekkiline karşı hainlik etmiş olmakla kalmazlar, belki şan ve şerefin tepesine çıkmaktan da mahrum kalırlar. Harpte zafer, büyük tehlikelere göğüs germekle olduğu gibi, “müdafaada zafer de, hiçbir bozgunculuk ve iki yüzlülük göstermeyerek, kanunun ve vicdanın emrettiği sözleri, bentleri yıkan seller gibi, gürleyerek söylemekle elde edilir. Böyle mert ve cesur avukatlar, bizzat çekinilen şahsiyetler ve makamlar nazarında, korkak ve miskinlerden daha çok itibar görürler. Doğruluk bunun içindir. Kanunlar bunun içindir, mahkemeler bunun içindir. Bir gün sille tokat yiyeceği sanılan veya yiyen avukatın, yıllar sonra Adliye Sarayına heykellerinin dikildiği çok görülmüştür. Türk avukatlık tarihi, medeni cesaret sahibi avukatlarımızı şerefle kaydeder.” sözlerinin gereği, zaruret varsa avukat imza atmaktan da korkmamalıdır.

O halde Baroya bildirim zorunluluğu niçin! Çünkü Baro Başkanı reddi hâkim dilekçesi örneğini alacak, okuyacak, gerekirse yönetimini toplayacak, avukat haklı ise sonuna kadar arkasında olacaktır. Yok, gerçekten haksız ve kötü niyetle red talebinde bulunduğunu görürse “Adaletin göreceği zarar” daha da büyük olacağından avukat hakkında soruşturma açacaktır. Avukatlık mesleğinin kamusal niteliği de bunu gerektirir.

Nitekim Paris Barosu İç Yönetmeliği’nin 43. maddesi, “hiçbir avukat, evvelden baro başkanına haber vermeden yargıç, avukat, savcı veya diğer adalet yardımcısı hakkında şikâyet dilekçesi veremez” hükmü, uluslararası uygulamanın da bu yönde olduğunu göstermektedir.

Baroya bildirim zaruretinin “Şikâyet hakkının sınırlandırılması” olarak yorumlanması da mümkün değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 28.10.2003 tarihli Steur Hollanda kararında bildirildiği üzere “Mahkeme, avukatların halk ile mahkemeler arasındaki aracılar olarak sahip oldukları özel statünün, adalet dağıtımında kendilerini merkezi bir konuma yerleştirdiğini hatırlatır. Böyle bir konum, Baro üyelerinin davranışlarına getirilen olağan sınırlamalara anlam vermektedir. Dahası, hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlette temel bir işlev gören ve adaletin garantörü olan mahkemeler, halkın güveninden yararlanmak zorundadırlar. Avukatların bu alandaki kilit rolleri göz önünde tutulduğunda, adaletin gereği gibi dağıtılmasına katkıda bulunmaları ve böylece halkın güvenini sürdürmeleri beklentisi, haklı bir nedendir.” gerekçesinden görüldüğü üzere, “Baro üyelerinin davranışlarına getirilen olağan sınırlamalara anlam vermektedir.” sözleri, avukatlık mesleğinin keyfe keder uygulanamayacağı, elbette ki bir takım sınırlamaların olacağına açıkça işaret etmektedir. Kaldı ki maddenin şikayet hakkını sınırlamadığı, sadece bildirimi öngörmekte olduğu da göz ardı edilmelidir.

O halde maddenin amacının öncelikle adaletin gereği gibi gerçekleşmesine katkı olduğu asla unutulmamalıdır.

Av. M. Haşim MISIR | Tüm Yazıları
Hits: 4810