"İnsan hakları alanında temayüz" edenler.

“İnsan hakları alanında temayüz” edenler…

Kurul üyeliklerine…seçilecek adaylar… bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç otuz gün içinde başvurur veya… teklif edilir. Kurul üyeliklerine ilk seçimler en geç 23/9/2012 tarihine kadar gerçekleştirilir.” (Geçici md. 1/2).

Yasa, 30 Haziran’da yürürlüğe girdiğine göre, adaylar herhalde belli olmaya başlamıştır. Başvuru ölçütü, “insan hakları alanında temayüz” etmiş olmak. Toplam 11 üyenin 7’si Bakanlar Kurulu, 2’si CB, 1’i YÖK, 1’i de Barolar tarafından atanacak ve seçilecek.

Kısacası, Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHK) üyeleri, Yürütme organınca belirlenecek. Bunun anlamı şu: İnsan hakları ihlâlleri, çoğunlukla Yürütme ve hiyerarşik sorumluluğu altında bulunan idareden kaynaklanır. Bu nedenle Kurum, insan haklarını koruma ve geliştirme işlevini, kural olarak kendisini belirleyen organa karşı yerine getirecek!

Kurul’un oluşumunda sorun olarak dikkat çeken üç önemli nokta:

-“temayüz etmek”: Başkalarına göre üstün duruma gelme, sivrilme, seçkinleşme (TDK, Türkçe Sözlük).

-“kapalı devre”: temayüz ettiği(ni) düşünülen ve/ya düşünen adaylar, hükümet ve CB tarafından, saydamlık ilkesinden uzak bir şekilde atanacak.

-“dışlananlar”: belirleme sürecinde insan hakları alanında uzmanlaşmış dernek ve vakıflar ile, halkın seçtiği TBMM, tamamen dışlanmış bulunuyor. Böylece, üyelerin belirlenmesinde, uzmanlık, demokratik ve saydam süreçler, devre dışı bırakılmış oluyor.

“Milletvekillerine çağrı”

Bu, konuyla ilgili son yazımın (03.02.2011) başlığı ve şöyle bitiyordu:

Anayasa’nın yenilenmesi, gündemin ilk sırasını tuttuğuna göre, yerindelik bakımından da, İH yapılanmasında Anayasa belirleyici olmalı. Aksi halde, ‘yasaya uygun bir anayasa’ süreci yaşanmaz mı? Yapılması gereken, bu konunun doğrudan Anayasa’da düzenlenmesi; tıpkı son değişiklikte ombudsmanın düzenlendiği gibi… Eğer Anayasa’da yeniden ele alınacaksa, şimdi yasa neden oylanıyor? Yok eğer, son şekli bu olacaksa, reddi, kabulünden çok daha yararlı olur. Çünkü, bu yasayla kurulacak bir birim, Türkiye’de çağdaş anlamda İH’nın ilerletilmesine katkıdan çok, hükümetlerin İH’nı ihlâl politika ve uygulamalarını meşrulaştırma işlevi görür. Lütfen hayır deyin!”

6332 sayılı yasa: TİHK

12 Haziran seçimleri sonrası yeni anayasa çalışmaları fiilen başladığı sırada, TİHK yasa tasarısı yeniden gündeme getirildi.

6328 sy.lı Kamu Denetçiliği Kanunu (KDK)(R.G.: 29 haz.) ve 6332 sy.lı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu (R.G. : 30 haz.), yürürlüğe girdi.

KDK, 2010 anayasa değişikliği gereği hazırlandı. İdarenin denetiminde hedefi, “insan haklarına dayalı adalet anlayışı” şeklinde belirlemiş. Başdenetçi, TBMM tarafından seçilecek… Bu bakımdan, TİHK yasasına göre demokratik.

Oysa TİHK, görev alanı olarak Kamu Denetçiliğinden daha geniş ve genel bir kuruluş. Hazırlık sırasında, iki yıl önce de, ilgili kuruluş ve uzmanların görüşlerine “sözde” başvurulmuştu. Hatta bu amaçla, öneri metin iletenler de oldu… Bu kez de, görüş alınıyor gibi yapıldı. TBMM İHİK, UNESCO İnsan Hakları İhtisas Komitesi’nden taslak bile istedi. Fakat, TBMM’nin hızına kimse yetişemedi. Dahası: İH İhtisas Komitesi tarafından hazırlanan metnin UNESCO Milli Komisyonu sitesine konulmasına bile izin verilmedi. Gerekçe: eleştirel öğeler içermesi…

Bakanlar Kurulu hangi yasayı yürütür?”

6332 sayılı Yasa, sözel olarak Türkiye’nin taraf olduğu konuyla ilgili uluslararası düzenlemelere yabancı bir bağlamı yansıtıyor. Fakat düşündürücü olan, aynı konuya ilişkin yasaları yadsıma: İnsan Hakları Danışma Kurulu (İHDK) dahil, insan hakları birimlerini düzenleyen 4643 (ve 3056) sayılı Yasalar. 4643 sy.lı Yasa ile öngörülen İH İnceleme ve araştırma heyetlerinin neden kurulmadığı veya İHDK’nın neden çalıştırılmadığı, sanki yasamanın tamamen dışında bir sorun.

Oysa muhatap, yeni Yasanın da öncüsü: “Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür”. Ne var ki, 4643 sy.lı Yasayı Bakanlar Kurulu, 8 yıldır yürütmüyor. Peki, 6332 sy.lı yasayı yürütecek mi?

İlkini neden yürütmedi? Yürütme adına TBMM üyesine verilen yanıta göre neden, “Kurul üyeleri arasındaki görüş ayrılıkları” (4.1.2012). Şu halde, yeni Kurul için, “insan hakları alanında temayüz etmiş”, ama aynı zamanda benzer görüşlü kişiler bulunacak…

Tutarlılık mı, çelişki mi?

İnsan hakları ihlallerinin giderek yaygınlaştığı ve Türkiye’nin çoğulcu toplum yapısından uzaklaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda, İH Kurumu, insan haklarına saygılı bir devlet hedefine katkı sağlar mı? Yoksa, iktidar açısından ihlalleri meşrulaştırma aracı olarak kullanılma riski mi daha çok? Sorulara yanıt için, önce, “insan hakları alanında temayüz etmiş” 11 zevatı tanımak gerek…

(Birgün)

Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1534