Aydın kavramı ve boşa edilen küfür

~ 08.07.2012, Nihat BEHRAM ~

İstanbul Baro Başkanı Ü. Kocasakal gibi, zaman zaman ‘Şu aydınlar’ diye başlayıp, öfkeyle gürlüyoruz! Bu öfkeye neden olan işler de öfkeyi hak etmiyor değil. Sözgelimi, adam sistem yalakalığı yapan bir profesör, şeriat yanlısı, iktidar yandaşı gazeteci,  CIA güdümlü TV yorumcusu, faşizme tezgahçı yazar. Yani  lanetin her türünü hak eden biri. İyi de, bu kişinin ‘aydın’ olması nereden geliyor? Yani adamın yazarlığı, gazeteciliği, profluğu ona ‘aydın’ olma özelliği mi bahşediyor? Karanlık olan bir şeyi ‘aydın’lığın özellikleriyle tanımlamak akıl sürçmesi değil mi? Einstein’ı aydın yapan, bilimsel buluşları mıydı, Hitler’e kafa tutuşları mı? FBI raporlarında, bilimsel çalışmaları değil fakat ‘35 solcu örgüte üye olduğu’ kaydı var.

Faşizm; yazar, düşünür  birçok kişiyi hedef alıyor. Bunun nedeni kafa emekçileri olmalarından mı, yoksa meslekleri yanı sıra başka nitelik, yani aydın niteliği taşıyor olmalarından mı? Eğer ikincisiyse bizim ‘Şu aydınlar’ diye başlayan esip gürlememiz, boşa giden körük havasıdır. Bugün hâlâ ‘aydın’ kavramının zihinlerdeki açılımı, klasik anlamıyla ‘entelektüel, düşünce emekçisi’ dir. Oysa ki bu aydın tanımının zamanaşımına uğraması üstünden yüz yıl geçti.
Geleneksel dilde ‘entelektüel’ diye tanımlanan bu ‘zümre’ ile çağdaş aydınlar arasında bir fark bulunmaktadır. Çağdaş aydın mesleği dışında bir başka özellik daha taşıdığı için aydın diye nitelenir. Yani, her yazar,  sanatçı, bilim adamı aydın değildir. Yazarlık bir meslektir, aydın olmak ise bir insan tipidir. Aydın olma, bir meslekle kendiliğinden örtüşen bir durum değil, ondan ayrı ve bağımsız bir etkinliktir.
Çağdaş aydın, çağına ve insanlığa karşı sorumlu ve aydınlık düşünce taşıyan kişidir. Bu da yeterli değil. Tanık olduğu haksızlık karşısında susmanın ve eylemsiz durmanın ahlâksızlık olduğunun bilincindeki kişidir.  Aydın olmanın bu çağdaş tanımı, her toplumsal katmandan aydın çıkabileceğinin de ifadesidir. Yani,  profesör, yazar, sanatçı sıfatıyla yandaş medyada kapitalist, emperyalist sisteme yavşaklık yapan kişi aydın değil, fakat tarihin oluşumuna düşünce ve eylemleriyle katkı sunan bir emekçi aydın özelliği taşır.
Gericiliğe, faşizmin kapı kulluğuna, sisteme yağcılık ve halk düşmanlığına yönelik öfkenin  ‘aydın’  kavramını da kendine hedef almasında bir saçmalık yok mu? Bir insan dönmüşse, satılmışsa, faşist sistemin kapı kuluysa, zalimin uşağıysa neden aydın olsun?
Aydın kavramının deformasyonla sisteme entegrasyonu, ‘küreselcilik çağı’nda kapitalist-emperyalist sistem açısından büyük önem taşımıştır. Bu operasyonda en önemli ‘görev’i yüklenenler ‘bir dönem solcusu aydınlar’ dır. Bugün ‘sol liberal aydınlar’ diye nitelenen kişiler bunlardır. ‘Sol’ ve ‘aydın’ kavramları, bu kavramlara en büyük ihaneti yapan bu kesimin gasp ve zimmetinden gerçek sahibi olan emekçi halka teslim edilmek üzere kurtarılmalıdır.
Kocasakal’ın “Bana aydın diyene dava açarım!” sözü,  şu an başat olan ‘hukuk’ anlayışına bakıp “Bana hukukçu diyene dava açarım!” ya da  “sol” ve “demokrat”  maskesiyle dolanan sistem erketelerine bakıp “Bana solcu diyene, demokrat diyene  dava açarım!” demek gibi, endazeyi kaçırmış bir sözdür. Hele ki, aydın bilinci ve onuruna sahip insanlarımızın, faşizme karşı Sanatçılar Girişimi, Sosyalistlerin Meclisi gibi oluşumlarda saf tuttuğu bir zamanda.

Değerli bir aydın olan Kocasakal, isterse bu sözüm nedeniyle hakkımda dava açabilir.
______________________________________________________
Aragon:
“Ağzınızdan çıkanlara dikkat edin. Çünkü bir sözü unutmak bir yüzü unutmaktan çok daha uzun zaman alır.”

(Yurt Gazetesi)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1651