Üniversite Hali

YÖK Başkanı seçim üniversitelerine , “Üniversiteniz rektör adayları ile ilgili olarak genel kurulumuzun yapacağı görüşmeye ait takvim aşağıda belirtilmiş olup, söz konusu takvimin rektör adaylarına bildirilmesi için gereğini rica ederim”, diyen bir yazı gönderiyor. Rektörler bu yazıyı derhal adaylara iletiyor. Yüzü aşkın aday iki gün içerisinde Ankara’da “mülakat”a alınarak, haklarında bir hükme varılıyor. Adayların, başlarına düşen bu birkaç dakikada neyi anlatabildikleri, sınava çekenlerin bu birkaç dakikada neleri anlayabildikleriyse doğrusu pek meçhul kalıyor.

Bu umut yolculuğunun yolluk-yevmiye ödentisi kamuya, nereden baksanız, yüz bin liraya mal oluyor. YÖK başkanının yukarıda tırnak içerisinde verdiğim yazısında aslında adaylara yönelik bir görüşme çağrısı hiç yer almıyor. Yalnızca, Genel Kurul’un adaylarla ilgili olarak bir görüşme yapacağı söyleniyor. Bu yazı adaylara doğrudan da yazılmıyor.

YÖK başkanından farklı bir tutum beklerdim. Bu meslektaşlarına ve müstakbel mesai arkadaşlarına, bir “primus inter pares” (eşitler arasında birinci) olarak, daha incelikle yönelmesini; onları doğrudan, isimlerini anarak çağırmasını beklerdim. Kahyasına kapı önündekilerin içeri girebileceklerini işaret eden bir paşa edasıyla, “mülakata” emretmek bir yandan, buna bir kul edasıyla icabet etmek öte yandan çağdaş üniversitenin anlayabileceği şeyler değildir.

Niyetini bildirirken, aynı zamanda gizleyen bir yazı yollamak da başka bir kurnazlık olsa gerektir. Gördüğünüz gibi, yazıda kimse bir yere, bir şeye çağrılmıyor. Çünkü hiçbir yasal düzenlemede YÖK’ün böyle bir yetkisi, adayların böyle bir görevi bulunmuyor. Böyle bir çağrının rektör atama işleminin iptali sonucunu doğuracağını bildiklerinden, işlerini şifahen halletmeyi uygun buluyorlar.

Bu yılın rektör seçimleri sürecinde adaylar ve seçmenler Oğuz Atay’ın “Eylembilim”ini haklı çıkarmakta yeniden epeyce malzeme sundular.

Savaş çığlıklarının atıldığı bu günlerde bu köşelerin böylesi konularla meşgul edilemeyeceğini söyleyenleri duyar gibiyim. Ancak pek haklı değiller. Geçenlerde eczaneden, yiyip içtiklerimizin ne denli asidik olduğunu anlamak için turnusol kâğıdı almıştım. Buradaki o kâğıt parçası da aynı yöntemle kendi alanında, bize devlet yönetiminin ne denli asidik olduğunu gösteriyor gibidir.

Biz bir şeyi yitirdik. Cumhuriyetle bulur gibi olduğumuz bir şeyi… Sanki yeniden asla bulamayacağımız bir şeyi! Eski Cumhurbaşkanlarından Ahmet Necdet Sezer’in özlemle, özenerek yaptığı ve daha sonra bir daha asla yapamadığı o şeylerin gösterdiği bir şeyi yitirdik. Eşiyle birlikte marketten alışverişe gitmişti ve kırmızı ışıkta durmuştu…

İngiliz başbakan’ı kızını pub’ta unutuyor. İsveç başbakanı eşiyle sinemaya gidiyor vs.vs… Bir özel yaşamları olabiliyor. Onlar bu özgürlüğü, tüm yükü yasalara yükleyerek, yasaları uygulayarak, yasalara uyarak, hukuka uygun yasalar yapılmasına çabalayarak, herkese eşit ve daha çok özgürlük, güvenlik üreterek elde ediyorlar. Egemen bir halkın eşit onurlu üyeleri olmaktan kıvanç duyuyorlar. Bunları söylerken yeni rektörlerin de, eskileri gibi, bir koruma ordusuyla ve pahalı arabalarla öteye beriye seyrüsefer edeceklerini düşündüğümde, hallerine (ve halimize) acımamak elden gelmiyor.

Yarı feodal, yarı endüstrileşmiş, ileri teknoloji kullanan toplumumuzun çelişik kültürel tortularla derilip çatılmış, kargaşık yapısından türeyen anlamsız ve gerici bir takım işlevleri uzunca bir zamandan beri devlet görevi olarak geliştiren ve dayatan bir siyasi iktidarla karşı karşıyayız. Üniversitelerimiz ise cumhuriyet felsefesinin gösterdiği çağdaş uygarlık hedeflerine uygun düşen işlevleri bir siyasal-sosyal yapının anayasal kuruluş ögeleri olarak tasarlamaya çalışmak; yani yapıdan işleve değil, işlevden yapıya doğru olan çalışmaları toplumun sorumlu ve bilinçli özneleri olarak daha çok üstlenmek zorundadır. Dinci ya da işgüzâr rektör adaylarının soluk soluğa gittikleri bu mülakatlarda söyleyemeyecekleri şeydi bu görev. Oysa her birinin üniversitesi bunu layıkıyla yapabilecekti. İzin veremeyecekleri ya da gizliden gizliye köstekleyecekleri şimdiden belli değil mi?

Yitirdiğimiz o şeyin: İnsana koşulsuz ve eşit bir onurun, ulusa koşulsuz ve kayıtsız bir egemenliğin bilinç ve eylem düzlemleri olması gereken üniversitelerimiz bu yüzden ülkenin turnusol kâğıdıdır.

(Cumhuriyet Bilim Teknik)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1404