Bir Kassandra Çağrısı (2)

Değerli Rektör adayları, Atatürkçüyseniz, solcuysanız, demokratsanız, özgürlükçüyseniz, üniversite değerlerine bağlıysanız, bunlardan en az biriyseniz YÖK’e “mülakat”a gitmeyeceğinizi ülke kamuoyuna duyurunuz.

Çünkü gerçek bir Atatürkçü, gerçek bir solcu, gerçek bir demokrat, özgürlüğün ne olduğunu gerçekten bilen, üniversite değerlerine gönülden bağlı bir rektör adayı ülkesine, üniversitesine, bilime, kendisine yıllardan beri sinsice ve inatla dayatılan gerici, sömürgeci, devlet ve toplum dönüştürme projesine en azından bu tutumuyla karşı durmayı seçer.

Değerli öğretim üyeleri, Atatürkçüyseniz, solcuysanız, demokratsanız, özgürlükçüyseniz, üniversite değerlerine bağlıysanız, bunlardan en az biriyseniz, oyunuzu YÖK’e “mülakat”a gitmeyeceğini söyleyen adaylara vereceğinizi ülke kamuoyuna duyurunuz. Çünkü gerçek bir Atatürkçü, gerçek bir solcu, gerçek bir demokrat, özgürlüğün ne olduğunu gerçekten bilen, üniversite değerlerine gönülden bağlı bir öğretim üyesi ülkesine, üniversitesine, bilime, kendisine yıllardan beri sinsice ve inatla dayatılan gerici, sömürgeci, devlet ve toplum dönüştürme projesine en azından bu çağrısıyla karşı durmayı seçer.

Bu karşı durmanın bu süreçte en etkili eylem tarzı bugün, YÖK’e “mülakat”a gidilmeyeceğini ülke kamuoyuna yüksek bir sesle duyurmaktır. Tüm üniversite platformları, dernekleri, forumları, inisiyatifleri, konseyleri, her bir üniversiteli, nerede duruyorlarsa, oradan bu eyleme katılmalı, bu sese seslerini katmalıdırlar. Salt rektör seçmeye, seçilmeye çalışmakla ülkenin kıt zamanını heder etmeyiniz.

“Mülakat”a gitmemeyi önceki yazımda Gandhi’nin “Tuz Yürüyüşü”ne, Atatürk’ün Anadolu İhtilali’ni başlatırken üniformasını çıkarmasına benzetmiştim. Bu sembolik eyleminizle siz bu büyük insanların yanı başında olmak onuruna kavuşacaksınız. Şimdi bütün sorun, bu onuru isteyip, istemeyeceğinizdir. Buradan birkaç sözüm de, önceki yazımda neden sessiz kaldıklarını sorduğum üniversiteli köşe yazarlarınadır. Sekiz aydan beri yoğunlukla dillendirdiğim “Direnen Üniversite”ye katılıyorsanız, üniversitelerinize, adaylarına yol gösteriniz; susmayınız, bir şeyler yapınız çok geç olmadan! Katılmıyorsanız, açık sözlü olunuz, onu da yazınız, çok geç olmadan. Bile(ye)yim yalnızlığımı…

YÖK geçenlerde, Akdeniz, Ankara, Atatürk, Boğaziçi, Cumhuriyet, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Ege, Erciyes, Fırat, Gazi, Gaziantep, İnönü, İstanbul Teknik, Karadeniz Teknik, Ondokuz Mayıs, Orta Doğu Teknik, Trakya ve Yıldız Teknik Üniversitelerinin 14 -16 Haziran 2012 tarihlerinde rektörlük seçimi yapacağını duyurdu. 2012 seçim üniversitelerinin kalan kısmı Eylül’de, İstanbul Üniversitesi Aralık’ta sandığa gidecek. Bu ağırlıklı üniversitelerin tüm öğretim üyelerinden ve rektör adaylarından böyle bir direnişi beklemeye her yurttaşın hakkının bulunduğunu düşünüyorum. Aldıklarınızı bu halka birazcık olsun geri vermek istiyorsanız, her uygar yolla, yöntemle direniniz.

Daha önceki yazılarımdan birinde söylediğim gibi, Hitler’in de çok başarılı bilimcileri, yüksek okulları, en iyisinden, en ünlüsünden filozof rektörleri vardı, ama üniversiteleri yoktu. Olamazdı. İşini çok iyi yapıyor olmak, işinde çok iyi olmak bile, hiç kimseyi bu sorumluluktan kurtaramaz. Tam da en iyiler, bu yolda en önde yürümelidir. At gözlüklerimizi çıkaralım. Gerçeğe, yalnız gerçeklikle; gerçekliğe yalnız gerçekle bakılabileceğini hatırımızdan çıkarmayalım. Bunların yöntemsel kesinlikle kavranıp bilinebilmesinin en uygun yerinin yalnızca üniversite olduğunu; bu yüzden tüm yapıp etmelerimizin kamusal/siyasal yaşamı yönlendirip, biçimlendirdiğini; yine bu yüzden baskı ve boyunduruk altında tutulduğumuzu bir bilelim. İşte bu baskı ve boyunduruktan kurtulmak için direnelim.

Adaylarımızı YÖK boyunduruğuna (en) uygunluk sınavına göndermeyelim. Boyunduruğa gönüllü ve uygun olanlarımızı seçmeyelim. Direnen üniversiteye aday olalım, direnen üniversite adayımıza çoğunluk oyumuzu vererek ilk hamlemizi yapalım. Bundan gerisi lafügüzaftır. Kaçmak için bahanedir. Kimseyi aldatmayalım. Ve çoğu az, azı çok göstermeden bir görelim, az mıyız, çok muyuz? Az isek işimizin çok ve çetin olacağını bilelim.

2012 Haziran’ı, siz isterseniz, “üniversiteye ve ülkeye özgürlük yürüyüşü”nün başladığı ay olabilir. Tehlikeye atacak hiçbir şeyiniz yok. Böyle görüp, eylemedikçe ama, ülkenizin ve üniversitenizin daha büyük tehlikelere sürüklenmesine izin verdiğinizi unutmayınız. Nihayet, oy gizli değil mi? Sandık şaşırtmalı! Gelecek yazımda, yazarsanız, pro - contra, sizlerin sesine yer vereceğim. Ardından seçim sonuçlarını bekleyeceğiz.

(Cumhuriyet Bilim ve Teknik)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1395