Direnen İnsan

Medreselerimiz vardı. Medreselerimiz olacak. Şimdilerdeyse okullarımızda anlamsızlaştırma çalışmaları sürdürülüyor. İnsan aç yaşayabilir, yalanlarla yaşayabilir bir süre, ama anlamsız kısacık bir süre bile yaşayamaz.

Anlamsız kalmanın pek çok nedeni, anlamsız bırakmanın pek çok yolu vardır. Kamusalda saydamlık diye dayattıkları bir saydamsızlıkta insanların, aynalar labirentine girmiş gibi kalakalması, ne kendini ne çevresini yeniden bilememesi; ne eyleyeceğini bilememesi postdemokratik siyasal muhterislerin üstlendikleri söküm çalışmasında pek istedikleri bir şeydir. Postmodern felsefeleri bu yüzden tepe tepe kullanmışlardır.

Yeniçağ’dan soluk soluğa geldiğimiz böylesi yeni bir çağdayız şimdi. Bu ama, kimilerinin dediği gibi, yeniden bir ortaçağ falan değildir. Bu, böyle giderse, İnsanlığın soykırımı çağı olacaktır. Karaya vuran balinalar gibi bu, birey için, giderek anlamsız kılınan bir yaşamaktan vazgeçme çağı olacaktır. Egemenlerin yalanlarına da inanılmadığında, başka bir yalanın hiç kandıramadığı anlamsızlıkların çoğaldığı yeni bir çağ!

Kendisi üretemezse, başka bir anlam birey için yeterince geçerli olamıyor. Yalanlarını dayatmak isteyenler bu yüzden, bireye kendi anlamını bulma olanağını veren özgürlüklere, demokrasiye, bunların kurumlarına saldırıyorlar. Kendilerine kul edemediklerinde, onu en azından anlamsız bırakmak istiyorlar. Sersem, şaşkın, eylemsiz kılmak istiyorlar.

Bir yandan bir élan vital ile, yaşamakla, yaşamla dolu olmakla, yaşam olmakla yazgılıyız. Öte yandan, bugünkü halimizle, bıçak ağzında bir varoluşun olumsuz koşullarını iyice pekiştirerek, çoğaltarak bu hoş yazgının üzerine ölümün, yokoluşun yazısını yazmaya çalışıyor gibiyiz. Eros’un bu ezeli rakibini unutmamalı. Yaşamın anlamla olan bu ilişkisi bize, anlamın bulunmasında tüm gücümüzün, yeteneklerimizin, araçlarımızın bilincinde olmamız, bunları koruyup geliştirmemiz, sınırlarına dek kullanmamız gerektiğini söylüyor. Bireysel yaşamımızı, dış bilgi ve enformasyonla beslediğimiz bir anlam vermeyle kavrayabiliyoruz. Bu yolla dokunabildiğimiz yaşamdan başkalarının bizi koparabilmesi, ancak bu örgünün yapısını ve işleyişini bozmakla olabilir. Bu bozma, sökme, koparma işine bir diktatör, bir sömürgen insanların güvenle kurmak ve yetkinleştirmek istedikleri bu anlamların kabasının örüldüğü kamusal kurumları yabancılaştırarak başlayacaktır.

Demokratik hukuk devleti toplumunda bu işleve göre kurgulanmış kurumlar özellikle, üniversite, basın ve dolaylı bir biçimde yargıdır. Bunlar “hakikat”in potalarıdır. Çağdaş insan bunlardan gelen hakikat içerikleriyle kurguladığı bir anlamla yaşama bakmayı başarabilecektir. Yaşama bağlanmamızda bu kurumların gördüğü işi küçümseyemeyiz.

Bu kurumlar üzerinde egemen ne denli iddialıysa, yerine geçebilecek her karşıt egemen de bu kurumları ele geçirmekte o denli hırslı olacaktır. Böyle bir gömlek değiştirme sürecinde yurttaşın gerçeklik bilincinin iyice bulanıklaşacağı apaçıktır. Bugün yeni yalanlara yer açmak için kurumsal ve içeriksel bir anlamsızlaştırma işlemine tanık oluyoruz. Bu süreçte insanın karşıt, direnen bir anlam üretmesi için gerekseneceği her türlü bilgi ve enformasyonda sürekli ve etkili bir doğruluk kuşkusu yaratarak ve bu malzemenin hazırlandığı kurumların iç işleyişini ve karşılıklı ilişkilerini bozarak ciddi bir güvensizlik ve çaresizlik duygusu yaratıyorlar. Böylelikle direnci ve karşıt anlamı besleyecek damarlar kesilmiş oluyor.

Böylesine inme inmiş bir kamusal alanda yapacağımız en önemli şey, her bilinçte, her vicdanda, her kurumda “hakikat”in özgürce dile gelmesine; hakikatin gün ışığına çıkarılmasında yöntemsel tutarlılığın ve kesinliğin sağlanmasına; bu çalışmaların yapıldığı kurum ve ortamların gereksindikleri tüm özgürlüklere ve olanaklara kavuşturulmasına ve güvenilirlikleri için gerekli her türlü denetim normunun konup işletilmesine; bunlardan emin olduktan sonra bunların işlerine ve işlevlerine yabancılaşmamaları için her türlü uyarma ve önleme sürecini başlatıp sürdürmeye bakmalıdır.

Hakikat alanı kamusal alan içinde, kendi anlamlarımızı özgürce arayabileceğimiz, kurabileceğimiz, bu yüzden birlikte koruyup, geliştirmemiz gereken bir çekirdek alandır. Hakikat alanının (üniversitenin, basının ve yargının) siyasal tasfiye programlarının yolgeçen hanı kılınmasına izin vermemeliyiz. Bu kurumların özgürlük ve özerklik yönünde yetkinleşmesi çağdaş toplumda insanlığın yetkinleşmesinin çok önemli bir önkoşuludur.

Üniversite bu yüzden Direnen Üniversite’dir, İnsan Direnen İnsan…

(Cumhuriyet)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1426