Paris fırsatçılarına izin vermeyelim

~ 15.11.2015, Kemal OKUYAN ~

Silahlar ölüm kusuyor… Bombalar patlıyor ardı ardına… Dinsel fanatizm yerleştiği bedenlerle birlikte onlarca insanı havaya uçuruyor, parçalıyor. Ne zaman, nereden sokulacağı belli olmayan bir düşman algısı zihinlere yerleşiyor.

“Kim, ne amaçla” sorusuna şu aşamada birden fazla yanıt verilebilir. Düşünmeye, tartışmaya, bazı sonuçlara varmaya elbette değer. Suriye’de değişen dengeler ışığında bakılabilir örneğin Paris’teki saldırılara. Fransa’nın iç dinamikleri, Avrupa Birliği içindeki sorunlar bir başka eksen olabilir; kimse “ne alaka” diyemez.

“Bu kapsamda bir saldırının istihbarat örgütlerinden habersiz düzenlenmesi mümkün değil” çıkarsamasına da pek itiraz edilmeyecektir herhalde. “Göz yumulmuş olabilir” birden fazla nedenle…

Lakin bütün bu analizlerde kesinlik, mutlak bir sonuç asla elde edilemeyecektir. Fazla zorlamaya gelmez.

Ama yine de Paris’teki katliamın kesin, mutlak bir sonucu var: Yönetenler, özgürlükleri daha da kısıtlamak için hiç zaman kaybetmiyor.

Çünkü onlara pek az kişi “siz ne yapıyorsunuz” diye soruyor, sınırların kapatılmasına, başkenti askeri birliklerin işgal etmesine, toplumsal yaşantının neredeyse sıfırlanmasına, siyasi faaliyetlerin durdurulmasına kimse ses çıkarmıyor.

Güvenlik kaygısını her şeyin üstüne çıkaran, “uygarlık tehlikede” kanaatini büyük bir hızla yerleştiren bir olgu IŞİD. Daha ilk kendini gösterdiğinde ne demiştik? Birden fazla amaca hizmet ediyor, dünyanın hâkim güçlerine ve somut olarak uluslararası tekellere hareket alanı açıyor…

En kalıcısı işte bu: Masaya terörü koy, karşılığında özgürlükleri askıya al.

11 Eylül saldırılarının iki temel sonucu, Afganistan ile Irak’ın işgali ve başta ABD olmak üzere birçok ülkede “güvenlik paranoyası” ile tekelci devletin yumruğunun daha fazla hissedilmesiydi. On yıllar süren mücadelelerle elde edilenin bir günde ortadan kalkması.

Yeme de yanında yat! Binlerce can kurban edilir tekeller adına böylesi bir kazanım için. Ederler! On tane IŞİD yaratırlar gerekirse…

Terörize olan bir toplumu yönetmek son derece kolay. Şimdi Fransa’da “can güvenliği” her şeyin üstündedir. Hakkını aramak, polis devleti uygulamalarına karşı çıkmak, söz gelimi grevden söz etmek kimin haddi!

Oysa tam da bunu yapmalıyız. Hollande gibilerinin, egemen sınıfın, emperyalistlerin üste çıkmasına izin vermemeliyiz. “IŞİD ve benzeri örgütleri siz beslediniz, hesap verin” diye yakalarına yapışmalıyız. “Yıllardır polise, istihbarata tonla para yatırdınız, sonuç sıfır, bu saçmalığa göz yummayacağız” diye meydan okumalıyız. 

Ve korkuyu aşmanın tek yolunun örgütlenmek, toplumsal yaşamı canlı tutmak olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Bütün analizlerin üstüne çıkarmamız gereken şimdi budur. Dünyanın her yerinde…

Terörü bahane ederek toplumsal yaşantının gözaltına alınmasını kabullenirsek, bombalar patlamaya devam edecektir. Sesini çıkarmayan, hakkını aramayan, köleleştirilen bir halk; bombalarla kârları patlayan uluslararası şirketler.

 

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/paris-firsatcilarina-izin-vermeyelim-136154

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 593