Türkiye: 1 Kasım'dan önce, 1 Kasım'dan sonra

~ 01.11.2015, Fatih YAŞLI ~

Bugün seçim var. 7 Haziran’ın üzerinden yaklaşık beş ay geçmişken, gece gündüz “milli irade” diyen iktidarın milli iradeyi tanımaması nedeniyle tekrar bir seçime gidiyor Türkiye.

Peki seçime giden Türkiye, nasıl bir Türkiye’dir, ülke seçime nasıl bir ahval ve şeraitte gitmektedir?
Bunun için derin analizler yapmaya, büyük büyük laflar etmeye gerek var mıdır? Sanmıyorum ki olsun. Seçime giden Türkiye, daha üç hafta önce, başkentinde tarihinin en büyük terör saldırısıyla karşılaşan ve 100’den fazla yurttaşını yitiren ama tek bir sorumludan dahi hesap sorulmadığı, tek bir yöneticinin dahi istifa etmediği bir Türkiye’dir.
Seçime giden Türkiye, seçim haftasında polisin Diyarbakır’da IŞİD’e ait bir evi basarak yedi militanı öldürüp on ikisini yakaladığı, Urfa’da IŞİD’in Suriyeli iki gazeteciyi kafasını keserek katlettiği, Antep’te tekbir getirerek polise el bombalı saldırı girişiminde bulunduğu, Cumhuriyet gazetesine yönelik bir saldırının elinin kulağında olduğu bir Türkiye’dir.

Seçime giden Türkiye, bu Türkiye’yi AKP’yle birlikte inşa eden Cemaate ait medya kuruluşlarına canlı yayında el konulduğu, Cemaatin ise bu hukuksuzluk rejimini yaratmada hiçbir suçu yokmuşçasına mağduriyet rüzgârıyla yelkenlerini şişirmeye devam ettiği, muhalefet partilerinin de hukuksuzluğa karşı durmakla Cemaatin değirmenine su taşımak arasındaki farkı ısrarla görmezden geldiği bir Türkiye’dir.

Seçime giden Türkiye, mafyadan bozma bir kulüp başkanının maçtaki yönetimini beğenmediği hakemleri stadyumda rehin aldığı ve ancak saatler sonra Cumhurbaşkanının telefonuyla serbest bıraktığı, sonra da kadınları aşağılayarak kabadayı pozları kestiği ve hakkında işlem dahi yapılmadığı bir Türkiye’dir.

O halde şöyle diyebiliriz: Seçime giden Türkiye istisnai olanın kural haline geldiği, anormalin normalleştiği, ölümün sıradanlaştığı, siyasetin kanla dizayn edilmesinin kanıksandığı, toplumun hızla çözüldüğü bir Türkiye’dir.
Üstelik Türkiye’de ilk kez iktidardaki parti seçim sonuçlarını fiilen geçersiz saymış, dolayısıyla seçimi fiilen tanımamış, anayasayı fiilen askıya almış, Meclisi fiilen ilga etmiş, tüm bunları da bizzat tarafsız Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişinin liderliği ve yönlendirmesi altında yapmıştır.

Dolayısıyla bugün AKP rejimi de Türkiye’nin düzeni de bir krizle karşı karşıyadır. Bütün kurum ve mekanizmaları parlamenter sisteme göre düzenlenmiş devleti fiilen başkanlıkla yönetmeye çalışmaktan ve başkanlığı bir türlü anayasal statüye kavuşturamamaktan kaynaklanan kriz, rejimin krizidir. Bu rejimin, giderek özel mülkiyeti ve hem yerli hem de küresel sermayenin çıkarlarını tehdit edecek ölçüde hukuksuz bir veçheye kavuşması ise düzeni bir krizle karşı karşıya bırakmaktadır.
Dolayısıyla 1 Kasım seçimlerinden AKP rejiminin muradı hiç olmazsa tek başına hükümet olacak vekil sayısına ulaşmak ve başkanlığa geçemese de siyasi ömrünü uzatarak krizi idare etmeye devam etmektir. Düzen ise sandıktan AKP’yi koalisyon hükümetine mecbur bırakacak bir sonucun çıkmasını ve dolayısıyla asgari hukuk normlarının geçerli olduğu bir “normalleşme”nin tesis edilmesini istemektedir.

Peki ya toplum? Toplum Haziran Direnişi’nden sonra adım adım sokaktan sandığa yönlendirilmiş, iktidarın ancak ve ancak seçimler yoluyla durdurulabileceğine inandırılmış, AKP’li bir koalisyona ve Erdoğan’ın “yasal sınırları”na döndüğü, ama Cumhurbaşkanlığı makamında oturmaya devam ettiği bir AKP rejimine razı edilmiştir. Dolayısıyla AKP, bu akşamki seçimlerden tek başına hükümeti kuracak çoğunlukla çıkmasa bile, –eğer kurulursa- bir koalisyon hükümetinin büyük ortağı olacak ve maalesef ki bu dahi psikolojisi bu doğrultuda şekillendirilmiş Türkiye toplumu için bir başarı, bir zafer hissiyatını beraberinde getirecektir.

Peki bu ahval ve şeraitte biz ne yapacağız? Sandıktan ister tek parti, isterse koalisyon hükümeti çıksın, toplumsal psikolojiye sırtımızı dönerek ve halka parmak sallayıp, “Yine kandırıldınız” diyerek bir yere varamayacağımıza göre yapacağımız şey şudur: Meselenin ne tek bir adam ne de tek bir parti olduğunu ve esas kavganın normaliyle anormaliyle bizzat bu sömürü düzenine karşı verilmesi gerektiğini, sabırla, bıkmadan usanmaya anlatmaya, başka bir ülke ve dünya düşümüzün peşinde çoğalarak koşmaya devam edeceğiz.

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 480