En büyük 'vaadin' sahibiyiz

~ 30.10.2015, Aydemir GÜLER ~

Başka zaman başka yerde mümkün olabilir… “Vay be, asgari ücreti iki katına çıkartacaklarmış! Helal olsun, verdim oyumu gitti…”

“Ne yapayım asgari ücreti, bana kredi lazım kredi. Bak adamlar söz veriyorlar. Bir alsınlar seçimi, yırttık yine.”

Başka zaman başka yerde seçimler böyle tartışılıyor ve böyle kazanılıyor olabilir. 2015’in sonbaharında Türkiye’de üstüne bu vaatlerin yazıldığı kağıtlar, dağıtılan kağıtlar veya duvarlara asılan kağıtlar, hepsi çöptür!

1 Kasım 2015 seçimleri, en son, bu anlamda vaatlerin yarışı olacaktır.

Seçim bir yarıştır elbette. 2015’te yarış herkesin kendi parkurunu kendi seçtiği bir kros sanki. Dere tepe, kuralsız, karanlık ve acımasız.

AKP’nin yalancı yalnızlığı

AKP’nin bunca yıllık başarısının bazı sırları var. Herkes bütün açıklığıyla görmek istemediği için sır olarak kalıyor bunlar. Yoksa en temel olanlar, sermayenin ve emperyalizmin, çarklarını döndürmek için, örneğin 1990’ların çok katmanlı krizini geride bırakmak ve bizim bölgeyi baştan aşağı yeniden biçimlendirmek için Ankara’da alabildiğine gerici ve halkla arası iyi bir rejime ihtiyaç duyduklarıdır. Bu, neredeyse çıplak gözle görünen gerçeğin nasıl yutturulduğuyla ilgili başka sırlar da var. Seçimle bağlantılı iki tanesini söyleyelim.

Bir: Siyasal tablonun başlı başına bir kutbu olarak ya da “hepsi bir yanda AKP diğer yanda” biçiminde bir tablo resmetmeyi başarmıştır.

İki: Kurulu düzenin legalitesini karşısına alıp dağıtmış, hem düzenin mağduru hem de onu dağıtacak kadar güçlü olmayı temsil etmiştir.

Sermaye ve emperyalizmle uyumun propaganda değeri yoktur. Herhangi bir halk çoğunluğu “ABD’nin en iyi yalakası kimdir” sorusunun yanıtı üstünden kimseye destek vermez. Herhangi bir halk çoğunluğu zenginleri kim daha zengin eder üstünden oy kullanmız. Diğer iki not ise çok önemli rol oynamışlardır.

İslamcılık, şeriatçılık… Türkiye’de kökleri en derinlere inen ideoloji kuşkusuz dindir. Bununla yarışabilecek tek alternatifse taassuba ve gerici otoriteye karşı özgürlükçü halkçı direnç olabilir. Yani bugün sosyalizm olarak tercüme edilebilecek olan taraf. Ancak dinci ideolojinin avantajının abartılmaması gerek. İnsanların AKP döneminde tabur tabur şeriatçı kesilmesinin altında güçlünün arkasına sığınma güdüsü yatıyor. Bu yolla iş bulunabilir, kömür yardımı alınır, ihale kazanılır… Hiçbiri olmasa, umudu vardır! Dinciliğin “en güçlü tarafı temsil etmek”ten çıktığı bir kez ilan edilsin, Türkiye’de o yasak saçların savrulacağına, çocukların kuran kurslarını asıp top peşinde koşacaklarına emin olabilirsiniz.

Komünistler ne vaat edebilirler seçmene?

Vaatten sayılır mı, AKP’nin bir “kutup” olmadığını, “başarısı”nın düzen partilerince ve egemen sınıflarca ve emperyalizmle paylaşılan bir başarı olduğunu anlatmak? AKP “herkese” değil, emeğe ve insana düşmandı. Kendi başına da değildi. Düzeni en iyi temsil ettiği için bütün kötülükleri kendinde birleştirmiş bir sembol olabildiği için iktidarını sürdürdü bunca zaman.

Meclise dört parti girecek. Bu dört parti AKP’li yılların resmi muhalefeti oldular olmasına, ama Erdoğan’da temsil olunan gericiliğin karşıtı oldular mı bir dakika için bile? Karşıt olsalar, Deniz Baykal kara çarşaflılara rozet takar mıydı? Gericiliğe karşı dursaydı CHP daha yeni TSK’nın Suriye ve Irak’a girmesine izni uzatan tezkereye ellerini kaldırılar mıydı? MHP ne zaman lazım olsa sokakta linçlerde saf tutar mıydı? HDP, Gezi’de düşen bir çocuğumuzun ağabeyini ekrana çıkarttı da, Haziran direnişçilerine darbeci der miydi, sembol AKP’yle ve sembolize ettikleriyle temelli bir derdi olsa? Saidi Nursi’yi “referans” ilan ederek mi karşıtlık kurulur Tayyip’le? Barış denilen şey Amerikan koalisyonunu alkışlayarak verilen bir mücadele midir?

Meclise giren ve gireceği kesin olan partilerin AKP rejiminin parçası olduklarını söylemek, tanım gereği bir vaat değildir. Emeği ve insanı ayağa kaldırmadan bir milim ilerlenemeyeceği, karanlıkların dağıtılamayacağını anlatmak, vaat sözcüğü açısından boştur.

Komünistler başkalarının yapmaya çalıştığı gibi “güç ideolojisi” mi yaymalıdır? Güç ideolojisi güçsüzleri, kendilerini çaresiz hissedenleri kolay bir kurtuluş fikrine davet etmektir. Aslında asgari ücreti şu kadar yapacağım vaadi “oy vermek yeter” anlamına gelir. Komünizm ise mücadele çağrısıdır.

Türkiye alabildiğine politize bir toplum artık. Sokakta, kahvede, okulda, işyerinde insanlar memleketin halini konuşuyorlar. Konuşurken heyecanlanıyorlar, kızıyorlar, taraf oluyorlar.

Oluyorlar mı? Oluyor muyuz gerçekten? Oluyor musunuz!

Harekete geçmeden, kızgınlık hissinin üstüne eylemini bina etmeden, taraf olmak derken oyunu emanet etmenin ötesini düşünmeden…

Politize toplumun zaafı örgütsüzlüktür. Meclis partileri güçlerini halkın örgütsüzlüğüne dayandırıyorlar.

Vaat mi? Komünist Parti’nin en büyük vaadi bu olmasın sakın?

Halk, emekçi halk nerede olursa olsun biraraya gelsin, tartışsın, konuşsun, karar versin, paylaşsın, kendini çoğaltsın, örgütlensin ve harekete geçsin. Komünistlerin çağrısı ve sözcük denk gelir mi gelmez mi, bilinmez vaadi bu olabilir ancak. Komünist Parti bunu yapmaya çalışıyor. Her zaman, her gün, seçimden önce, seçim sırasında ve seçimden sonra.

Özgürlük başka nedir ki? Adalet örgütlenen ve kendini yalnız hissetmekten kurtulmaya başlayanların talebiyse elde edilebilir bir şey olur. Yoksa yüzde on barajını aştığı ölçüde şikayetini de unutanların adaleti ne menem bir şeydir? Eşitlik zekatın hakkaniyetli dağıtılması mıdır? Ücretleri açlık sınırının altından yoksulluk sınırına doğru yukarı çekince eşitlik mi olur? Yoksa eşitlik birbirleriyle yoksullukta yarışanların tamamının kendi anadillerinde konuşabilmeleri, eğitim alabilmeleri midir? Ezilmenin onuru olmaz. Eşitlik için mücadele eden ezilenler onuru o mücadeleleri sırasında üretirler.

Komünist Parti bu yolun temsilcisi olduğu için, adına vaat diyeceksek seçim dönemlerinde söylenen sözlere, en büyük vaadin sahibidir. Ama isterseniz hep birlikte vaat kavramını atalım çöpe. Gelecek güzel günler, insanların oy verip gerçekleşmesini bekledikleri bir vaat olabilir mi?

Yoksa doğrusu Nâzım’ın dediği gibi midir yine:

Gelecek günler için / gökten ayet inmedi bize / onu biz kendimiz / vaat ettik kendimize / bir şarkı istiyorum / zaferden sonrasına dair / kim bilir belki yarın…

Zor mu? Elbette zor. Bugün yeterince güçlü müyüz? Hayır, tersine.

İsterseniz, vaat yok! İsterseniz, insanın yaratabileceği en güzel şeyin, tek gerçekçi biçimiyle, insanların insanlara vaat etmesi anlamında en büyük vaadin sahibiyiz…


* Boyun Eğme dergisinin 5. sayısında yayınlanmıştır.

Aydemir GÜLER | Tüm Yazıları
Hits: 481