Adalet duygusu kaybolunca

~ 28.06.2011, Sedat ERGİN ~

YÜZDE 10 barajı uygulanmasaydı ve Hatip Dicle Diyarbakır’da seçime bağımsız aday değil de BDP listesinden girmiş olsaydı bugün yaşadığımız tablo nasıl şekillenirdi?

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) KCK davasından tutuklu bulunan Dicle’nin milletvekilliğini iptal etmesi halinde bu milletvekilliği Adalet ve Kalkınma Partisi’nin envanterine geçirilebilir miydi?

BARAJ OLMASAYDI BDP 7-4 ALIYORDU

12 Haziran’da yapılan genel seçimde Diyarbakır’da toplam 679 bin 364 geçerli oy kullanıldı. BDP’nin desteklediği Özgürlük ve Demokrasi Bloku’na bağlı 6 bağımsız aday için verilen oyların toplamı 411 bin 232’ye ulaşıyor. Bu, Diyarbakır’daki geçerli toplam oyun yüzde 58.5’ine karşılık geliyor. Hatip Dicle, 78 bin 220 oy alarak bu ildeki en başarılı sonucu elde etti. Onu en yakından izleyen bağımsız aday Leyla Zana ise 71 bin 231 oy aldı.

Buna karşılık iktidar partisinin Diyarbakır’daki oyu 230 bin 213’te kaldı. Bu da toplam oyun yüzde 32.88’i ediyor. Bağımsızlar 6 milletvekili çıkarırken, AK Parti de 5 milletvekilinde kaldı. Ancak YSK Dicle’nin milletvekilliğini iptal edip bu sandalyeyi AK Parti’ye verince, dağılım 5-6 BDP’nin aleyhine döndü.
Barajın geçerli olmadığı adil bir sistem uygulanıyor olsaydı, bu takdirde BDP seçmenleri oylarını bağımsız adaylar arasında dağıtmak yerine doğrudan tek bir
BDP listesine yöneltmiş olacakları için değişik bir tabloyla karşılaşacaktık.

Barajsız nispi temsil sistemini Diyarbakır sonuçlarına uyguladığımızda, BDP 7, buna karşılık AK Parti ancak 4 milletvekili çıkarabiliyor.

İlginç olan nokta, YSK’nın Dicle’nin milletvekilliğinin iptaline karar vermesi halinde bile barajsız sistemde düşürülen milletvekilliği yine BDP’ye gitmekte, 7-4 olan dağılım değişmemektedir. Çünkü BDP listesinde 8’inci sıradaki milletvekili adayı nispi temsil sıralamasında en yakın AK Parti adayından 5 bin 350 oy önde bulunacaktı.

SÜRECİ HÜKÜMET DE TETİKLEDİ


Görüleceği gibi baraj sistemi BDP’nin TBMM’ye yalnızca hak ettiği oranda milletvekili sokmasını engellemekle kalmamış, aynı zamanda kazandığı halde düşürülen bir milletvekilliğinin başka bir partiye gitmesine de yol açarak, haksızlığı daha da büyütmüştür.

Bu olayın düşündürücü yönleri YSK’nın Dicle’nin seçime katılmasına izin verip sonradan sandalyesini iptal etmesiyle sınırlı değildir.

Bir bu kadar düşündürücü olan, Dicle’nin milletvekilliğinin iptaline yol açan ve sandalyesinin AK Parti’ye geçmesine yol açan adımlardan birinin bizzat iktidar partisi tarafından atılmış olmasıdır.

Radikal gazetesinde geçen hafta sonuna doğru çıkan ve tekzip edilmeyen haberlere göre, Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesi için YSK’ya dilekçeyi veren kişi iktidardaki AK Parti’nin seçim işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek’ten başkası değildir.

YANLIŞLIĞI BİLDİRMEK GEREKİYORMUŞ


Diyarbakır İl Seçim Kurulu avukatlarına Dicle’nin seçimi kazandığına ilişkin mazbatayı 17 Haziran günü vermiş. Ertesi gün AK Parti yöneticisi İpek, YSK’ya bir dilekçe vererek İl Seçim Kurulu’nun bu tasarrufunun hatalı olduğunu, Dicle’nin seçilme şartlarına sahip olmadığını bildirmiş. YSK da 3 gün sonra 21 Haziran tarihinde yaptığı toplantıda Dicle’nin mazbatasını iptal etmiş, bunun yerine AK Parti adayı Oya Eronat’a mazbata verilmesini kararlaştırmıştır.

Radikal’e konuşan Haluk İpek, “Süreç devam ediyordu. Dosya YSK’da devam ederken Hatip Dicle’ye mazbata verilmesi hukuka aykırıydı. Biz bu aykırılığı YSK’ya bildirdik. Birisi seçilme yeterliliğini kaybetmiş ama mazbatayı alıyor. Aday (Oya Eronat) bizim adayımız. Bu yanlışlığı YSK’ya bildirmemiz gerekiyordu. YSK’nın kararı da Anayasa ve yasalara uygundur” diyerek yaptıkları girişimi gizlemiyor.

Bu durumda bugünkü kriz noktasına gelinmesinde iktidar partisinin attığı bir adımın tetikleyici rolünü de teslim etmek durumundayız.

O zaman bu adımı atan bir partinin adı “adalet” sözcüğüyle başlasa da şimdi soruna çözüm bulmasını beklemek ne ölçüde gerçekçi olabilir ki?

 

(Hürriyet 28.06.2011)

Sedat ERGİN | Tüm Yazıları
Hits: 1498