Faili meçhul yok, direkt katliam var! Cizre, Cizre, Cizre.

~ 14.09.2015, Nazım ALPMAN ~

Türkiye tam sekiz gün yutkunarak sessizce Cizre’yi uzaktan izledi. Devlet bütün gücüyle bu köklü yerleşimi kuşattı. İlçede yaşayanları “esir” aldı!
Kendini savunamayacak konumda olanları da katletti!

Bu haliyle tam olarak Filistin yerleşimlerine baskınlar düzenleyen İsrail birliklerini anımsattı.

İşin ilginç yanı iktidarda İslamcı vurgusu ağır olan bir partinin bulunmasıydı. Ağızlarını her açtıklarında “Benim Filistinli Kardeşlerim” cümlelerini sakız edenlerin, Filistinlilerden çok İsrail komandolarıyla bire bir aynı zalim metotları uygulamalarıydı.

Cizre doğrudan adıyla bile egemenlerin yüreklerini ağızlara getirecek bir direniş geleneğine sahip bulunuyor. İktidarda kim olursa olsun, Cizreli Kürtler, devletin ağır saldırılarına muhatap oldular.

En eskileri bir yana bırakıp yakın tarihte bizzat tanık olduklarımla sınırlı tutarsam Cizre’nin kaç kez hallaç pamuğu gibi atıldığını unutmuyorum. Başbakan Tansu Çiller’in iktidar yıllarında Cizre yine böylesi bir devlet saldırısına uğramıştı. Cizre Doğru Yol Partisi (DYP) ilçe başkanı beni evine davet etmiş ve delik deşik olmuş duvarları göstermişti:

-Tam 5000 mermi deliği saydık!..

DYP o tarihte iktidar partisiydi… Devlet de devletti. Cizreliler de Kürt idiler!

Devlet için temel ölçü mevcut yerleşimin esas halkının kimliğiydi. Eğer söz konusu yerleşimin ağırlığını Kürtler oluşturuyorlarsa, her türlü baskı ve şiddet meşru idi!
Sonradan bu kadar vahşetin nasıl yapıldığı detaylarıyla ortaya çıktı. Polis panzerlerden mehter marşları çalınarak aracın tepesindeki otomatik tüfek 360 derece açıyla dönerek ilçenin ana caddelerinde sabaha kadar tur attırılmıştı. Bu operasyonu yapanların “kafalarının iyi” olduğunu operasyon dışı tutulan karakol polisleri yerel muhabirlere çıtlatmışlardı!

Cizre en fazla Kürtlerin devlet tarafından özgürce kurşunlanmış olmasıyla ünlendi. O yıllarda ilçe kurşunlamak o kadar “normaldi” ki, Sabah gazetesinin muhabiri İzzet Kezer’in iki kaşının ortasından tek kurşunla vurularak öldürülmesini Sabah gazetesi bile yeterince haberleştirmekten kaçınmıştı. Olay bir “trafik kazası” gibi geçiştirilmişti!

O yıllar çok gerilerde kaldı… Diyorduk ki, AKP’nin inişe geçişi başladı. Eski yılların paslı silahları yeniden sandıklardan çıkarıldı. Cizre kuşatıldı. Kürtler kurşunlandı. Cizrelilerin kucaklarına çocuk cesetleri bırakıldı!

Artık 1990’larda değildik. Cizreliler o yıllardaki kadar da çaresiz değillerdi. Kuşatma kalkar kalkmaz bütün ilçe tek yürek olarak meydanları doldurdu!

-Bizi öldürmekle bitiremezsiniz!

Kesin olarak bilinmesi gerekiyor ki, Cizre 2015 bir milattır!

İktidar zulmünün sonuna doğru atılmış büyük bir adımdır! Bir halka bu kadar çok kurşun attıktan sonra onun oylarına talip olmak akıl fikir işi olabilir mi?

-Sana en fazla kurşunu ben attım, sen de oyunu at!..

Cizre’de Nuh Peygamber Türbesi vardır. Bir gün türbeyi gezerken yeşil örtüler altına tükenmez kalemle yazılmış dilekler arasında biri dikkatimi çekmişti:

-Allah’ım sen PKK’ye güç ver kuvvet ver, amin!

Bu yazı görünen bir yerde değildi. Kat kat örtülerin arasına saklanmış bir şekilde gizlice yazılmıştı. Ancak çok dikkatli biri arayarak bulabilirdi.
Daha 1990’ların ilk yarısında PKK’nin bölgedeki yansıması böyleydi.

Şimdiyse bununla kıyaslanmayacak seviyelere ulaştı. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri resmen PKK’yi muhatap aldı, onunla masaya oturdu. Anlaştı. Sonra? Milliyetçi oylar gidiyor diyerek anlaştığı masayı tekmeyle devirdi.

AKP’nin 5. Kongresinde Genel Başkan Ahmet Davutoğlu şöyle diyordu:

-1990’lara dönmüş değiliz. O zamanlar faili meçhuller vardı!

Peki şimdi?

Artık resmen kuşatıp aleni olarak vuruyoruz!

Kürtler için hayatın acı gerçeği böyle yaşanıyor. Geriye kalan bizlere de büyük ve yeni bir utanç düşüyor:

-Cizre, Cizre, Cizre!

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 653