Milli irade öldü, ruhuna El Fatiha

~ 19.08.2015, Fatih YAŞLI ~

14 Mayıs 1950’de yapılan seçimleri “yeter söz milletindir” diyen Demokrat Parti’nin kazanmasından beri, “millet” ve “milli irade” Türk sağının fetiş nesnesidir.

Geri bıraktırılmış, yoksul ve cahil bir toplumun “vatan, ezan, kuran, bayrak” gibi üç beş sözcükle idare edilebileceğini, din ve milliyetçiliğin yoksullar için “kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz bir dünyanın ruhu” olduğunu bilen Türk sağı, seçim ve sandığı kendi varlığını ve kudretini tekrar tekrar onaylattığı bir tür ibadet, bir tür kendine tapınma biçimi olarak görür.

Türk sağı, Kemalistlerin “halk” ve “ulus”undan farklı olarak, milleti “dinine, devletine, vatanına bağlı, mukaddes bir topluluk” olarak tanımlar ve kutsar, Cumhuriyeti kuran kadrolar ve Kemalistler ise “milletin değerlerine yabancılaşmış elitler”dir.

İşte tam da bu nedenle, DP’nin iktidara gelişi, bu elitlerin yerini “milletin has, hakiki temsilcileri”nin almasıdır, Türk sağı kendisini milletin, yani “yerli” ve “milli” olanın hakiki ve yegâne temsilcisi olarak sunar.

Tam da bu nedenle, 14 Mayıs 1950’den beri yapılan hiçbir seçimde “ortanın solu”nun, yani CHP geleneğinin dahi tek başına hükümet kuracak çoğunluğu sağlayacak bir başarı gösterememiş olması tesadüf değildir.

Türk sağı, “vatan, millet, Sakarya” hamasetine piyasayı, ticareti, köşe dönmeyi, banka kredisini ekler ve her daim “küçük adamın ayakta kalma arzusu”na oynayarak iktidar olmayı başarır.

Türk sağ geleneğinin günümüzdeki temsilcisi olan AKP’nin “millet” ve “milli irade” fetişizmi ise kendisinden önceki bütün sağ partileri fersah fersah aşmış durumdadır.

AKP 13 yıldır girdiği her seçimi kazanmanın verdiği özgüvenle, içine girdiği kriz durumlarını aşmanın ve inşa ettiği rejimi yerleştirmenin yolu olarak sürekli sandığı işaret etmiştir; üstelik sadece seçimler değil, cumhurbaşkanını halkın seçmesi ve 12 Eylül Anayasasında kimi değişiklikler yapılması örneklerinde görüldüğü üzere referandum da AKP rejimi için bir silahtır.

AKP rejimi, şimdi de benzer bir şekilde, tek başına hükümet kuramama ve başkanlık sistemine geçmek için yapılacak anayasa değişikliği için yeter sayıda vekile ulaşamama krizini bir erken seçim aracılığıyla çözmek istemektedir ama bu sefer ortada bir “anomali”, bir tuhaflık vardır.

O anomali ise şudur: AKP’nin bugüne kadar dilinden düşürmediği “milli irade”, AKP rejiminin başkanlık için bir ön “referandum”a dönüştürdüğü 7 Haziran seçimlerinde sandığa gitmiş ve % 60 oy oranıyla başkanlığı reddetmiş, dahası AKP’ye de “sana tek başına hükümet kurdurmayacağız” demiştir.

Bu ise AKP için “milli irade”nin aslında kendisine oy verenlerden ibaret olduğunun, “milli irade” kendisine “hayır” dediğinde, onun artık ne milli ne de irade sayılacağının en açık kanıtıdır.

Tam da bu nedenle, yaşadığımız durumu bizzat AKP eliyle milli iradeye sabotaj yapılması olarak değerlendirmek mümkün görünmektedir.

AKP rejimi, sonuçları beğenmediği için 7 Haziran seçimlerini fiilen geçersiz saymış, fiilen iptal etmiştir.

Bu yüzden, “erken seçim değil, tekrar seçim” diyen Erdoğan haklıdır, çünkü AKP rejimi ülkeyi istediği sonucu elde edene kadar tekrar edecek bir seçim süreci mantığına hapsetmek istemektedir, çünkü milli irade ancak AKP sandıktan tek başına çıktığında tecelli edecektir!

O halde şöyle söylememiz mümkündür: 7 Haziran’la birlikte “milli irade” fetişi artık hakikatin üzerini örtemez hale gelmiştir ve bu bir kriz durumudur, krizden çıkış için ihtiyacımız olan ise “milli irade” değil, adıyla sanıyla bir “halk iradesi”, bir “halk hareketi”dir.

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 738