Yine Hayatı Olmak

Hayatı olma’nın yolu nedir? Doğrusu soruyu, hayatı olamadığımızın halleri nelerdir? diye sormalıdır. Bu halleri terk ettikten sonra olacağımız şeydir belki hayat. Soruyu bu terkin yolları üzerine sormalı.

Değerli Hocam Adnan Güriz’in anısına…
Olan hayatın zaten içerisindeyken, sorun, bizim ona bilincimizde, duyuncumuzda ulaşamamamızdır. Kendimizi onda bir kez daha yitirmek yerine, hep yeniden bulmak için; sorumluluk duymak için hayatı olmak… Sorun bu. Bu bilince götürecek bir ahlak var mı? Bu ahlakı yaşanır kılacak; bunun siyasetine ulaşmamızı sağlayacak bir hukuk var mı?
Her şeyi kökünden başlayarak düşünmek gerekiyor. Hayata götüren bir ahlak ve hukuk ahlakı hep olageldi. İnsanlığa mal olmuş öyle metinler, bildirgeler, anlam içerikleri var ki, bu ahlakı en yalın, en sürükleyici biçimde dile getiriyorlar. Felsefenin ağır, ağdalı sözleri karşısında bunlar başka bir dille konuşuyorlar. İnsanlığın daralan, kararan ufkunu genişletip, aydınlatıyorlar. Düşün ve eylem ustalarına esin kaynağı oluyorlar. Bunların devrimleri nasıl ateşlediğini, yürekleri nasıl umutla, aşkla doldurduğunu kendinize sorduğunuz hiç olmadı mı?
Bunlara herkes, hele şimdi bir göz atmalı değil midir? Bunlar insanlığın mağara resimleriydi. Bunlar hayatı olmanın manifestolarıydı. Hayatı olmanın akarsularıydı… Bunları yeniden bir süzelim, damıtalım. Göreceğimiz şey, tadacağımız şey bizi deniz kılacak, hayatın kendisi kılacak! O anda yeni bir hayat; ya da hayat yeni başlayacak!
Meltem Yılmaz’ın John Berger ile yaptığı ve “İnsanlık Onuru için Devrim” başlıklı söyleşide (Cumhuriyet, 6.6.2011) düşünür şöyle diyor: “bugün dünyada neler yaşandığına bakarsak, dünyayı derinden etkileyen kararların siyasi liderler değil, ticari ortaklar tarafından verildiğini görürüz. Finansal kapitalizmle ilgilenen kişilerden söz ediyorum. Onlar üzerinde direkt bir kontrol gücümüz de yok. Onlar bizimle temas halinde olan, bildiğimiz anlamda liderler değiller ve hayatımız anormal bir biçimde onların etkisi altında. Onların değer verdiği tek şey, kâr”.
İşte buradan hep o çıkmaz anayola çıkıyoruz ve en acı, en ağır felaketlerin karanlık diplerinde kendimizi yeniden buluyoruz.
Bugün bu finansal kapitalizmin çıkmazlarında sürüklenirken, korkularımızla tortulaşmış kısır zihniyetimizi, kısa devrelerimizi bu düşmüşlüğün nedenlerine eklemeyi unutmamalıyız. Özgürlük korkumuz, tüketim ve tahrip hırsımız; kölece, kulca bir güvenlik arayışımız, alçaltan korkaklığımız; bunları besleyen, çoğaltan karabilincimiz… tüm bunlar, bizi yerlerde ne sürüklüyorsa, onun ekmeğine yağ sürüyor.
Bizi hayatı olmaya götürecek olan ilk önce, ne pahasına olursa olsun, doğru olanı bilmeye çalışmak ve doğru olanı eylemekte kararlı olmak değil midir, binbir kurnazlık yerine; bağnazlık ve ödleklik yerine! Bizi oraya götürecek olan hukuk bu eylemimizin içini, dışını kurup, kurgulayan; geliştirip, koruyan bir hukuk olmayacak mıdır?
Hayatı olmak istenci, hayatın yokoluş tehlikeleri karşısında yüksek bir sorumluluk bilincini; bunun güçlü, etkili bir pratiğini gerekli kılıyor. Elbette bu bilincin bizden yüksek düzeyde bir özveri istediğinin ayırdında olmalı. Buna hazır ve istekli olmaksızın söyleyeceğimiz her söz çirkin ve gülünç olur. Hukukun denek taşı olan Adalet’in, küçük büyük demeden, tüm eylemelerimizde kesintisiz var olabilmesi için “hayatı olmak”, “hayatı korumak” arayışıyla birlikte duyumsanması, düşünülmesi zorunlu görünüyor. Büyük ölçekte sosyal adaletin, kendi aramızdaki adaletin, düzenin adaletinin bugün kaynağı ve ölçütü artık böylesi bir bilinçtir, istençtir. Hayatı olamama’nın terki yollarından birisi adaletin yalnızca birbirimize karşı değil, doğaya karşı bir sorumlulukla birlikte düşünülmesidir.
“Hayatı olma”nın önce, doğuranımız yeryüzüne içten bir bağlılıkla başlayacağını söylemeliyim. Gökyüzünde yıldızlardan başka şeyler gösterenlerin bizi bu hayata, sözde başka hayatlar adına yabancılaştırmasının daima sömürünün ve tahakkümün çirkin bir hesabı olduğunu göz ardı etmeden “Hayatı olma”nın sanat, düşün, bilim manifestolarını, bir muhalif kültür olarak, yılmadan kara zihniyetin karşısına koymalıdır.
Hayatı olmak doğa-kültür geriliminde insanın kendi kendisini olma fırsatını elde edebildiği bir yönelimdir. İnsanlığa kendi içimizde açacağımız bu kapıdan yürüyebileceğiz.

(Cumhuriyet Bilim Teknik 17.06.2011)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1737