AKP gerilemedi diye halkı mı dövelim?

~ 06.07.2015, Fatih YAŞLI ~

Şu günlerde hayli yüksek sesle ve “biz demiştik” tonundaki hafif bir dalga geçme eşliğinde sıkça dile getirilen bir soru var: “AKP, 7 Haziran seçimlerinde sahiden geriledi mi?”

Özellikle TBMM başkanlığına AKP’nin adayının seçilmesiyle birlikte daha da meşru hale gelen bu soruyu yanıtlamaya çalışalım önce.

Evet, tartışmasız bir şekilde, AKP 7 Haziran seçimlerinden bir gerilemeyle çıktı.

Çünkü; bir, halk Erdoğan’ın başkanlık için bir “ön referandum”a çevirdiği bu seçimde çok net bir şekilde “başkanlığa hayır” dedi ve iki, AKP’yi koalisyona mahkum ederek parti-devleti inşasında elini hayli zayıflattı.

Demek ki, bırakın başkanlığı ve anayasa değişikliğini referanduma götürmeyi, tek başına hükümet kuracak kadar vekil sayısına sahip olmayan bir AKP ortaya çıktı ki, evet bu dünyanın her yerinde bir parti açısından gerilemeye tekabül eder.

Ama…

Aması şu: AKP ve Erdoğan seçim sonuçlarının şokunu çok çabuk atlatmayı başardı ve yeniden siyasetin “oyun kurucu” öznesi haline geldi.

Önce Baykal, Kılıçdaroğlu’na rağmen Erdoğan’ın görüşme teklifini kabul etti ve ardından henüz adı açıklanmayan bir MHP’li vekil ile HDP’den Celal Doğan’ın da sırasıyla Erdoğan’la görüştükleri ortaya çıktı.

Böylelikle muhalefet, seçim boyunca anayasal sınırlarına çekilmesi gerektiğini bas bas bağırarak söylediği Erdoğan’ın koalisyon pazarlıklarının içerisinde etkili bir şekilde yer almasına izin vermiş ve böylelikle meşruluğunu sorgulanır hale gelmekten çıkarmış oldu.

Dahası, Kılıçdaroğlu’nun seçimin başından beri son derece doğru bir şekilde dile getirdiği “%60’lık AKP karşıtı blok” Bahçeli ve “ebed müddet devlet” partisi MHP’nin parti-devleti rejimine koltuk değnekliğine devam etmesi nedeniyle tuzla buz hale geldi.

Meclis başkanlığı seçimleri ise bunun ete kemiğe büründüğü andı.

MHP, “Cumhurbaşkanlığı onlarda, koalisyonun büyük ortağı da onlar olacak, bari Meclis Başkanlığı muhalefette olsun” şeklinde özetlenebilecek bir “minumum rasyonalite”den dahi yoksun olduğu için, seçimi AKP’nin adayı kazandı ve böylelikle AKP rejiminin kalelerinden biri daha muhafaza edilmiş oldu.

Ayrıca, AKP bu süreçte sıradan değil rejim inşa eden bir parti olduğunu gösterdi ve “parti-devletinde süreklilik esastır” ilkesini hayata geçirerek rutin faaliyetlerini sürdürdü, yani ülkeyi bildiği gibi yönetmeye devam etti.

Böylelikle, koalisyon ortağı kim olursa olsun, hem rejimin ana hatlarıyla varlığını devam ettireceğini hem de başta Erdoğan’ın meşruiyeti olmak üzere çizmiş oldukları kırmızı çizgilerin ihlaline izin vermeyeceklerini gösterdi.

O halde şöyle söyleyebiliriz: AKP rejimi, 7 Haziran seçimlerinden gerileyerek çıksa da, oy oranı, vekil sayısı, devlet kurumlarıyla bürokrasiyi elinde tutması ve muhalefetin basiretsizliği gibi nedenlerle kısa sürede kendini tahkim etti ve sermaye açısından da hala ilk sıradaki yerini koruduğu için “AKP’siz koalisyon olmaz” noktasına gelindi.

Peki buradan yola çıkarak, halka kızmak, küsmek, AKP’yi geriletmek için sandığa giden insanlarla dalga geçmek doğru mu?

Elbette ki değil; yoğun bir iktisadi bunalımın olmadığı, düzenin büyük bir meşruluk krizi yaşamadığı, asker cenazelerine ağıtların yakılmadığı, borçlanarak tüketme olanaklarının devam ettiği, düzen dışı güçlerin halka alternatif sunamadığı bir konjonktürde halk sandıkta daha fazlasını zaten yapamazdı.

O halde yapılması gereken belli: Halka kızıp küsmek yerine, seçimleri önemsizleştirmeksizin “sandığa sığmayacak olan”a işaret etmek, “Haziran ruhu”nu bir “siyasal beden”le buluşturmak için mücadele etmek.

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 666