Apaydın, Çakmak, Baransu

~ 05.07.2015, Ali SİRMEN ~

Sevgili,
İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından Orhan Apaydın’ı, 1986 yılının mart ayında toprağa verdik.
Orhan Apaydın, tutuklu olarak hapisteyken yakalandığı kanserden ölmüştü.
Orhan Apaydın’ın fedakâr ve cefakâr eşi Gürsel Hanım, üç yıllık tutukluluğunun başlangıcında, “Orhan Bey bunları kaldıramaz, buradan sağ çıkamaz” diye korkusunu dile getiriyordu.
Bir çocuk kadar bakıma muhtaç, en hafif meltemden şifayı kapacak kadar kırılgan olan Orhan Apaydın, mahpus damında geçirdiği üç yıllık tutukluluktan sağ çıktı çıkmasına, ama kanser illetine de içeride duçar oldu.
Sonunda suların buz kestiği bir gün toprağa verildi Orhan Apaydın...
Orhan Apaydın bir cinayete kurban gitmişti.
Cinayet bir deniz ülkesinde, herkesin gözü önünde, alenen işlenmişti.
Orhan Apaydın öldüğünde, onun ölümünün sorumluluğuna sahip TSK’ye yeni intisap etmişti Cem Aziz Çakmak.
Bu olayda onun bir dahli yoktu. Ve bir gün aynı kadere boyun eğeceğini de bilmiyordu.
Ama kader onun için de ağlarını örüyordu...

***

Cem Aziz Çakmak’ı dün toprağa verdik. TSK’nin bu parlak ve onurlu amirali, tıpkı 29 yıl önce ölen Orhan Apaydın gibi cezaevinde tutukluyken yakalandığı bir kanser yüzünden can vermişti.
Cem Aziz Çakmak, bir kumpasa kurban gitmişti ve bu kumpas karşısında yiğitçe direnmişti. Tıpkı yıllar önce, kansere yakalandığı tutuklu bulunduğu cezaevinde anlaşılan, hapiste de mahkemede de yetmişi aşkın yaşına rağmen yiğitçe direnen Barış Derneği Başkanı Mahmut Dikerdem gibi...
Mahmut Dikerdem, bir yandan kanserin pençesinde kıvranarak bu yiğit savaşı verirken, genç bir TSK mensubu olan Cem Aziz Çakmak, belki de olan bitenden haberdar değildi. Mahmut Dikerdem ile aynı kaderi paylaşacağını sanırım o zaman düşleyemezdi.
Ama kanser illeti vücudunu kemirmekteyken, direnirken Mahmut Dikerdem, zalim kader Çakmak için aynı akıbetin ağlarını örüyordu.
Kanser uru vücudunu kemiren Çakmak, kumpasa karşı ödünsüz şekilde yiğitçe direnirken, kumpasın sahte belgelerini bavul içinde taşıyıp servis eden Mehmet Baransu’nun tabii ki sorumluluğu vardı onurlu amiralin acı kaderinden.
Ama o, bavulla sahte belgeler servis etmek iğrenç fiilini ifa ederken, zalim kader onun için de hapishane günlerinin ağlarını örüyordu.

***

Cellat yamağı rolünü üstlenmiş zalim Baransu, mazlum kurban statüsüne dikey geçiş yapınca, kendisine uygulanan kimi haksız muamelelerden haklı olarak yakınmaya başladı.
Onun bu halini görüp de “E, mirim etme bulma dünyası” diyenlerin içinde kim bilir kaçı için zalim kader yine ağlarını örmekteydi...
Onlar da günü geldiğinde acaba hatırlayacaklar mı, Baransu’nun feryatlarına bigâne kaldıklarını?
Onlar da Baransu’nun sevilecek biri olmamasına, yaptıklarının asla onaylanmayacak türden iğrenç şeyler olmasına karşın, haklarını zamanında savunmuş olmaları gerektiğini düşünecekler mi?
Bu kıssanın Sevgili, hissesi şudur:
Zulmü acı kader olmaktan çıkaramadığın sürece, acı kader zulmün ağlarını herkes için örer, ister suçlu olsun, ister masum...

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 1048