Artık koalisyonlar dönemine hoş geldik desek

~ 08.06.2015, Bülent SOYLAN ~

Eski kuşaklar ne olduğunu aşağı yukarı bilirler ama, genç kuşaklar için söyleyelim:
Bundan sonra adını sık sık duyacağımız “Koalisyon” kelimesi Latinceden gelme. 
Peki, ya “Latince” denen dil nereden geliyor derseniz; İlkçağ Roma’sından.
O dönemlerde içinde Roma’nın da bulunduğu “Latium” bölgesinde konuşulan bir dilmiş.

Şimdi ölü bir dil.
Ancak başta batı dilleri olmak üzere o kadar çok dile “analık” etmiş ki, özellikle bilimle, hukukla, siyasetle uğraşanların bu dile biraz yakınlığı olması neredeyse şart gibi.

Bu günlerde ve büyük olasılıkla uzunca bir dönem dilimizden düşmeyecek olan “koalisyon” kelimesi de işte bu dildeki “Coalitio” dan geliyor.
“Coalitio” ağaç kökleri için “birlikte yaşama, birlikte büyüme” anlamında kullanılmış Latinlerde.

“Koalisyon” kelimesini ilk defa 1715’de Fransızlar; siyasi partilerin işbirliği anlamında da, 1783’de İngilizler kullanmışlar.
Bizim memleket “koalisyon” ile ilk defa 20 Kasım 1961 tarihinde CHP ile Adalet Partisi ortaklığıyla kurulan İsmet İnönü Hükümeti sırasında tanıştı. Sonra da çok sayıda koalisyon hükümetimiz oldu.

*
Kötü bir şey mi?
Değil tabii…
Hani iskambil oyunlarında kağıtlar dağıtılırken “ah elime şu kağıtlar gelsin de millet oyun görsün” dersiniz ama gelmez, sonra da o elinizdeki kağıtlarla oynamak zorunda kalırsınız ya… 

Siyasetteki koalisyon da aynen öyle bir durum: Seçimler yapılırken aman bütün oylar bize gelsin hükümet olalım, bak neler yaparız diyorsunuz, sandıklar açılınca bakıyorsunuz ki kimsede çoğunluk yok; 
Bu durumda herkes şapkasını önüne koyuyor, iyi kötü ortaklaşa hükümet kurabileceğini düşünen partiler konuşup anlaşıyor ve aralarında oluşturdukları bir protokolla “koalisyon hükümeti” oluyorlar.

Şimdi bunun iyi mi, kötü mü yoksa “dağıtılan kağıtlardan dolayı geliştirilmiş bir çözüm mü olduğunu söyleyin bakalım.
*
Seçimden sonra ortaya çıkan sonuçlara bakılırsa, AKP tek başına hükümeti kurabilecek sayıyı yakalayamadı. 

Noksanını geçmişte örneğini gördüğümüz ve “olacak o kadar” dediğimiz bir “transfer”ile mi tamamlar, MHP ya da HDP ile içine çok da sinmeyen bir koalisyona mı gider ya da azınlık hükümeti mi kurar, hatta hatta bu iş uzunca bir süre “sallandırılır” da önümüzdeki aylar hükümetsiz –daha doğrusu yenisi kurulamadığı için eski hükümetle- mi geçer bilemiyoruz.

Ama görünen o ki artık “birileri” birilerinin gönlünü almadan kendi keyfince hükümet edemeyecek. 
Bizim lafı döndürüp dolaştırıp getirmek istediğimiz nokta da bu aslında:
Türkiye maalesef son 13 yılda, hele son günlere doğru iyiden iyiye “dediğim dedik, çaldığım düdük” rejimiyle yönetiliyordu.

Kuvvetler ayrılığının olmadığı, Anayasa’nın sahipsiz kaldığı, idarenin siyasallaştığı bu ülkede iktidarı kimin ve hangi koşullarda üstleneceğinden önce bu “baştankara” gidişin durdurulması lazımdı, çok şükür o da oldu gibi.
“Arabaya taş kondu”

Şimdi “iktidarın” şöyle ya da böyle bir koalisyon çatısı altında yürütülecek olması, işte en azından bunun için bayağı hayırlı bir sonuç olmuştur.

“Kurulacak koalisyon”, Türkiye’nin bu “frenlerinden boşalmış” durumunda, bundan böyle hangi nedenlerle olursa olsun en azından bazı “müştereklerden” hareket edecektir. 
Hele o koalisyon ortakları biraz da aklı selimle hareket eder, ülkeyi bu sıkıntılı durumdan çıkaracak, sistemi “rayına oturtacak” çok gerekli bazı adımlar atabilirse, bizce seçimin ya da kısa günün en büyük kazancı bu olacaktır.

Ya sonra?
“Ya sonra” derseniz, elbette ki koalisyonlar nihai değil, içinde bulunulan koşulların getirdiği bir “ara çözüm”dür. 
Bir süre sonra ortalık durulur, halk gerçekleri daha net görür, “muhalefet kendini biraz daha iktidara hazırlarsa” koalisyon dönemi de geride kalır.

Ne bilelim, belki de bu koşullar, siyasetimizin “her yönüyle” kendine gelmesi, soluklanabilmesi ve “toparlanabilmesi” için gerekliydi de.

Malum, Latinler ““Coalitio” kelimesini “birlikte yaşama, birlikte büyüme” anlamında kullanmışlar.
Şimdi biz de önümüzdeki bu koalisyon ya da koalisyonlar döneminde Türkiye’nin bütün renklerinin, bütün düşüncelerinin huzur içinde, birlikte yaşaması, beklentilerimizin birlikte büyümesi için bir fırsattır dersek;
Acaba çok mu iyimserlik olur?

 

Bülent SOYLAN | Tüm Yazıları
Hits: 747