Kaç kere söyledik, zamanı değil diye!

~ 17.02.2015, Kemal OKUYAN ~

1900’lerin başıydı, kapitalizm adı verilen sömürü sistemi, özellikle Avrupa’da hızla gelişiyordu ama sorun bakalım yeterince gelişiyor muydu? Patronların düzeni biraz daha serpilmeli, demokrasi güçlenmeli, işçiler hem sayıca artmalı hem de bilinçlenmeliydi ki, sosyalizmi düşünecek koşullar olgunlaşsın. Kanaat böyleydi çoklukla. Sosyalizmin zamanı değildi.

Sonra savaş tehlikesi başgösterdi. Henüz başlamasına 7-8 yıl varken Birinci Dünya Savaşı’nın, onun ya da onun olmasa bile kapsamlı bir savaşın yaklaşmakta olduğu ileri sürülmekteydi. Üstelik savaş tehdidinin kapitalizmle bağlantısı da biliniyor, silahlı çatışmaların insan doğasındaki bir arızadan dolayı değil kapitalizmin doğasından kaynaklandığı söyleniyordu. Ancak gündemde işçi sınıfının bütün kazanımlarını yok edecek bir savaşı engellemek vardı, sosyalizmin zamanı değildi.

Korkulan oldu savaş tahmin edilemeyecek bir kapsamda 1914’te patladı. Avrupa’nın ağırlık sahibi solcuları, savaş bahanesi ile işçi sınıfına ve sosyalistlere saldırılmasından korkmaktaydı. Biraz da bu korkuyla birçok ülkede kendi patronlarıyla birlikte saf tutmaya karar verdiler. Alman işçisinin Alman emperyalizmini, Fransız işçisinin Fransız emperyalizmini, İngiliz işçisinin İngiliz emperyalizmini desteklemeye zorlandığı bir dönemdi bu. E böyle bir dönemde elbette, sosyalizmin zamanı değildi. 

Savaş bitmiş, emperyalist çakalların bazıları kazanmış bazıları kaybetmişti. Lakin kapitalizmin temellerini sarsan büyük kriz sürmekteydi. Sol ise radikal biçimde bölünmüştü. Birileri önceliğin savaş sırasında kaybedilen kazanımların yeniden elde edilmesi için mücadeleyi savunuyor, işçi sınıfının çıkarının istikrarda olduğunu iddia ediyordu, sosyalizmin zamanı değildi.

1922’de Mussolini, eski bir sosyalist siyasetçi, taze bir faşist lider olarak İtalya’da öne çıktı, iktidara geldi. Savaşın mağlubu Almanya’da da intikamcı duygulara seslenen Hitlerci Naziler yükselişe geçmişti. 1930’lara gelindiğinde Almanya’da üç büyük güç vardı; sosyal demokratlar, komünistler, faşistler. Avrupa’nın birçok ülkesinde, bu çapta olmasa da faşist hareketin geniş kitlelerce desteklendiğine tanık olundu. Tıpkı savaş tehlikesi gibi, faşizm tehlikesinin de kapitalist tekellerden kaynaklandığını hemen herkes biliyordu. Ancak o tekellerin düzenini yıkmanın güncel bir mesele olmadığını, önceliğin faşizm tehlikesinin bertaraf edilmesine verilmesi gerektiğini söyleyenlerin sayısı epey fazlaydı. Yani, sosyalizmin zamanı değildi.

1933’e gelindiğinde Hitler iktidardı. Mussolini o kadar da ciddiye alınmamıştı bütün zalimliğine rağmen ama Almanya ciddi bir emperyalist ülkeydi, yaralıydı, endüstrisi hızla gelişiyordu ve de silahlanmaya başlamıştı çılgınca. Artık hem faşizm hem savaş tehdidi söz konusuydu. İki belanın da arkasında çelik tröstlerinin, silah sanayinin, hammadde ve pazara susamış burjuvaların olduğu bilinmekteydi ama alışıldığı üzere sosyalizmin zamanı değildi.

1939’da cihan savaşlarının ikincisi başladı. Bu kez bir fark vardı, büyük güçlerden biri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ydi. 1941 yazında Almanya’nın saldırmasıyla o da harbe girince paylaşım savaşı aynı zamanda sosyalist anavatanın savunulma savaşına dönüştü. 1945’e kadar sürdü bu savaş ve sonunda büyük bedeller ödenerek faşizm alt edildi. İşte tüm bu altı yıl boyunca  faşizme karşı ölüm-kalım mücadelesi veriliyordu, sosyalizmin zamanı değildi.

Savaş bittiğinde de gündemde demokrasinin inşası vardı. Avrupa’da ABD ve İngiliz işgal bölgelerinde faşizme karşı silahlı direnişin en önemli gücü komünist partizanlara Amerikalıların himayesinde demokratik düzenin tesisine yardımcı olmaları söylendi. Herkes biliyordu ki bu demokrasi tekellerin ihya olduğu bir demokrasi olacak, işçi sınıfı yine ezilecekti. Öyleydi ama sosyalizmin zamanı değildi.

İşçi sınıfı ezildi, tekeller ihya oldu. Bu kez soğuk savaş başladı. Sosyalist ülkelerle ABD’nin başını çektiği emperyalist kamp arasında sert bir mücadele söz konusuydu. Nükleer silahı vardı ABD’nin, sonra Sovyetler ülkesi de kendi atom bombasını, hidrojen bombasını geliştirdi. Tehlike büyüktü, soğuk savaş sıcak savaşa dönüşebilirdi, kapitalist ülkelerde sosyalizmin zamanı değildi.

Savaş tehdidi sürerken Avrupa’da, Kuzey Amerika’da tekeller semirdikçe semirdi, ortaya çoook büyük tekeller çıktı, kapitalizmin tekelci aşamaya girdiği on yıllar önce söylenmişti zaten, bunda şaşacak bir şey yoktu ama birileri dedi ki… Tahmin edeceğiniz gibi şöyle: Tekellerin bazıları fazla güçlendi, hatta birkaç tanesi gelişmiş ülkelerde daha zayıf tekellere de zarar vermeye başladı, biz iyisi mi işi gücü bırakalım, herkes bir olsun o birkaç tekeli kuşatalım, hakkından gelelim. Anlayacağınız kapitalizm tekelleşme demekken, kapitalizmin değil, tekellerin en ama en güçlülerinin hakkından gelinecekti, sosyalizmin zamanı değildi.

Solcular en ama en güçlü tekelleri kuşatmaya çalışadursun, uluslararası kapitalizm Sovyet düzeninin boşluklarını, zayıflıklarını değerlendirmede hiç oyalanmadı, üzerine üzerine gitti ve SSCB dağılıverdi. Kale düşmüştü, koro “sosyalizm öldü” nakaratına geçti. Buna katılmayanlar ise sanki daha önce başka bir şey söylemişler gibi, bu kez kendilerinden çok emin bir biçimde, “sosyalizmin zamanı değil” demekteydi.

Yıl 1991’di. Sonrasında Yugoslavya’ya saldırdı emperyalistler. Irak ve Afganistan işgal edildi. Kapitalizm savaş üretti; sosyalizmin zamanı değildi. Kapitalizm yoksulluk üretti; sosyalizmin zamanı değildi. Kapitalizm dinsel fanatizm üretti; sosyalizmin zamanı değildi. Kapitalizm her bir haltı yedi, sosyalizmin zamanı bir türlü gelmedi.

Sadece üçüncü paragrafla dördüncüsü arasına Lenin’in dehasını, bolşeviklerin devrimci iradesini arkasına alan Rus işçi sınıfı “tam zamanı” kararlılığını sokuşturdu da, insanlık zamanın bir başka gerçekliğiyle, sosyalizmle tanıştı.

Ne ki, neredeyse 100 yıl sonra, sosyalizmin zamanı değil denmeye devam ediyor hâlâ…

Sonra da nereden çıktı bu kadın cinayetleri, IŞİD, Erdoğan filan…

“Hoş geldin bebek 
yaşama sırası sende 
senin yolunu gözlüyor kuşpalazı boğmaca kara çiçek sıtma
            ince hastalık yürek enfarktı kanser filan
işsizlik açlık filan 
tiren kazası otobüs kazası uçak kazası iş kazası yer depremi sel baskını
            kuraklık falan
karasevda ayyaşlık filan 
polis copu hapisane kapısı falan 
senin yolunu gözlüyor atom bombası falan 
hoş geldin bebek 
yaşama sırası sende 
senin yolunu gözlüyor sosyalizm komünizm filan.“

- At, at, at… Son dizeyi hemen çıkar, at; zamanı mı şimdi!

 

 

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/kac-kere-soyledik-zamani-degil-diye-107934

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 787