Biz buraya ne için gelmiştik?

~ 09.02.2015, Kemal OKUYAN ~

Miting, yürüyüş ya da basın açıklaması neden yapılır?

Başka bir şey yapılamadığı için mi? 

Türkiye’de çok farklı bir yere oturan 1 Mayısları ve Newroz kutlamalarını saymıyorum, bu ülkede önemli kitle gösterilerinin büyük bölümü çok hızlı örgütlenen, birkaç gün öncesine kadar gerçekleşeceği kimse tarafından tahmin edilemeyen toplumsal olaylardı.

Haziran Direnişi “planlanarak” patlamadı örneğin. Tamam bir gösteri değil, bir halk hareketi, bir kalkışmaydı ama sonuçta bir “toplanma”, bir araya gelme haliydi ve hiçbir kurgusallığı yoktu. Yine Irak savaşı öncesindeki 1 Mart tezkere eylemi “savaşa karşı miting yapalım” niyetiyle değil, Türkiye’nin savaşa girmesini engelleme kararlılığıyla tarihsel bir eyleme dönüştü, önceden planlanan formatın tamamen dışına çıktı.

Cinayet ve katliamların ardından büyük kitle gösterileri gerçekleşti bu ülkede; Uğur Mumcu, Hrant Dink ve Berkin Elvan’ın cenazeleri hemen akla geliyor. Sivas Katliamı’nı protesto etmek, ölen canları uğurlamak için İstanbul’da onlarca kilometre süren yürüyüşü de hatırlayın.

Bunlar nereden bakarsanız bakın; içeriden-dışarıdan, dostça-düşmanca, hakikiliği hiçbir biçimde tartışılamayacak, toplumsal bir öfkeyi, tepkiyi, kısa süreliğine de olsa, ortak bir iradeye taşıyan eylemlerdi.

Yeni bir fikir de, kalabalıkları heyecanlandırabilir, harekete geçirebilir. Yeter ki, bir arayışa, bir soruya açık bir yanıt versin, yön göstersin. Bunun da örnekleri yaşandı belki daha sınırlı ölçeklerde ama yarattıkları etki ve enerji açısından fazlasıyla önemsenmesi gereken.

Bir de enerji çalan miting ya da etkinlikler var. Her gün yeni bir saldırıya, yeni bir gündeme uyanan bir ülkede aylar öncesinden ilan edilen, çoğunlukla geç kalınmış ve bu nedenle doğallığını yitirmiş, iddiasızlığı ve ortalamacılığı kalabalıklarla örtme arzusunu yansıtan…

Sokağın gücü bu değil. Sokağın gücü tek başına sayılarda değil. Sokağın gücü hızlı, gerçek, çoğaltıcı, örgütleyici, mücadelenin meşruiyetini artırıcı çıkışlarda. Burada ideolojik kafa karışıklığı, siyasi korkaklık ya da örgütsel yetersizlikler nedeniyle tutukluk yaptığınızda büyük ve planlı mitingler de vaziyeti kurtarmıyor.

Kurtarmasının tek yolu, yeni bir hedefi işaret etmesi, mücadele için yeni bir zemin yaratmasıdır.

Oysa çoğunlukla, katılımcılarda bıkkınlık ve tatminsizlik hissi uyandıran bir sondur bizdeki mitingler.

Ha şu denebilir, bu mitingler en geniş kesimleri yan yana getiriyor…

Hayır getirmiyor.

İnsanlar herkes bir olsun, bin çiçek açsın diye yan yana gelmez. Sade, anlaşılır ve ortaklaştırıcı bir somut hedef için yan yana gelir. Belirsizlik, dağınıklık ve yönsüzlük “yakında oturacak bir yer var mı” sorusudur, miting başlamadan alanı terk etme alışkanlığıdır, “kardeş biz buraya ne için geldik” yakınmasıdır.

Ve artık ilgi çekmemektedir.

* * *

“Üzüm yemeyecek, papazı döveceğiz” başlığını atmıştım bu hafta soL Dergi’deki yazıma. Ben arada yaparım böyle tuhaflıklar da, derginin sorumlusu sevgili Asaf titizdir, atlamaz aslında. Sanırım yazının kendisine, fikrine odaklandı ve kabak papazın başına patladı.

Gerçi Ankara’da Papazın Bağı var, papazkarası türü şaraplık bir üzüm var, içince sağlam içen papaz Don Camillo var, velhasıl bağ kurmak isteyince bağcıyla papaz arasında, yeterince yol var. 

Var da, hiçbiri iddialı bir başlık atmaya kalkıp, becerememenin gülünçlüğünü ortadan kaldırmıyor.

Ama yine de… Papazı dövmek gerekecek!

Başlığı boş verin, yazıyı okuyabilirsiniz…

 

 

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 764