Bir buçuk ay öncesine bakarsak

~ 28.11.2014, Aydemir GÜLER ~

Ekim ayında Türkiye 40 kişinin ölümüne sahne oldu. O günler yaşanırken kaçınılmaz biçimde akıllar dalgalandı, sorular yığıldı, endişe yüzlere yansıdı.

Acaba beğenelim beğenmeyelim, hiç olmazsa akan kanın debisini azaltan “çözüm süreci” sekteye mi uğruyor, hatta kapanıyor muydu? Türkiye 90'lı yıllardaki iç savaş ortamına dönecek miydi? Linçler, göçler kapıda mıydı? Diğer yandan; AKP karşıtlığı bir hatsa, o hattın iki ucundaki Kemalistler ve Kürt özgürlükçüleri yine birbirlerinin hasar almasına içten içe sevinme noktasına mı geliyorlardı? Kimileri, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Demirtaş'a oy verecek kadar liberal bir kıvama gelebilen Kemalist/sosyal-demokrat kesimlerin Kürt hareketi açısından kaybedilmesinden endişeye kapıldılar...

Velhasıl konuşulanlardan daha fazla belirsizlik kapladı zihinleri Ekim başında. Bugün o momente daha soğukkanlı bakmayı deneyelim.

Birincisi; topraklarımızın o alçak mekanizmasının iş başında olduğu görülmelidir. Burada tıkanıklıkları kanla açmak bir siyaset yasası! Çözüm süreci tıkanıklığına kan dökülmüş, kan süpürüp götürmüştür pürüzlerin bir bölümünü... Ya da isterseniz “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” deyimini hatırlayalım.

İki; üstteki paragrafın bir somut karşılığı çözüm sürecinin hep yarattığı Türk milliyetçi tepkisidir. AKP sağcı mı sağcıdır ve milliyetçi, şoven ideoloji, psikoloji ve duygular bunların dokularına içkindir. Hükümet partisi ilerlemek için ara sıra sağa da ölümü gösterir. Kelimenin gerçek anlamıyla ölüm, veya Türkiye'nin ölüm riski, yani bölünme ve iç savaş. Tutar bu tehdit! Çünkü sağcılık aynı zamanda konformizmdir. Aman düzenim bozulmasın'cılıktır.

Üç; çözüm süreci AKP tabanından milliyetçi faşist partiye belli bir kayma olasılığını hep içerir. Kan bu bölmeyi kuşatmakta, hareketini sınırlamakta, biriken gazını tahliye etmektedir.

Dört; AKP milis güçlerinden birini daha devreye sokmuş ve test etmiş bulunuyor. Hizbulkontra veya Kürt hizbullahı ülke siyasetine, silah kullanması meşru kabul edilen bir aktör olarak katılmış bulunuyor. Açıkça silahlanma çağrısı yaptılar, çatıştılar! Burjuva siyasetinde bu yöntem MHP'nin 1970'lerdeki ayrıcalığıydı. 90'ların Hizbullahıysa bir stepneden ibaretti. Şimdi, kitle tabanı da olan bu kuvvet iktidar koalisyonuna dahil edildi. Kuşkusuz AKP'nin tek milisi bunlar değil. Önümüzdeki süreçte diğerlerinin de içerde test edilmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Kimler mi? Örneğin Suriyeli mültecilerden böyle bir kaynak türetilebilir, IŞİD ve ona asker toplayan tarikatlar doğrudan milise dönüşebilir.

Beş; çözüm sürecinin kendisine ayar verilmiş oldu. AKP, muhatabının inisiyatif alanının belirli bir genişleme gösterdiği her durumda bu yola başvurmadı mı? İsteyen Roboski'yi, Öcalan'ın tecritini, legal mitinglere şiddetle müdahaleleri, KCK tutuklamalarını, belediye başkanlarının görevden alınmasını vb tek tek hatırlasın. Ne zaman Kürt siyaseti anlamlı bir ölçüde etkisini genişletse, AKP çözüm'ü uçurumun kenarına taşır. Ekim şiddeti Ağustos'taki yüzde on oyun yanıtı olarak okunabilir.

Altı; artık şu barış ve politik, demokratik çözüm kavramlarının adı konmalı. Konsun ki, artık kan gören çözüm gidiyor diye kafasını dağıtmasın! Diğer sıfatlarıyla birlikte “çözüm süreci” bir AB kavramıdır. 1990'ların başında gerillanın etkisinin maddi sınırlarına gelip dayandığı zamanlarda icat edilmiştir. Kastedilen, bölge halklarının kardeşçe yaşayacakları bir ortamın tesis edilmesi değil, Kürt siyasetinin 1960-80 aralığında yeniden doğuşundaki solculuktan arındırılmasını, Kürt faktörünün Türkiye'de gerici bir rejim değişikliğine enerji aktarmasını ve Ortadoğu'da güç dengesinin yerinden oynatılmasını sağlamaktır. Yani bu kavramlaştırma özü itibariyle demokratik, halkçı falan değil, gerici, sağcı karakterde ve emperyalist icadıdır. Kavram mucitlerinin elinden 1999'da Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye teslimi ve 2003'te Irak'ın işgaliyle kesinkes alınmış ve ABD'ye tescili yapılmıştır.

Yedi diye ayrı bir madde açmaya gerek olmayabilir belki, ama açtım artık... Yedi: Bu içeriğiyle çözüm süreci denen olgu geçici, konjonktürel, dönemsel falan değildir. Kanda boğulmaz, kanla beslenir. İndirgemek gerekirse, Obama'dan sorulur.

Sekiz; AKP Türkiye'si bu gerici çözüm için olgundur. Aldığı oya bakıldığında çok kuvvetli zannedilebilen İkinci Cumhuriyet rejimi emperyalizm bağımlılığından muzdariptir. Hareket alanları neredeyse bütünüyle dış dinamikler tarafından çizilmektedir, hayatı icazete bağlıdır. Dolayısıyla AKP masayı deviremez. Sadece kanla ayar verir.

Dokuz; Ekim ayının aktörlerinden biri de Kürt hareketidir kuşkusuz. PKK'nin son günlerdeki ısrarına dikkat edin. PKK silah bırakıp bırakmamaya kendisinin karar vereceğini vurgulamaktadır en fazla. Hareketin bu kanadının elindeki en önemli enstrüman gerçekten de budur ve ısrarlı olmaya devam edeceklerdir. Yukarıdaki anlamıyla çözüm sürecinin PKK açısından tasfiye anlamına dönüşmemesi için hareket önlem geliştirmektedir.

Son olarak başka bir yazının konusunu anons edeyim. Bahse konu çözüm Kürt siyasetinde iki ana akımın, Barzanicilik ve Apoculuğun yakınsamasını gerektiriyor. Kobanê kuşatması, peşmerge geçişi, Kürt ulusal dayanışmasının yükselmesi ve bu duyguyla genel olarak dünya kamuoyunun empati kurması gibi olgular bir de bu eksende düşünülmelidir.

Aydemir GÜLER | Tüm Yazıları
Hits: 905