Türkiye resmi cehennemi

~ 20.10.2014, Nazım ALPMAN ~

Ankara Ulucanlar Cezaevi, Alman şehir planlamacısı Carl Christoph Lörcher’in önerisiyle 1925 yılında Umumi Hapishane olarak tasarlandı

NAZIM ALPMAN

Ankara Ulucanlar Cezaevi, Alman şehir planlamacısı Carl Christoph Lörcher’in önerisiyle 1925 yılında Umumi Hapishane olarak tasarlandı. Cebeci Tevkifhanesi adıyla inşa edildi. Cumhuriyet’in de en önemli kurumlarından biri oldu:  

-Resmi Cehennem!..

Aslında Cezaevi inşaatı başladığında tesisin bazı binaları vardı. At ahırları ve silah deposu olarak kullanılıyordu. 1925’ten itibaren hayvanları ve silahları çıkartıp, insanları yerleştirmeye başladılar.

2006 yılında “hizmet dışı” bırakılana kadar 81 yıl ülkenin önemli çilehanelerinin başında yer aldı. Öyle ki Türkiye’de eli kalem tutan, okuyan, yazan, düşünen, düşündüklerini ifade eden, Türkiye’nin daha yaşanılır bir ülke olması için kafa yoran, emek veren herkesi buraya tıktılar. Onların yıllarını aldılar. Bazılarının ise yıllarına dokunmayıp, canlarını aldılar!

Ulucanlar cezaevi avlusunda kurulan darağacında idam ettiler!

Cezaevi henüz bir yaşındayken 3 Şubat 1926’da İskilipli Atıf Hoca ve Babaeski Müftüsü Ali Rıza Hoca asıldı… Aynı yıl 26 Ağustos’ta Maliye Nazırı Cavit Bey, Milletvekili Hilmi Bey, Nail Bey ve Dr. Nazım Ulucanlar’ın avlusunda asıldılar. Onların suçu “İzmir Suikastı” olarak tarihe geçti. Suikast hayata geçememişti, oma yağlı ilmik onların boğazına geçirildi.

İskilipli Atıf Hoca için savcı 3 yıl hapis istemişti. Ama o savunma yapmayı reddedince İstiklal Mahkemesi hakimi “idam” cezasını uygun gördü!

Ankara Valisi Abdülkadir Bey de 1 Eylül’de burada infaz edildi!

Bu tarihten 1964’e kadar sadece çileli günler dağıttı Ulucanlar. Kimsenin canını almadı. 27 Mayıs 1960 sonrasında ordu içindeki artçı hareketlenmelerin finalini Albay Talat Aydemir ile Binbaşı Fethi Gürcan’ın idamlarıyla yapıldı.

1972’nin 6 Mayıs sabahı ise Türkiye Devrimci gençliğinin en büyük önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Ulucanlar’ın avlusundaki “Kara Kavak” ağacının dibine kurulan darağacında idam edildiler.

1980’deki darbeciler “işbaşı” yaptıklarında aceleleri vardı:

-Hemen birkaç kişiyi asalım! dediler.

Türkiye’nin düzeltilmesi için her dönemde üç kişinin asılmasını yeterli gören en alt kültürün insanlarına ikna edici mesaj verilmesi gerekiyordu. Devrimci sanıklarından Necdet Adalı 8 Ekim 1980 günü burada, Ulucanlar’da tam Denizlerin asıldığı yerde katledildi.

Bütün mücadelelerini askeri bir darbenin yapılabilmesi için vermiş olan ülkücülerden Mustafa Pehlivanoğlu da askeri cuntanın tarafsızlığı adına idam edildi!..

Askerler sola karşı hınçlarını alamamışlardı. Henüz 18 yaşına basmamış olan Erdal Eren’in yaşını büyültüp 13 Aralık 1980 günü astılar!

1960, 1970, 1980’lerin Ulucanlar tanıklarını İZ TV’nin Yakın Tarih belgesel kuşağı için ağustos ayında yeniden cezaevine topladık. Artık bir müze idi. Ama ürperticiliğinden hiçbir şey kaybetmemişti.

Fethi Gürcan’ın oğlu Ömer, Denizlerin yakın arkadaşı ABD Büyükelçisi Robert Kommer’in otomobilini yakan ODTÜ öğrencilerinden Tuncay Çelen, Denizlerin avukata Halit Çelenk’in kızı Serpil Çelenk Güvenç, idam gecesi Ulucanlar’da olan Abdullah Nefes, 1980’li yılları cezaevinde geçiren Devrimci Yol tutsakları Yusuf Kocaay, Celal Fil, Müslüm Aspir, Muharrem Özcan ve TSİP’li Turgut Kocak ile 1990’larda buraya gelen Doç. Dr. Fikret Başkaya, hapishane günlerini anlattılar.

Onları dinleyince gayet net olarak anlaşılıyor ki, Ulucanlar sıradan bir cezaevi değil:

-Türkiye Cumhuriyeti’nin Resmi Cehennemi!

Bu cehennem finalini de adına yakışır bir katliamla 26 Eylül 1999’da yaptı. Yataklarında uyuyan tutsaklar kaba dayaktan geçirildi, 10 kişi öldürüldü. Arkalarında da onlarca ağır yaralı bıraktılar. Hepsini aynı devlet yaptı!

(Resmi Cehennem. Ulucanlar belgeseli 20 Ekim 2014 (bu akşam) saat: 23.00’te, İZ TV’de yayınlanacak. Tekrarları 21 Ekim saat 11.25-23 Ekim 16.00, 25 Ekim 11.25) 

 

'Kapitalizm haklı çıktı!'

Bütün hayatı boyunca “kalbi solda, cüzdanı sağda” olduğu için kapitalistler ile içli dışlı yaşamış olan değerli(!) bir büyüğümüz geçenlerde yine uzaklardan aradı:

-N’aber?

-Valla aradığına göre haberler sende herhalde… Yine bir şeyler söyleyeceksin gibi geliyor sesin.

-Kızacaksın ama bizim kapitalistler yine haklı çıktılar!

-Nasıl?

-Siz her zaman savaşsız, silahsız bir dünya demiyor muydunuz?

-Evet, yine aynı şeyleri söylüyoruz!

-Ama Kobane için farklı şeyler söylüyorsunuz!

-Ne diyoruz?

-IŞİD’e karşı savaşan PYD’nin ağır silahları yok. Ağır silah ihtiyacı var diyorsunuz. Ağır silahları da kim üretiyor? Bizim kapitalistler, öyle değil mi?

-……..???

-Silahsız ve savaşsız bir dünya talebiniz ne oldu? Demek ki silah lazımmış!

-Mantığın kurnaz ama haklı değilsin. IŞİD son derece gelişmiş ABD tanklarını nasıl kullanabiliyor, hiç eğitim falan almadan ha?

Telefonu kapatırken “siz bir türlü akıllanamayacaksınız” demeyi de ihmal etmedi!

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 935