'Özerk Bölgeli Türkiye' ve Sorular...

~ 14.05.2011, Mustafa SÖNMEZ ~
Türkiyenin siyasi ve idari yapısını, özerk bölgeler oluşturarak, Merkez - Bölgesel Meclis - demokratik yerel yönetimler biçiminde üç kademeli bir yapılanmaya dönüştürmenin demokratikleşmeye, toplumsal kaynakların rasyonelce büyütülüp daha adil bölüştürülmesine imkân vereceğini ve Kürtlerin kültürel ve siyasi beklentilerine çözüm üreterek kalıcı bir barışı tesis etmeye yarayacağı söylenebilir.
İyi de, demokratik özerk bölgeler, üniter devlet yapısı içinde nasıl yapılar olacaktır? Bu yeniden yapılanmayı sadece Güneydoğu için değil, Türkiyenin diğer bölgeleri için de isteyen BDP ağırlıklı, Emek, Demokrasi, Özgürlük Blokunun bölge yapılanması konusunda ancak çok genel ve her biri tartışmaya açık önermelerde bulunduğunu, geride çok sayıda soru bıraktığını söylememiz gerekiyor.
Bu bölgesel meclisler, eğitim, sağlık, kültür, sosyal hizmetler, tarım, denizcilik, sanayi, imar, çevre, turizm, telekomünikasyon, kadın, gençlik, spor ve diğer hizmet alanlarından sorumlu olacaktır. Dışişleri, maliye ve savunma hizmetleri de merkezi hükümet tarafından yürütülecektir. Emniyet ve adalet hizmetleri merkezi hükümet ve bölge meclisleri tarafından ortak yürütülecektir.”
Peki bölgeler, gerekli kaynağı nereden bulacaklar? Blok, bu soruya şu yanıtı bulmuş: “Bölge meclisleri gelişmişlik düzeylerine ve nüfusa göre her yıl merkezi hükümetin aktardığı bütçenin yanında, kendi yerel gelir ve gelir kaynaklarından pay alarak hizmetlerin yürütülmesini sağlayacaktır. Azgelişmiş ve yoksul bölgelere merkezi yönetim tarafından pozitif ayrımcılık uygulanacaktır.”
Merkezi bütçeden kaynak tahsisi ve azgelişmişlere pozitif ayrımcılık tamam da kendi yerel gelir ve gelir kaynağından pay almaknasıl olacak? 2010 itibarıyla 385 milyar TL olan devlet gelirlerinin yüzde 56sı vergilerden, yüzde 23ü sigorta primlerinden oluşuyor. Bunlar dışındaki gelirler yüzde 20den ibaret ve çoğu gelişmiş bölgelere ait gelirler. Her bölge kendi sınırları içindeki gelirleri alıkoyarsa, eşitsizlik daha da büyür. Doğrusu, her tür gelirin merkezde toplanması ve oradan hakkaniyete uygun olarak bölgelere bölüştürülmesidir.
Özerk bölgeli Türkiyede etnik farklılığın söz konusu olacağı bölgeler Güneydoğudakiler olacaktır. Blokun önerdiği modele göre, Türkçenin resmi dil olmasının yanında, bölgeler kendi özgün ihtiyaçlarına göre başka dilleri de ikinci, üçüncü dil olarak kullanabilecektir. Anadilde eğitim söz konusu olabilecektir. Ne kadar mümkün? En iyisi, bize en çok uyacak İspanya örneğine dönüp bakmak.
***
İspanya, anayasasına göre resmi dili İspanyolca (Kastilya dili) olan bir ulus devlettir. Anayasa, ülkedeki farklı milliyetler olan Basklar ve Katalanları tanımakta, ancak onlarıİspanyol ulusunun bileşenleriolarak kabul etmektedir.
İspanya, 17 özerk bölgeden oluşuyor. Bunlardan Bask ülkesi, Katalunya ve belli ölçüde Galiçyada, nüfusta etnik farklılık mevcut, dolayısıyla etnik temele dayanan özerklik, yalnız bu bölgeler için söz konusu. Anayasada federe devletkavramı değil, özerk bölgeler, (Comunidades Autónomas) kavramı yer alıyor ve 145inci maddeye göre özerk bölgelerin bir federasyon oluşturmalarıyasak. Bu anlamda özerk bölgeleri olan bir üniter devlettir İspanya. Katalanlar, Basklılar resmi dil İspanyolcanın yanında anadillerinde de eğitim yapıyorlar. Ancak burada şunu unutmamalı: Etnik temele dayanan özerk bölgelerden Katalunya, nüfusta yüzde 15, ülke milli gelirinde yüzde 20ye yakın pay sahibi ve kişi başına geliri, 27 bin Avro ile ülke ortalamasının yüzde 27 üstünde. Ülke nüfusunda yüzde 4, milli gelirinde yüzde 6 payı olan Basklılar, kişi başına gelirde, 31 bin Avro ile 1 numaralar ve ülke ortalamasının yüzde 35 üstünde gelire sahipler (*). Yani, bizdeki durumun tam tersine, İspanyanın etnik temelli özerk bölgeleri, yoksullukları ile değil, zenginlikleri ile dikkat çekiyorlar. Bu varsıllık, onlara anadilleri ile eğitimin finansmanında da kolaylık sağlıyor.
Özet olarak, özerk bölge modellemesine giderken dünya örneklerinden yararlanmak kadar, farklılıkları da göz önünde tutmak gerekiyor ama daha önemlisi, serinkanlı, bilimsel, önyargısız çalıştayları organize etmek ve üretici bir süreci, zaman geçirmeden bir an önce, başlatmak gerekiyor.
(*) İspanyanın göstergeleri için site: www.ine.es
(Cumhuriyet 14.05.2011)

 
Kürt Sorunu, Demokratik Özerklik ve CHP
 
Kürt sorunu, RTE istediği kadar sorunolmaktan çıktı desin, 12 Haziran seçimlerinin ertesinde de Türkiye’nin gündeminde, belki de ilk sırada olacak. Kürt siyasetinin beklentileri, seçim düzleminde ifade ediliyor ve bildirgelerde dile getiriliyor. BDP’nin yüzde 10 baraj adaletsizliğini aşmak için bağımsız adaylarla seçime girmesinin ötesinde, Türkiye solunun bir kesimiyle Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku oluşturup daha Türkiye partisigibi hareket etmesi, olumlu. Bu, milliyetçi bir çizgiden sınıfsal bir çizgiye doğru, isabetli bir açılım.
Blokun, bildirgesine hâkim olan en önemli unsurun, Türkiye’de Kürt sorununu çözüme götürecek Demokratik Özerklik. Bu yaklaşımı daha önce BDP gündeme getirmişti getirmesine ama, Demokratik Özerkliki, ağırlıkla Güneydoğu için tahayyülleri, eksik ve yanlıştı. Türkiye’nin tamamına şamil olmayan bir modelin, sorunu çözmeye yetmeyeceğini, özerk bölge yaklaşımının tüm Türkiye bölgeleri için geçerli bir modele dönüştürülmesi gerektiğini bu sütunda defalarca ifade etmiştik. En ağırlıklı bileşeni BDP olan blokun seçim bildirgesinde demokratik özerkliğin tüm Türkiye için geçerli bir yaklaşım olduğu noktasına varmış olması, bu açıdan olumlu.
***
Gerçekten de 73 milyonluk nüfusu, hızla kapitalistleşmiş ve beraberinde birçok sorunlarla, eşitsizliklerle yüz yüze kalmış bir ülkeyi, bu kadar merkezi bir yapılanmayla yönetmek akıldışıdır, bir. Antidemokratiktir, iki. Dolayısıyla, yeni anayasanın en önemli yapı taşını özerk bölgeleroluşturmalıdır. Türkiye’nin siyasi ve idari yapısını, 81 il ve merkezden, Merkez-bölgesel meclis ve demokratik yerel yönetimler biçiminde bir yapılanmaya dönüştürmek zorunluluktur. Bu, hem istediğimiz demokratikleşmeye, hem toplumsal kaynakların rasyonelce büyütülüp daha adil bölüşülmesine imkân verecek hem de Kürtlerin kültürel ve siyasi beklentilerine çözüm üreterek kalıcı bir barışı tesis etmeye hizmet edecektir.
***
Bu yaklaşıma, özellikle CHPnin açık olması ve kafa yorması beklenir. Nitekim CHP’nin, Kürt sorunu ile ilgili çözüm arayışları sırasında, yerel yönetimleri daha da güçlendiren Avrupa Özerklik Şartı’na Türkiye’nin çekince koyduğu maddelerden çekinceleri kaldıracağını bildirmiş olması, çok önemli bir adımdır. Bilindiği gibi Türkiye, Avrupa Özerklik Şartı’nın 11 ana maddesinden belli bir kısmını kabul ederken bir kısmına da çekince koymuştu. Çekince konulan maddeler arasında, yerel makamların kendi yetkilerini kullanımı, kendi iç örgütlenmelerini kurmaları”, “yerel makamlara danışılmadan planlama yapılmaması”,”yerel makamların başka ülkelerle işbirliği anlaşması yapması gibi şartlar bulunuyor.
CHP lideri Kılıçdaroğlu, şartın tüm maddelerine sahip çıkarken CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu da tüm maddelerin uygulanması gerektiğini ifade ederek “Bu çerçeve çok önemlidir. Bunu inceleyip Türkiyeye bir model olarak sunacağız. Merkez yerel dengesi açısından da önemli olacak” demişti.
***
Kürt sorununa kalıcı çözümler üretmede, Türkiye’yi demokratikleştirmede, birbirine yakınlaşmış iki parti CHP ve BDP’dir. Bundan sonra yapılması gereken, özerk bölgeler yaklaşımını ete kemiğe büründürmek ve anayasaya konulacak bir modele dönüştürmektir. Bu konuda, Kürt siyasetinin kafası henüz netleşmiş gibi durmazken Türkiye solunun da yeterince beyin eksersizi yaptığını söyleyemeyiz. CHP ise Avrupa yerel şartıyla ana prensipte önemli bir adım atmaktan öte, kamuoyuna açıklanmaya hazır bir modeli henüz üretememiştir.
Blok, tüm Türkiye için sayıları 20-25 dolayında özerk bölge öngörmektedir. Önerilen, siyasi, kültürel, ekonomik yönden türdeş, sınırdaş illeri kümelendirerek özerk bölgeler oluşturulmasıdır. Bilindiği gibi AB ilkeleri ışığında böyle bir kümelenme var ve Düzey 2 olarak adlandırılıyor. Bu yapılanma 26 bölgeye ayırdığı Türkiye’de, Kalkınma Ajansları kurulmasını ve bölgesel kalkınmanın bu ajanslar üstünden gerçekleştirilmesini öngörüyor. Bu bölge modeli, tamamen neoliberal ekonomik prensiplere dayanıyor. Yerele dönmüş görünmekle beraber, aslında tamamen merkezi iktidara bağlıKalkınma Ajansıyaklaşımına mesafeli durulmalıdır. Hem bölge tanımlarını, hem de işlevlendirmeyi tamamen eşitlik, katılımcılık ve kültürel özgürlük esasları üstüne, baştan üretmek gereklidir.

(Cumhuriyet 13.05.2011)

Mustafa SÖNMEZ | Tüm Yazıları
Hits: 1991