Cehalet Salgınında Ebola

~ 15.10.2014, Mine KIRIKKANAT ~

Türkiye’de kafalı kafasız herkes politikaya, tabii sahip olduğu kadarıyla kafa patlatır ve uzunca süre “millet” diyerek hata yaptığımız birbirine düşman toplum katmanları yok Kobani’ydi, yok Rojava’ydı diye birbirinin boğazına sarılmak için yanıp tutuşurken…
Hiç de Türktü, Kürttü, laikti, İslamcıydı ayrımı yapmayacak dehşetengiz bir bela, kapımızı çalıyor.
Bela dehşetengiz, çünkü bombadan da, kurşundan da daha kesin bir ölüm mekanizması. Mucize eseri, şans eseri kurtuluş yok!
Adı, ebola virüsü.
Çok kolay bulaşıp hızla yayılan ebolanın, en azından şimdilik hiçbir çaresi ve tedavisi yok. Ölümcül virüsle biricik mücadele yöntemi, bulaşmasını önlemeye çalışmak, o kadar.
Olaya kara mizah gözlüğünden bakarsak; kuş gribi, domuz gribi hezeyanları epeyce fos çıkan dünya, yıllardır korkuyla beklediği gerçek “pandemi” tehlikesine nihayet kavuşmuş bulunuyor!
Afrika’da başlayıp genişleyen salgını durdurabilmek için küresel alarma geçildi, tüm ülkelerde olağanüstü önlemler alınıyor.
Bu önlemlerin başında, özellikle havalimanlarında ve tüm sınırlarda, her yolcunun ateşini uzaktan kızılötesi ışınlarla ölçen termal kamera ya da el cihazıyla izlemek geliyor. Avrupa ülkeleri zaten donanmıştı; Cezayir, Suudi Arabistan, Kamerun gibi ülkeler de havalimanlarına termal kamera koydular.

***

Yine havalimanlarına ve hastanelere ebolaya özel karantina birimleri kuruldu. Hastaları kimseyle temas ettirmeden taşımak için yalıtılmış çadır sedyeler, taşıyacak personel için de uzay giysilerine taş çıkaran izolasyon tulumları üretildi.
Alman viroloji uzmanlarından oluşan bir heyet, 9 Ekim’de alelacele Moskova’ya gitti. Rusya Acil Durumlar Bakanlığı’nın (evet, böyle bir bakanlık varmış, komşuda!) ebola hastalarını taşımak üzere donattığı 2 adet An-148 uçağını, özel olarak ürettiği izolasyon modüllerini ve tulumları inceledi.
Dünya medyaları, ebola virüsünün ne olduğu, nasıl bulaştığı ve ne kadar yayıldığına ilişkin yayınlarla insanları bilgilendiriyor. Çünkü bilgi, korumanın ve korunmanın aracıdır.
Peki, AKP iktidarı zamanında Afrika’yla en sıkı fıkı ilişkileri kuran Türkiye’de ne yapılıyor, ne önlem alınıyor dünya çapındaki bu pandemi tehlikesine karşı?
Medya, her zaman olduğu gibi ya politika ya da magazinle meşgul. Nüfusun ezici çoğunluğunun ne eboladan haberi var zaten ne de nasıl bulaştığından.

***

Devletin aldığı önlemler ise Cumhuriyet’in 12 Ekim sayısında, 14. sayfada yer aldı: THY, aylar önce durdurması gereken Sierra Leone ve Liberya uçuşlarını nihayet durdurmuş. Başlatmayı planladığı Gine seferlerini de askıya almış.
İyi güzel. Başka?
Afrika’ya yapılan tüm uçuşlara sağlık kitleri (!) dağıtılmış, personele hastalığın nasıl bulaştığı ve hastalık olasılığı taşıyan yolcunun, nasıl yapacaklarsa, “izole bir şekilde” en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılması gerektiği anlatılmış… Ama Türkiye’nin havalimanlarında yolcuların ateşini ölçecek herhangi bir termal ölçüm cihazı yokmuş!..
Termal ölçüme gerek görmeyen, karineyle saptanan ebola hastasını özel donatılmamış herhangi bir sağlık kuruluşuna yönlendiren bu zır cehaletin, bilgilendirmeden önce bilgilenmesi gerekmez mi? Dandik olduğu besbelli diğer önlemleri, nasıl ciddiye alınır?
Dağıttıkları sağlık kitlerine Ebola izolasyon sedyesi ya da tulum sığmayacağına göre, umarım sargı bezi ve tentürdiyot unutulmamış olup, hiç olmazsa yandaş bir kuruluşun bilançosunu doğrultmaya yaramıştır!

GNOKTASI
AKP iktidarının 2005’ten 2008’e seferberlik ilan ettiği kuş gribi, Türkiye’de toplam 4 kişinin ölümüne neden oldu. Ama 53 ilde 3 milyona yakın kanatlının itlaf edilmesiyle, köy tavukçuluğunu ortadan kaldırıp muktedir çocuklarının alelacele kurdukları sıvı yumurta tesislerini, tavuk çiftliklerini nemalandırmaya yaradı. Bugün doktorlar “tavuk yemeyin” diyor, çünkü çiftlik tavukları insan sağlığına kuş gribinden daha zararlı. Piyasada köy tavuğu bulmak zor, bulsanız almak zor, fiyatlar el yakıyor.
2009’da domuz gribi seferberliği vardı. Sağlık Bakanlığı 43 milyon aşı için bağlantı yaptı, iyi ki sadece 8 milyon ithal etti. Aşıların yarısı kullanıldı, öteki yarısı çöpe gitti. Haydi diyelim ki diğer ülkeler kadar yanıltıldı. Çünkü arada, domuz gribinin normal gripten daha ölümcül olmadığı, ilaç üreticilerinin aşı satabilmek için bir “marketing operasyonu” olduğu anlaşıldı.
Ama bu sefer, ortada çok ciddi bir pandemi tehlikesi ve gerçekten ölümcül bir virüs var.
Acaba domuz gribinden ağzı yanan Sağlık Bakanlığı ebolayı mı üflüyor, yoksa “nemalandırıcı” bir yanını mı bulamadı?

“Dünyanın en büyük sorunu, aptallar özgüvenliyken akıllı insanların kuşkuyla dolu olmasıdır.” 
Bertrand Russell

 

Mine KIRIKKANAT | Tüm Yazıları
Hits: 1067