Yola Başlarken

~ 26.09.2014, Ali SİRMEN ~

-Yola böyle başlamamıştık!
Yakınmayı dile getiren AKP’nin eski bakanlarından sağ siyasetin önde gelen simalarından Ali Coşkun. Yakındığı AKP’nin torba yasayla Ekonomi Bakanlığı’na bağladığı DEİK’in (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) bir de çıkardığı yönetmelikle mal varlığına el koyması.
Ali Coşkun, TOBB ilişkisi dolayısıyla DEİK’te söz sahibi olmuş kişilerden biri, TOBB önde gelenlerinin çoğu gibi DEİK’i hep kendi etki alanlarında görmüş.
Şimdi ise eski sanayi bakanlarından olduğu AKP’nin DEİK karşısındaki tutumunu eleştirirken haklı olarak yakınıyor:
-Yola böyle başlamamıştık.
Yola başlama günleri daha dün gibi, Cüneyd Zapsu’nun Tayyip Erdoğan’ı, bu konuda karşıt tavrı belli kişilere bile Türkiye’nin yeni lideri olarak kabul ettirme önerilerindeki enerjiyi çok iyi anımsıyorum.
Bütün kapılar çalınıyor, siyasi eğilim ne olursa olsun, herkes ile temas kuruluyordu.
Proje gerçekten büyüktü.
Sonunda vasıl olunan netice de büyük oldu.
Şu an itibarıyla 12 yıl iktidar, birbiri ardından kazanılan seçimler, Başbakan Baba rejminden fiili Başkan Baba rejimine geçiş.
Bütün bunlar azımsanacak şeyler değil.
                                                                                                    ***
Bundan sonra neler olacağını bir yana bırakarak şimdiden söyleyebiliriz ki, Tayyip Erdoğan Atatürk’ten bu yana Türkiye’ye en büyük değişimi yaşatan kişidir.
Kimsenin hakkını yemeyelim, onun bu “başarı!” yolunda merkez sağ iktidarların sabırlı ustalarının döşedikleri taşların da büyük etkisi oldu.
Evet, Tayyip Bey büyük desteklerle, büyük umutlarla ve büyük vaatlerle çıktı büyük yolculuğa.
Ama Ali Coşkun eleştirisinde haklı. Gerçekten de yola çıkarken, yapılan vaatler bugün varılan sonuçtan değişikti.
Tayyip Bey küreselleşme olgusunu kavramıştı, onun getirdiği kurumlar ve durumlarla çatışmayacak, kapitalizmin işleyişini bozmayacak, sosyal içerikli ve laik vurgulu olmasa, kör topal yürüyen demokrasiyi tam ayakları üstüne dikmese bile felç de etmeyecek, parlamentarizm, kapitalizm ve emperyalizmle çelişmeyen, bunlarla uzlaşmış bir yönetimi yaşama geçirecekti.
Sistemin laik yönünün törpülenmesi, tatlı sert mütedeyyin yönetimin egemen olması, ama bunların Batı’nın bölge ve dünyadaki çıkarlarıyla çelişmemesi konusunda anlaşma sağlanmıştı.
Sistemin adı da konmuştu: Ilımlı İslam.
                                                                                                    ***
Yola çıkarken bulunulan vaatlere uygun davrandı Tayyip Bey bir süre. Kendi açısından daha ilk adımda fiyasko olarak nitelenebilecek olan 1 Mart Irak tezkeresi bozgunu dahi TSK’ye fatura edildi.
Her şey vaatlere uygun yürüyor gibi görünürken, 2010’dan itibaren, işler biraz değişmeye başladı.
Vaatler ile icraatlar pek uyuşmaz olmuştu, söylemlerle, eylemler çelişiyordu.
Artık, kapitalizmin kuralları ve özgürlüklerine de saygı kalmamıştı.
Piyasanın kurallarına müdahale ediliyor; yandaş medya gibi, yandaş sermaye destekleniyor, dışındakiler köstekleniyor; ekonominin kuralları buyurganın buyruklarına feda ediliyor, kurumlar artık despot tarafından dizayn ediliyordu.
Bütün bunlara karşılık içerideki sermayenin kodamanları duruma katlanıyorlardı.
Ama, yola çıkarken yapılan vaatlerin yönelik olduğu dış çevreler aynı edilgenlik ve sabırla davranamayabilirlerdi.
Ortaklaşa yaratılmış bir canavar olan, Müslüman Kardeşler, El Nusra türevi IŞİD’in bir numaralı tehdit haline gelmesi böyle bir ortamda oldu.
Atlantik ötesi ile Tayyip Bey arasında kapalı kapılar ardında neler konuşulduğunu tahmin etmek güç değil. Türkiye’ye IŞİD karşısındaki mücadelede önemli rol yüklemek istediklerini ABD Dışişleri Bakanı açıkça dile getiriyor zaten.
Tayyip Bey’in de Amerika’dan yaptığı açıklamalar bu konuya olumlu yaklaştığı izlenimini uyandırıyor.
Ama asıl tavrın ne olduğunu bekleyerek göreceğiz.
Bu arada unutulmaması gerekenhusus, Atlantik Ötesi güçlerin tepkilerinin, “oysa yola böyle başlamamıştık” ile sınırlı kalmayacağıdır.

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 830