"Eski" hükümetle "yeni" Türkiye

22 Temmuz 2007 seçimlerinin ardından kurulan 60. Hükümette, 2 Mayıs 2009’daki revizyonla 8 bakan kabine dışında kalırken, 7 bakanın da görev yeri değişti

İBRAHİM Ö. KABOĞLU

22 Temmuz 2007 seçimlerinin ardından kurulan 60. Hükümette, 2 Mayıs 2009’daki revizyonla 8 bakan kabine dışında kalırken, 7 bakanın da görev yeri değişti. Ama hükümet değişmedi. Başbakan Davutoğlu ise, sadece 4 bakan değişikliğiyle 62. Hükümeti açıkladı. Neresi “yeni”?

188 sayfalık program kurgusu: “1924 ve sonraki anayasalar 1920 ruhundan giderek uzaklaşmıştır. Vesayetçi eğilimler ve uygulamalar milli iradeyi dışlamıştır”. Program, esas itibariyle, “2002-2014 dönemi” övgüsü üzerine inşa edilmiş.

Cumhuriyet parantezi: Programda, Nizamülmülk’ten Şeyh Edebali’ye kadar; 2053 ve 2071 gibi fetih ve işgal çağrıştıran tarihlerle bezeli çizgilerde yok yok. Olmayan ise, Cumhuriyet’in kazanımları, laiklik ve Atatürk. Aslında, 1924 -2002 dönemi parantez içine alınmış! Kısacası, 100. yılı öne çıkarılan Cumhuriyet’in kendisi ıskalanmış.

“AK Parti hükümetleri iktidara geldiği ilk günden itibaren ret, inkar ve asimilasyon politikalarına son vererek…” ifadeleri, birçok gerçeği çarpıtma zemini olarak kullanılıyor: anadilin öğrenilmesi konusunda önceki koalisyon hükümetinin attığı önemli adımlar yokmuş, dar bir bölgede uygulanan OHAL’in kaldırılması önceki hükümet tarafından planlanmamış veya Özel Yetkili Mahkemeler kendilerince kurulmamış izlenimini yaratan ifadeler, sadece birkaç örnek.

“Sosyal Devlet kavramı bizim iktidarımız ile gerçek olmuştur” iddiası ile “kayıtdışılıkla mücadele için yeni bir eylem planı yürürlüğe koyacağız” vaadi arasındaki çelişki açık: Yağma ekonomisinde sosyal devlet ne ölçüde gerçekleşir?

“İnsani kalkınma”: İnsani gelişme yerine, programda başlık yapılan “ kalkınma”. Haliyle “ para”, başlıca ölçü olarak kendini gösteriyor. “Hükümetimiz, BM insani kalkınma (gelişme denmiyor) sıralamasında ülkemizi 69. sıraya yükseltti”, derken, yeni-eski yerine, devamlılık vurgulanmış oluyor.

“Büyük reform ve zulme uğramış kadınlar”: 4+4+4 şeklinde ifade edilen eğitim dayatmasını ”büyük reform” olarak öven ve “Dini inançları yüzünden ayrımcılığa uğrayan, başörtüsü yüzünden eğitim özgürlüğü kısıtlanmış, zulme uğramış kadınlarımızın eğitim ve çalışma haklarını kullanabilmelerini mümkün kıldık” denerek, “Programın cinsiyeti” de ortaya konmuş oluyor. Haliyle, kadın cinayetlerinden söz etmeye gerek yok…

Çevre için “-cek, -cak”: “Küçük hidroelektrik santrallere(HES) ilişkin olarak çevre duyarlılığını en üst düzeyde hayata geçirecek, bu amaçla gerekli düzenlemeleri hızlı bir şekilde yaparak etkili bir şekilde uygulayacağız”. HES yapacak vadi mi bıraktınız?

Hangi yargı?: “Yargının bağımsız ve tarafsız olması, yargı üzerinde kurulmak istenen vesayetlerin yok edilmesi için yapılması gerekenleri tereddütsüz yapmak hükümetimizin ana öncelikleri arasında yer alacaktır.”. Dört yıl önce de benzer söylemle, HSYK için Adalet Bakanlığı’nca bütün hâkim ve savcılar, cep telefonlarına kadar, güdülenerek seçimler kotarıldı... Tabii bu arada, yargının bir hukuk devletinde “demokrasi misyonu” yok edildi. Bunun yeni Türkiye’deki sonucu: “25 Aralık için takipsizlik kararı”.

Anayasa: “Yeni Anayasa’nın şekil açısından kısa, açık ve her vatandaş tarafından anlaşılabilir olması da hedeflerimiz arasındadır.”. “Kısa anayasa” sloganı 21. yüzyıl anayasalarına yabancı olsa da, şimdilik şu kadarı yeterli: AKP hükümetleri, bugüne kadarki uygulamalarıyla, bir yandan 12 Eylül ruhunu derinleştirirken, öte yandan genellikle 1982 Anayasası’nın gerisinde kaldı. İşte son örneği:

Anayasal askı : 2002’den sonraki icraatların öznesi olarak “Hükümetimiz” ifadeleriyle bezeli program, CB seçim sonuçlarının Resmi Gazete’de 2 hafta süreyle yayımlatılmamasının neden olduğu “ara dönem”e yabancı gibi.

Program yazımına paralel tören: Şatafatlı devir-teslim töreninde 28 AB üyesi devletinden sadece Bulgaristan CB ; Avrupa Konseyi’ne üye 47 devlet içinde sadece Arnavutluk, Bosna-Hersek, Kosova, Makedonya ve Moldova Cumhurbaşkanı vardı. Avrupa nezdinde Türkiye’nin itibar ölçüsünü de ortaya koyan pahalı devir-teslim töreni, halk tarafından seçilmenin sonucu değil, seçilenin dayatması.

“Çankaya ve “Kanunsuz saray” : AOÇ’de Mahkeme kararına rağmen inşa ettirilen saraya taşınma iştahı neyin göstergesi? Basitleştirme pahasına, ‘Atatürk’ten kaçmak veya mirasını yok etmeye çalışmak’ denebilirse de, her ikisi birlikte, 3. Dünyalılığı simgeliyor: Devlet yönetiminde kurumsal kimlik yerine kişisel damganın öne çıkarılması; tıpkı siyasal rejimde varolanı “restore etme” yerine, taklitçilik gibi…

Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1003