Umut hırsızları

~ 07.08.2014, Kemal OKUYAN ~

Gerçekçi siyaset hiç bu kadar dibe doğru çekmedi insanı. Umudun zerresi kalmasın istiyorlar.

İstiyorlar… Kim?

Bir noktadan sonra önemi yok.

Türkiye’nin geriye dönüşsüz bir biçimde karardığının kabullenilmesi için büyük bir baskı oluşturulmuş durumda toplum üzerinde. Beklentilerinizi geriye çekin, hayallerinizi dağıtın, kötünün iyisine değer verip yer açın. Diktatör nüfusun yarısını buraya sıkıştırmaya, yıldırmaya çalışıyor zaten. Hakaret ediyor, tehditler savuruyor “benden beteri yok” dercesine…

Adam umutsuzluk yayıyor.

Ve sistem mükemmel işliyor…

Diktatörden, onun temsil ettiği zihniyetten nefret eden geniş bir kesimin keskin bir hesaplaşmadan uzak durması için elini tutanlar da umutsuzluk yayıyor.

Evet kim?

“Görmüyor musun, faşizm geliyor” diyenler örneğin… “AKP faşizmi” tanımlaması, oldukça uzun bir süre oldu, itiraz edilebilir olmaktan çıktı. Görmek isteyen görüyor zaten! Peki görüp ne yapacağız? Faşizmin yalnızca “gerçekçi” bir tutumla alt edilebileceğine mi inanacağız? Önüne konan her şeyi kabullenen bir toplum, toplumu geçtim sol, neyi durduracak?

Diktatör her tür küstahlığa imza atarken, ona hak ettiği yanıtı vermenin zamanının gelmediğini söyleyenler, hangi saiklerle hareket ederlerse etsinler, onunla aynı kaba işemekte.

Bu ülkede milletvekillerinin başka milletvekilleri tarafından dövülmesi olay dahi sayılmıyor. Sandık hileleri kabullenilmiş durumda; öyle ki Türkiye’nin başkentinin bir mücrime ve bir kez daha sahtekarlıkla teslim edildiğini herkes ama herkes biliyor. Parlamento, parlamenter sistem emekçi halkın değil, bu düzeni, bu düzenin kurumlarını benimseyenlerin kutsalı. Şamar oğlanına dönüşüyorsa o kutsal ve insanlara “sakin olun” telkinininde bulunuyorlarsa, tarih suç ortaklığından farklısını yazmaz, yazamaz.

En üst makama bir gericinin, bir hırsızın, bir zorbanın ve bütün bu özellikleri başka örneklerden farklı olarak ayyuka çıkmış birinin göz dikmesinin sineye çekilmesi başka nasıl açıklanır ki? “Bizim gericimiz hırsız değil” avuntusunun arkasında yatan derin teslimiyet duygusuyla mı faşizme karşı mücadele edilecek!

Bu halk, 2013 Haziranı’nda kutsal değerler için filan değil, özgürlükleri için ayağa kalktı ve dayatmaları kabullenmeyeceğini olabilecek en net biçimde ifade etti. Yeşeren umuttu bir kez daha ve çullandılar hemen üzerine… Kontrol altına almak, boğmak, yok etmek için.

Çünkü umutsuzluktan beslenen yalnızca diktatör değil.

Diktatörün işi bitmişti, onu ayakta tutmak başkaları için de ölüm-kalım meselesi haline geliverdi.

Haftasonu kısa bir oy pusulası konuyor halkın önüne. Kısa, öz. Pusulaya bakarsanız, Haziran’da yeşeren umudun söndürülmesi için kurulan karmaşık ittifakı görürsünüz.

Faşizm geliyormuş, Ekmeleddin desteklenmeliymiş!

Faşizm umudun, direnme azminin kırıldığı anda üstünlük sağlar.

Ekmeleddin, tam da “Türkiye’den umudu kes” komutudur. Alacağı oy, şu-bu her şey detaydır. “Diktatörün adaylığı bile kabullenilemez” noktası, şu anda işe yaramasa bile, direnme azminin yaşatılması anlamına gelirken, diktatörle gericilik alanında rekabete giren birini desteklemek “benim zerre umudum kalmadı” itirafında bulunmaktır.

Her şey, bu düzenin değişebileceği düşüncesinin, devrim ve sosyalizm fikrinin emekçi sınıflarda etkisizleşmesi bir yana, doktriner anlamda sahipsiz bırakılmasıyla başladı. Sol adına ilk günah budur.

Şimdi bu günahtan kurtulmanın tam zamanıdır.

Ekmeleddin’e ya da bir başkasına razı olmayarak başlanabilir.

Unutulmasın, umut hırsızlığı da suçtur.

solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 908