Ama hangi anayasa

Anayasa vaadi karşısında  yanıtı aranan soru şu: Ama nasıl ve daha önemlisi hangi Anayasa?

İBRAHİM Ö. KABOĞLU

 “Amacımız 2023 yılında, şu dört temel hedefe ulaşmaktır: Demokrasiyi daha da geliştirmek, siyasi ve toplumsal normalleşmeyi daha ileri taşımak, toplumsal refahı daha çok yükseltmek, dünyada öncü ülkeler arasında olmak… Yeni Türkiye yolunda yeni bir Anayasa öncelikli gündem maddelerimiz arasındadır... Milletimizin güven duyacağı, milletimizin demokrasi, refah, güç ve gelecek beklentilerini ve taleplerini karşılayacak bir anayasa olmazsa olmazımızdır. Milletimiz takdir eder de 12. Cumhurbaşkanı seçilirsek, bu vizyona dayalı yeni anayasanın hazırlanması önceliklerimiz arasında yer alacaktır.” (R.T. Erdoğan, Vizyon Belgesi, 11 Temmuz 2014).

Özeleştiri mi, yeni bir manevra mı?

“Daha”lı zarflarla süslü vaadler, “yeni Türkiye” nitelemesi için de geçerli mi? : “Daha” yeni Türkiye… Acaba, neyi arzu ettiğiniz halde yapamadınız 12 yılda, bütün sıfatların içini boşalttığınız Türkiye’de? Denge ve denetim düzeneğini en aza indirgediğiniz; var olanları ise kâğıt üstünde bıraktığınız bir anayasa, hangi düzeni ifade eder?

Anayasa vaadi karşısında  yanıtı aranan soru şu: Ama nasıl ve daha önemlisi hangi Anayasa?

Gerçi, yürürlükteki Anayasayı “araçsallaştırma ustalığı”nda, asker? dönemleri bile geride bırakan bir Başbakan’dan, “yeni Anayasa” çıkışı, bırakın merak uyandırmayı, tartışmaya bile değer görülmeyebilir.

Ne var ki, tıpkı toplumsal bellek gibi “anayasal bellek zaafı” da yok değil. Nasıl olmasın, bir tür “anayasacılar sefaleti”nin yaşandığı bir dönemde?

2007 (yaz ve güz): Nasıl başladığı ve bittiği kamuoyunca bilinmeyen “sivil anayasa” vaveylası. (Usûl ve içerik eleştirisi yapan Anayasacılara tepeden bakışlar belleklerde…)

2010 (yaz ve güz): Anayasa oylamasına “hayır” diyenlere duyulan kızgınlık ve öfke, bugün bile dinmiş değil…

2011 (Eylül): Anayasacıların çoğunluğu, Kurulu meclise, “yeni anayasa yapma yetkisi elinizde” beyanında bulundu (İyi ki, TBMM Başkanlığı yayımladı konuşmaları!).

2012 (Kasım): AKP, başkanlık önerisini Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sundu.

2013 (Kasım): AKP, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nu dağıttı.

2014 (Temmuz): AKP’nin CB adayı, “yeni anayasa” vaadinde bulunuyor…

 

Ama hangi Anayasa?

Acaba bu, hangi Anayasa ile örtüşmekte?  İki ucu meçhul kalan “sivil anayasa” ile mi, 2012 önerisi ile mi? Yoksa…

Mesela, 2012 önerisi, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’na ait bütün yetkileri Başkan’a vermenin ötesinde, Fransa’da CB’ye, ABD’de Başkan’a ait olan yetkileri aşan bir çizelge oluşturuyor: TBMM’yi fesih, bakanları atamak ve görevden almak, Başkanlık kararnamesini çıkarmak, TSK’nın kullanılmasına karar vermek, kamu yöneticilerini atamak ve görevlerine son vermek; sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilan etmek veya sıkıyönetim veya OHAL kararnamesi çıkarmak; YÖK üyelerinin yarısını seçmek, üniversite rektörlerini seçmek, yüksek mahkeme üyelerinin yarısını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını ve HSYK üyelerinin yarısını seçmek;…

Yeni Anayasa mı, Başkan kılıcı mı?

Anayasa’nın yeni olması, 2007’den bu yana denenen -ve birbirini tamamlayan- usûl ve içerik sorunlarının aşılması anlamına gelir.

Usûl bakımından; denenenlerin ötesine geçen daha demokratik yol ve yöntem bulunmalı.

İçerik olarak; 1982 metni ve değişiklikleri aşan, 21. yy. anayasacılık eğilimleri ile Türkiye deneyiminin bireşimini yansıtan bir anayasa ancak yeni olabilir.

Buna karşılık, Erdoğan’ın beklentileri doğrultusunda TBMM çoğunluğu tarafından kotarılacak bir Anayasa çalışması, ne usûl  ne de içerik olarak yeni anayasa değil, ancak, “mutasavver Başkan”ın kılıcı olur…

CB, Devletin başı mı, icranın başı mı? Bu anlamsız tartışması süredursun, hiçbirinin hiyerarşik düzeninde yer almayan özerk ve uzman birimler, çoktan Hükümet’in arka bahçesine dönüştürüldü. RTÜK, bunun tipik örneği… Devletten değil, milletten yana popülizmi, devletin bütün aygıtlarını Anayasa referandumunda olduğu gibi CB seçimlerinde de “evet” için seferber etme gerçeğini örtebilir mi?

Ve Anayasacılar sefaleti

Bu nedenle, şimdi asıl  tartışma, tamamen tahrip edilen anayasal düzen ve hukuk sistemi onarımının ne ölçüde mümkün olacağı üzerine yapılmalı. Peki tartışabilir miyiz bunları? Hayır. Çünkü, son yedi yıl Türkiye’si, birikim ve emeklerini siyasal iktidar beklentisi hedefine yönlendiren “anayasacılar geçidi”ne tanık oldu. Bu nedenle, son üç yıldır konu üzerinde  görüş beyan edenler, daha çok,  -Anayasayı dejenere etme yarışında olan-  siyas?ler ve onların yedeğindeki gazetecilerle sınırlı kaldı. Bu, aynı zamanda “anayasa bilimi” (Bakır Çağlar’a saygı ile) sefaleti değil mi?

Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1307