Nereden nereye?

~ 08.07.2014, Hüsnü MAHALLİ ~

2002'de iktidara gelen AKP'nin bölgesel açılımları Arap ve Müslüman ülke ve halklarını mutlu etmişti. Ocak 2003'te dönemin Başbakanı Abdullah Gül'ün; Irak işgalini önlemek için Suriye, Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt ve İran'ı turlaması bu mutluluğu daha da pekiştirmişti.
1 Mart Tezkeresi'nin reddedilmesi herkesi şaşırtmıştı.
Hiç kimse Erdoğan'ın tezkereden yana olduğunu ve 20 Mart tezkeresi ile AKP Hükümeti'nin Türk hava sahasını ABD uçaklarına açtığını sorgulamadı bile.
Sonrası biliniyor.
Erdoğan 2004'teki ABD zirvesinden sonra BOP Eşbaşkanı olarak başta Suriye olmak üzere Arap ülkelerine açılmaya başladı. Bu açılım sonucu Erdoğan 2007 ve 2010'da Arap liderler zirvesine çağrıldı. Dostluk, kardeşlik ve dayanışma söylemleri ve 'one minute' çıkışından dolayı başta İran olmak üzere tüm Müslüman ülkeler Erdoğan ve dolayısıyla Türkiye'ye büyük ilgi gösteriyordu.
Türkiye bu süre içinde samimi dostlukların yanı sıra büyük ekonomik avantaj ve kazanımlar elde ediyordu. Herkes Türkiye'nin çağdaş, laik, demokratik ve farklı İslam anlayış ve davranışlarını yakından ve ilgi ile izliyordu.
Dindarlık ile ilgili hiçbir mesaj içermeyen Türk diziler işte bu nedenle çok popüler olmuştu.
Batı ise böyle bir Türkiye'yi Arap ve Müslüman ülke halklarına pazarlamak için AKP'ye sürekli gaz veriyordu. Davutoğlu için 'Ortadoğu'nun Kissinger'i' denildi. Cengiz Çandar ise 'Osmanl ve cumhuriyet tarihinde Türkiye böyle bir Dışişleri Bakanı görmedi' diyordu. Bu ve benzeri söylemlerle havaya sokulan Erdoğan ve Davutoğlu, Arap ve İslam âleminin liderliğine heveslendiler.
En azından psikolojik olarak.
'Arap Baharı'na kadar bu hevese itiraz eden de yoktu.
'Arap Baharı' herkes için büyük bir sınav oldu.
Müslüman Kardeşler'in Tunus, Mısır, Libya ve Fas'ta güçlenip iktidara gelmesi Erdoğan ve Davutoğlu'nun heveslerini daha da kabarttı.
Ama bu kez sekter ve çok tehlikeli mezhepsel bir içerik ile.
Bu tehlike Suriye'de çok belirgin bir hal aldı.
AKP yönetiminde Türkiye Sünni âlemin lideri olabilmenin hayallerini kurmaya başladı.
Ama Ortadoğu denilen coğrafyanın hiçbir gerçeğini bilmezken.
İşte bu nedenle ilk kazığını Mursi'nin devrilmesinden sonra Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn'den yedi. Müslüman Kardeşleri terörist ilan eden bu ülkeler ve İslamcıların Suriye'deki katliamlarını gören herkes AKP yönetimindeki Türkiye'ye kızmaya başladı.
Çünkü Suriye'de savaşan ruh hastası cihatçı İslamcıların büyük bölümü Türkiye üzerinden Suriye'ye giriyor ve Suriye içinde olanlar da tüm yardımları Türkiye'den alıyorlardı.
Peki sonra ne oldu?
2003-2011 döneminde herkesin sevip takdir ettiği bir Türkiye, AKP'nin sayesinde bugün artık en hafifinden herkes tarafından sevilmiyor.
Müslüman Kardeşler ve türevleri hariç.
Büyük ve kutsal hayaller daralarak Kürdistan ve Sünnistan sınırlarına sıkıştırılmıştır.
Üstelik Türkmenler feda edilmiştir.
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun neden, nasıl ve ne tür hesaplarla kapıldıkları bu dar hayallerin yakında serap olacağını herkes görecektir.
Mısır ve Suriye konusunda olduğu gibi, Suudi Arabistan ve yandaşı ülke ve güçler mutlaka Türkiye'ye kazık atacaktır.
Coğrafyamızın gerçeği olarak bu kaçınılmazdır.
Türkiye aptalca hayaller ve geçici hevesler uğruna bunları hak etmiyor.
Dost olacağı hesaplanan olası Sünnistan ve Kürdistan Türkiye'ye bırakılmayacak kadar karmaşık hesapların ürünü olarak ortaya çıktıklarında Ankara büyük bir şok yaşayacaktır.
'Sünnistan ve Kürdistan'ın malını ben götürürüm' diye hesap yapan Erdoğan-Davutoğlu İkilisi bulutlar dağıldığında kendilerini her türlü fırtına, kasırga ve hortumun ortasında bulacaklardır
Ben bu coğrafyayı, insanlarını ve tarihini biliyorsam bu kaçınılmazdır.
Bir kez söylüyorum :
Göreceli ve kısa vadede kârlı görünen Türkiye mutlaka IŞİD ve benzeri örgütlerin hedefinde olacaktır.
Adamlar ruh hastası.
Ruh hastalarının ideoloji ve çağ dışı inanç ve anlayışları tüm coğrafyamızı uzun süre kana bulayacaktır.
Birileri Sünni-Şii-Alevi kırımını mutlaka Türkiye'ye yaymaya çalışacaktır.
Böyle bir kırım başta İran ve Suudi Arabistan olmak üzere tüm bölge ülke ve halklarını karşı karşıya getirecektir.
ABD, Batılı ülkeler ve tabii ki İsrail pusuda.
Tıpkı Kürdistan konusunda olduğu gibi.
'Kürdistan devleti kurulsun petrolünü bana versin' hesabı ile hayal kuran AKP yönetiminde Ankara ne tür sıkıntılarla karşılaşacağını yakında görecektir.
En az İsrail ve Kıbrıs gazı ile ilgili olarak yaptığı hesaplarda karşılaşacağı sıkıntılar kadar.
Özetle AKP yönetiminde Türkiye, içte olduğunun onlarca katı tehlikeli politikalar üretip uyguluyor.
Osmanlı artığı hayaller son üç yılda görüldüğü gibi hiçbir işe yaramadı yaramayacaktır.
Zararın neresinden dönülürse kârdır.
Türkiye böyle giderse orta ve uzun vadede inanılmaz tehlike ve zararlar ile karşı karşıya kalacaktır.
Bir kez olsun Başbakan Erdoğan, Davutoğlu'nu dinlemezse ne olur sanki?
Bir kez olsun Bakan Davutoğlu haber kaynaklarına inanmazsa ne olur sanki?
Son kez olsun Erdoğan ve Davutoğlu Sünni Osmanlı hayallerinden vazgeçse ne olur sanki?
Olacağı çok net :
Başta Türkiye olmak üzere Suriye, Irak, Mısır ve tüm coğrafya rahatlar.
Yalnızca o zaman hepimiz ruh hastası IŞİD'çilerden kurtulur ve Şii'si, Sünni'si, Alevi'si, Dürzi'si ve Hıristiyanı ile Türkler, Araplar, Kürtler ve Acemler yeniden dost ve kardeş olur.
Yoksa herkesin başı belada olacak.
O zaman da tarih Erdoğan için çok şey yazacak.
Yazmaya başladı bile!!

Hüsnü MAHALLİ | Tüm Yazıları
Hits: 822