Bayrak planı, Köşk tuzağı

~ 12.06.2014, Fatih YAŞLI ~

Geçtiğimiz yıl bu zamanlardı, öfke Gezi ve Taksim’den tüm ülkeye yayılmış, alanlar, meydanlar, sokaklar zapt edilmişti.

Erdoğan’ın Tunus ve Fas gezisinden döndüğü gün, “ilginç” bir şey oldu. O gün bütün polis araçlarının, TOMA’ların, akreplerin üzerine Türk bayrağı asıldı.

Dahası Erdoğan tabanına bir çağrı yaparak evlerine bayrak asmalarını ama “Mustafa Kemal’li olanlar”dan değil, “nizami” olanlardan asmalarını istedi.

Mesele şuydu: Bayrak ve Mustafa Kemal, sokaktaki yurttaşların çok büyük bir bölümü için direnişin sembolü haline gelmiş, yurttaşlar tepkilerini bu iki sembol üzerinden göstermişlerdi.

İktidar ise bunu anladığı anda, yani her daim milliyetçi-muhafazakârlar tarafından kullanılmış bayrağın, halkın elinde özgürlük sembolüne dönüştüğünü gördüğü anda, müdahale etme ihtiyacı hissetmiş ve Erdoğan tabana “bayrak asın” talimatını vermişti.

Aslında geçmişte de hep böyle olmuştu. 60’lı yıllardan itibaren Türkiye’nin solcuları, devrimcileri, yurtseverleri bayrağı hep el üstünde tutmuşlardı; lakin önce 12 Mart, sonra 12 Eylül darbeleriyle birlikte gerici faşist güçler bayrağı sahiplenerek çıkarlarına alet etmekten kaçınmadılar.

Devrimcilere, sosyalistlere, cumhuriyetçilere, işkencehanelerde, cezaevlerinde, zindanlarda zulmedilirken fonda hep bayrak ya da İstiklal Marşı vardı; faşizm, iktidarını kurmak için bunları kullanmaktan çekinmiyordu.

12 Eylül faşizmi sahte Atatürkçülüğüyle solun üzerinden silindir gibi geçerken, 1980’lerin ortalarından itibaren bu ülkede çok kirli bir savaş yaşandı.

“Terörle mücadele” bahanesinin arkasına sığınarak Kürt halkına karşı çok büyük suçlar işlendi.

Yargısız infazlar, faili meçhuller, JİTEM, gözaltında kayıplar, Hizbullah, yakılan, boşaltılan köyler, siyasi suikastlar…

Bunlar yapılırken hep bayrağın arkasına sığınıldı, fondaki müzik ise hep İstiklal Marşı'ydı.

Oysa Kürt halkına bu zulmü reva görenler, tıpkı sahte Atatürkçüler gibi sahte vatanseverlerdi; dertleriyse bayrakla zalimliklerinin üzerine örtmekti.

Şimdi yine benzer günlerden geçiyoruz; iktidar bir “bayrak operasyonu”yla Reyhanlı’nın, Roboski’nin, Soma’nın, Haziran’ın, yolsuzlukların, Rıza Sarraf’ın üzerini örtmek istiyor.

Din üzerinden yapılan siyasetin yanına şimdi bir de milliyetçilik ekleniyor.

Oysa ortada çok net bir tablo var: Lice’de daha birkaç gün önce iki insan devlet şiddeti nedeniyle, tıpkı Haziran’da olduğu gibi yaşamını yitirdi.

Sivildiler, silahsızdılar ve “yasal mermi”lerle öldürdüler. Tıpkı Ethem gibi, Abdocan gibi, Berkin gibi.

Ertesi gün ise belki gençlerin tepkisi belki de bir provokasyon olarak görebileceğimiz ve yapılmaması gereken bir şey yapıldı: Kışladaki bayrak indirildi.

İktidar ilk 24 saat sessiz kalmayı seçtiyse de çok geçmeden “bayrak planı”yla sahneye çıktı.

Batıda bölünme paranoyası canlandırılarak cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda sağ oyların Erdoğan’da toplanması sağlanmaya çalışılırken, doğuda Kürtlere “Erdoğan yok barış da yok” mesajı verildi.

Yani bir tuzak kuruldu!

Eğer iktidarın “bayrak planı”yla kurduğu tuzağa düşülüp, güya iktidara tepki adına elde bayrakla sokağa çıkılırsa, bir de hedefe Lice oturtulursa, hiç şüpheniz olmasın ki bu, Erdoğan’ın Köşk'e giden yoluna taş döşemek anlamına gelecek.

Bu tuzağa düşmemenin ise bir yolu var: Ölüme karşı hayatı ayrımsız bir şekilde savunarak, kimsenin devlet şiddetine kurban gitmediği, eşit ve özgür bir ülke için mücadele etmek.

Eğer bunu yapabilirsek asıl o zaman gölgesinde yaşadığımız bayrağın bir anlamı olabilecek, işte o zaman kimse zulmünün üzerini bayrakla örtemeyecek.

yurtgazetesi

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 888