İğrenme

~ 21.05.2014, Aydemir GÜLER ~

Artık duyduğum iğrenme. Başbakanın vatandaşın üstüne yürümesinde, hakaretlerinde, videoda görüldüğü gibi kafasını koluyla sıkıştırıp vurmaya çalışmasında kusmuk kokusu alıyorum.

Bunları zaten yapıyorlardı demeyin. Başbakanın davranışlarının simgesel değeri var.

Bu İkinci Cumhuriyet’tir.

İkinci Cumhuriyet’in milletle kucaklaşma fikri bu hale gelmiştir. Türkiye alışmıştı gaza, copa. Ama saldırı yakınları yerin dibinde kalmışlara, ölümün ağır travmasını yaşayanlara, yüzünden üzüntü akanlara yönelince iğrenme görülmemiş hale geliyor.

Hep diyoruz, ortada klinik bir durum var.

Bunu söylediğimizde, hayli erken bir dönemde Erdoğan’ın psikolojisini yazan psikiyatr Cemal Dindar’ı hatırlamadan, katkılarına teşekkür etmeden geçmemeliyiz. Cemal’in çalışmalarının değeri, başka şeylerin yanısıra toplumun içinde varolsa bile, eninde sonunda bir birey olarak Erdoğan’ı incelememesinde, tam anlamıyla bir toplumsal figür resmetmesinde gizli sanırım. Hastayı ve hastalığı tanımlamak başka, bir toplumsal/siyasal sürecin aynı zamanda psikolojik bir süreç olduğundan hareket etmek, bunu yansıtmak başka.

Erdoğan bir psikolojik vaka olmanın ötesinde, psikolojiyle siyasetin ve toplumsal süreçlerin nasıl bütünlük arzettiğinin canlı kanıtıdır.

Başbakan birkaç gün tatil yapıp stresini attıktan sonra normale dönmeyecek. Öfke kontrol terapisine devam edip göreli olarak sakin bir insana dönüşmeyecek. Çünkü ortada sadece psikoloji ve psikiyatrinin konusuna giren bir durum yok.

Erdoğan’ın TBB Başkanını da yumruklamayı denememesinin nedeni basitmiş: Salonla kürsü arasındaki yükseklik farkı!

Bir dahaki sefere bu farkı aşması kaçınılmazdır. Artık kime kısmet olur, bilemem, ama başbakan ilk fırsatta, hükümetinin anti-demokratik olduğunu söyleyen bir konuşmacıya çakmak için sahneye zıplayacaktır. Eğer o gün yorgunsa ve bir metreye yakın bir setin üstüne çıkamazsa, artık eline ne geçerse fırlatır. Bir şey bulamazsa en yakınındakini temsili olarak dövmesi beklenir.

Dalga geçmiyorum.

Bunları daha önceleri de yaptığı, bakanlarını ara sıra patakladığı söyleniyor. Olabilir. Ancak olayın kapalı kapıların ardında geçmesi ile açık alanda cereyan etmesi farklı. İlki bir kapalı grup hali. İkincisi toplumsal mesaj içeriyor.

Böyle bir mesajı ancak derin ruhsal sorunları olan biri verebilir.

İkinci Cumhuriyet rejimi artık deliliğe muhtaçtır. Ve bunu bütünleyen biçimde bir tek adam diktasıdır. Zira, ayakta durması için ihtiyaç duyulan kuvvetin üç beş kişi tarafından ortaklaşa yönlendirilmesi, hedefe odaklanması mümkün olamaz. Birkaç kişinin devreye girmesi, mecburen bir süreliğine görüş alışverişini gerektirir. Oysa şef gelişine vurmalıdır. Akılla değil öfkeyle! Zaman yok!

Bu acelecilik ve tek kişide konsantre edilen şiddet, durmaksızın komploların kuruluyor olmasıyla rasyonalize edilebilir ancak. Anında ve giderek sertleşen bir şiddete başvurmak, şefin komplolarla kuşatılmış olduğu iddiasının kanıtları olarak işlev kazanacaktır. Bu bir sarmal. Erdoğan asla buradan çıkamayacak. Dursa, komplo başarıya ulaşır; duygu budur. Bu düzen bu duygu olmadan yönetilemez.

Bu deli adam diktatörlüğünün şeriatçı olmaktan ve emperyalizme yaranmaya çalışmaktan ve sürekli rant paylaştırmaktan başka çaresi yoktur. Şeriatcı olmayanları, yurtseverleri, rantın ezdiği insanları sürekli, küfür kıyamet, dövmek gerekir. Bunu deliler yapabilir.

Deliliğin siyasal rasyonalitesinde ilginç ve iğrenç bir noktadayız. Delilik nasıl toplumsalsa, iğrenme duygumuz da toplumsal.

Türkiye’de bir güruh lağım çukurunda nefes alıp veriyor. Ne iğrenç!

Türkiye’nin geri kalanı, gözyaşlarıyla, en içten dayanışmayla, kol kola yürüyerek, kızlı erkekli slogan atarak yüceliyor. Ne güzel!

Aydemir GÜLER | Tüm Yazıları
Hits: 690