Öteki Türkiye yok

~ 16.05.2014, Kemal OKUYAN ~

Ekran ikiye bölünmüş, bir tarafta kararmış yüzler, sedyenin üzerinde cansız bedenler. Öbür tarafta kararlı yüzler, o yüzleri gazla, plastik mermiyle caydırmaya çalışan karanlık tipler.

Ekran ikiye bölünmüş, bir tarafta Soma, öbür tarafta TOMA!

İkiye bölünen ekranı birleştiren kahrolası bir düzen, o düzeni temsil eden bir diktatör.

Ekran ikiye değil daha fazla parçaya da bölünebilir.

Gericiliğin karanlığı eklenebilir bir kare olarak... Yolsuzlukların karartılması... Adaletsizliğin kararttığı yaşamlar... İşsizlik, yoksulluk, dış politika rezaletleri...

Her karede ayrı bir karanlık.

Her kare ayrı bir isyan nedeni. Ve her kare bir mücadele alanı.

Türkiye bu karelerden birisini delip aydınlığa geçit açamamanın sıkıntısını, gerilimini yaşıyor. Genellikle böyle olur, bir noktada odaklanır kavga, sonra o noktadaki altüst oluş yeni bir dengeyle düzenin restorasyonuna yol açar ya da…

Çok büyük bir altüst oluş yaşanır.

Bir noktada dağılan sistemin paramparça olma haline “devrim” deniyor.

Türkiye ise her gün yeni bir karenin kriz tablosuna eklendiği tuhaf bir süreç yaşıyor. Diktatör her açılan başlıkta, karşıtlarının zaaflarını kullanarak direniyor, o karedeki dağılmayı, dolayısıyla karanlığın yırtılmasını engelliyor.

Engelledikçe, tablonun bütününde daha fazla enerji birikiyor.

Enerjiden yalnızca büyüyen toplumsal tepkiyi anlamayalım.

Soma, tabloda biriken yıkıcı enerjinin boyutlarını gösteren büyük bir trajedidir. Kapitalizmin yıkıcı enerjisinin korkunçluğunu, nasıl da tahripkar olabileceğini hatırlatmıştır bize.

On yılı aşkın bir süredir iktidarda olan zihniyetin, tabloda gedik açılmaması için gösterdiği direncin ortaya çıkaracağı sonuçlardan biri tam da budur: Soma, TOMA’larla korunan bir düzenin ödettiği zalimce bir bedeldir.

Türkiye tablonun bir tarafını delmek durumundadır. Ondan sonrasını kimse bilemez. O deliğin yol açacağı çalkantınnın nereye evrileceği kestirilemez. Evet, zorluk derecesi yüksek bir ülkede “devrim” kolay ulaşılacak bir sonuç değildir. Bırakın devrimci bir altüst oluşu, tabloda bir delik açmanın dahi derinlikli müdahalelerle mümkün olduğu ortaya çıkmıştır.

Ancak ortaya çıkan bir başka gerçek, çoğalan karanlık kareleri Türkiye’nin taşıyamayacak oluşudur.

Soma’nın bir cinayet, bir katliam olduğunu zaten herkes biliyor. Ancak Soma, başka bir açıdan da kaza değildir. Soma’da kahrolası çürümüş bir düzeni sırtımızda taşımamızın faturası yüzlerce maden işçisine çıkmıştır. Rastlantı ya da kaza değil, devam edecektir.

Önceki gün gece yarısı ekranları ikiye bölen Soma ve TOMA, Türkiye’nin hakim gerçekliğidir.

Bu noktadan sonra, “öteki Türkiye” bir retorik olabilir ancak. Ama unutmayalım, Soma’dan sonra, o tabloda bir delik açılıncaya kadar öteki Türkiye’den söz etmek aynı zamanda bir vicdansızlıktır da...

Öfke bu deliği açmak için belli ki yetmiyor. Öte yandan, öfke siyasete tahvil edildiğinde eşsiz bir kuvvettir.

“Ben sizi 19. yüzyılın barbarlığına geri götürüyorum” diyecek kadar açık sözlü hale gelen diktatörümüz bu işlem için en uygun kanal olmaya devam ediyor hâlâ!

SOLHABER

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 968