'Sen Kimsin?' 'Ben Vatandaşım!'

~ 15.05.2014, Ali SİRMEN ~

Danıştay’ın kuruluş yıldönümü törenindeki skandal üzerine eski Yargıtay başkanı seçkin hukukçu Prof. Dr. Sami Selçuk, Ankara temsilcimiz Utku Çakırözer ile yaptığı söyleşide çok önemli noktalara değinirken şunları söylemiş:
“Bu tartışmada kimileri Başbakanı eleştirirken ‘tahammül göstermeli’, ‘katlanmalıydı’ gibi ifadeler kullanıyorlar. Ben bu bakışı doğru bulmuyorum. ‘Katlanmalıydı’ ne demek? Herhangi bir düşüncemi söylediğim zaman bir başkasının katlanmak diye bir durumu yoktur. Ben ifade özgürlüğümden kaynaklanan hakkımı kullanıyorum. Sayın Feyzioğlu onu yaptı. Ona herkes saygı göstermek zorunda. Bırakın katlanmayı ona saygı göstermek zorunluluktur....”
Konuyu bu köşede yıllardır işlemeye çalıştığım için daha fazla uzatmadan, vurgulamakla yetineyim:
Demokrasilerde, söz konusu olan yöneticilerin, eleştiriye hoşgörü göstermesi değil,zorunlu olarak boyun eğmesidir.
Hoşgörü gibi, sahibinin tercihine kalmış ihtiyari değil, mecburen boyun eğmek gibi zorunlu bir durumdur söz konusu olan. Demokraside “hoşgörü” diyene yanıt hazırdır:
- Hoşgörün senin olsun! Benim özüne kimsenin dokunamayacağı ifade hakkım var!

***

Sami Selçuk bu bağlamda çok önemli iki noktaya daha dokunmuş, hak ve özgürlüklerde üstünlük olmadığını, özgürlüklerin, eşitler arasında olması gerektiğini ifade ettikten sonra şunları söylemiştir:
- Hele de siz devleti yönetme makamında iseniz, vatandaşın hak ve özgürlüklerinin kullanımı daha da büyük bir yükümlülüktür.
Bütün bu sözler konuya açıklık getirmeye yetiyor sanırım.
Şimdi olaylara bu açıklamaların ışığında baktığımızda görürüz ki, özgürlüklerin kullanımı söz konusu olduğunda, vatandaş Tayyip Erdoğan ile vatandaş Metin Feyzioğlu arasında bir fark yoktur.
Başbakan, ikide bir, “Sen kim oluyorsun?” diye sorduğunda cevap açıktır:
- Ben vatandaş oluyorum. Sen kim oluyorsun?
Eğer buna karşılık Tayyip Bey “ben Başbakan oluyorum”, demeye kalkarsa, “o zamanda böbürlenmeyi bırak da sen önce benim ifade özgürlüğümü kullanmamı sağlamaya bak!” yanıtını alabilir.
Çünkü Başbakan’ın işlevi, daha da ötesi yükümlülüğü, fikrini açıklayanı paylamak değil, öyle bir girişimde bulunmaya teşebbüs eden olursa onu engellemektir.
Başbakan’ın işlevi özgürlüklerin alanına yasaklarla müdahale etmek değil, özgürlüklerin alanını temizleyerek vatandaşın onu kullanmasını sağlamaktır.

***

İktidarın özgürlüklere saygı ve de onun ötesinde özgürlüklerin alanını temizleyerek onları sahipleri tarafından kullanılabilir hale getirmek yükümlülüğünü bir örnekle açıklayalım:
1 Mayıs’ta, barışçıl gösteri özgürlüğünü kullanmak, vatandaşın hakkıdır. Bu hakkı isterse dağ başında, isterse kimseye zarar vermemek koşuluyla, kentin göbeğindeki Taksim Meydanı’nda kullanır.
Bu durumda iktidarın yükümlülüğü, Taksim Meydanı’nı yasaklamak değil, tam tersine, Taksim’i bütün engellemelerden, müdahalelerden temizlemektir.
Oysa 1 Mayıs 2014’te ne oldu?
İktidarın başı, engelleri temizleyip gösterilerin olaysızca gerçekleşmesini sağlayacak yerde, tam tersine Taksim’de kendisi engel olarak dikildi.
Başbakan vatandaşa buyurdu:
- Taksim’i aklından çıkar!
Oysa onun bulunduğu makamdaki varlık nedeni, Taksim’in engelsiz kullanılmasını sağlamaktı.
Metin Feyzioğlu’nun Danıştay törenindeki konuşması konusunda da durum aynıdır.
Başbakan’ın orada hikmeti vücudu, fikrini açıklayana, “Edepsizlik etme!” diyerek engel olmaya kalkmak değil, engelleri kaldırmak olmalıydı.
Ama nerdeeee!
                                 
Düzeltme: Salı günkü yazımda, İmran Öktem’in cenaze töreninin Kocatepe Camii’nde olduğunu yazmıştım. Değerli okurlarımdan, Em. Kurmay Albay Dr. Orhan Coşkun, Metin Çulhaoğlu, Tuncay Çulhaoğlu, Ahmet Eresin ve şair dostum Ahmet Kadri Ergin uyardılar. Cenaze töreni Maltepe Camii’nde olmuş. Kendilerine ilgilerinden dolayı teşekkür ederim.  

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 1075