Dışa doğru örgütlenme...

~ 12.05.2014, Kemal OKUYAN ~

Araya Rusya yazıları girdi, oysa niyetim 5 Mayıs’ta gazetemizde yer alan “Sosyalizmin Toplumsal Ajanları” başlıklı yazıda ele aldığım konuyla devam etmekti. Üzerinden bir hafta geçtikten sonra, bana hâlâ bu konuyla ilgili yazma cesareti veren, okurlardan gelen sorular.

Örneğin “kadro düzeyinde 1960’lardakinden daha ileri noktalara ulaşan komünist hareket, aynı gelişkinliği toplumsal kanallarda ve siyasetin yoğunlaştığı kritik koordinatlarda gösteremiyor”dan ne kastedildiğini soruyor bir soL okuru. Bir diğeri, “organik toplumsal ajanlar” ifadesinin anlaşılmaz olmasından şikayetçi.

Haklılar, bir gazete yazısına sıkıştırılacak konu değil bu. Ancak madem başladık, devam edelim…

“Organik toplumsal ajanlar”ı, komünist hareketin dar anlamıyla örgütsel yapısının içinde yer almamakla birlikte, onunla aynı ideolojik ve siyasi doğrultuyu farklı düzlemlerde, farklı araç ve dille yayan, yeniden üreten ve bunu yaparken örgütlü hareket ile alışverişe açık olan kesimler olarak tarif edebiliriz.

Bana göre bugün sosyalizm mücadelesinin en büyük handikaplarından biri, bu kesimin hem daralması hem de büyük ölçüde “özgürleşip” kafasına göre takılmaya başlamasıdır.

Türkiye’de bu kesimi en çok ve en sağlıklı besleyen dönem 1960’lardır. 1970’lerde de sol yaygınlaştığı ölçüde, daha sonraki döneme bu kapsamda değerlendirilebilecek bir birikim devretmiştir. Ancak 1980’lerle birlikte, örgütlü solun bu kesimler üzerinde siyasal ve ideolojik otoritesi her geçen gün azalmış, hatta bu kesim, yerelleşme, yaygınlaşma, toplumsallaşma ve benzer hedefler her gündeme geldiğinde örgütlü solu istemeden de olsa, parmağında oynatmaya başlamıştır.

Akademiden sendikalara, sanat dünyasından yerel dinamiklere, bu kesimde yer alanlar, geçmişte örgütlü bir pratiğin içinde olsun ya da olmasınlar, artık sosyalizm mücadelesinin örgütlü kulvarı açısından “organik” karakter taşımamaktadır.

Türkiye solunu boğan sağlıksız birlikçilik, kötürümleştiren CHP’cilik, uyuşturan pesimizm, hataya sevk eden siyasetsiz radikalizm, Kemalizm söz konusu olduğunca uçlara savrulma, Kürtçülük ya da Kürt düşmanlığı, yerelcilik fetişizmi, sivil toplumculuk ve benzeri bütün arızaların asıl üreme alanı bu kesimlerdir.

Örgütlü mücadele, sosyalizmin toplumsal ajanlarındaki arızalı kesimi baypas etmek, onları bugünün gereksinimlerini karşılayan daha diri ve sağlıklı unsurlarla değiştirmek durumundadır.

Buradaki sorun, 1980’lerde bir türlü istenen ölçüde toplumsallaşamamanın sonucu olarak, solun sürekli olarak “eski kadro” üretmesi, “toplumsal ajan” kategorisini besleyememesidir. “Eski kadrolar”ın önemli bölümü, küskünlük ya da başka nedenlerle örgütlü mücadelenin dışında düştüklerinde, sosyalizm mücadelesine farklı kanallardan omuz verme ihtiyacı hissetmemekte, daha doğrusu “ya hep ya hiç” yaklaşımını benimsemektedir.

Bu koşullarda örgütlü hareket ağzıyla kuş tutsa emekçi halk içinde yaygınlaşamayacaktır.

Demek ki, sosyalizm mücadelesinin örgütlü haline, onun en gelişkin aracı olan partiye odaklanırken, beraberinde artık bu sorunu, sosyalizmin toplumsal ajanları konusunu da düşünmek, işaret edilen sıkıntıyı çözmek için yollar aramak gerekecek.

“Canım, Türkiye’de yaygın bir sol, sosyalist birikim var, önemli olan o birikimin unsurlarına ulaşmak, onları örgütlemek” kolaycılığının dışına çıkıp, hızla ama sabırla örgütlü olmanın bir başka düzlemi olan bu alana müdahale edilmelidir. Eldeki yığıntı, çare olmak bir yana, zarar vermeye başlamıştır.

Sol Cephe ve benzeri oluşumların bu açıdan da değerlendirilmesi, kitle örgütlenmelerini sosyalist hareketin ideolojik-siyasal dağınıklığını artıran nafile denemeler olmaktan çıkaracak yaratıcı modeller kurulması yararlı olacaktır.

 

solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1042