Kazananlar, kaybedenler

~ 09.05.2014, Kemal OKUYAN ~

9 Mayıs 1945 Zafer Günü…

Neyin zaferi? Kazanan kim, kaybeden kim?

69 yıl sonra, sorduğumuza bakın!

Ama sormak durumundayız.

Kaybeden açık ki faşizm. Kapitalizm yaşadıkça uğursuz suratını göstermeye devam edecek olan bu ideoloji, İkinci Dünya Savaşı’nda ağır darbe aldı. Sosyalizme, insanlığa, emekçi halka diz çöktürme planları suya düştü. Telafisi mümkün olmayan bedeller ödense de…

Peki, kaybeden Hitlercilerse kazanan kim?

Hitlercilerin bozgununa bakacak olursak, kazanan hiç tartışmasız Sovyetler Birliği… Kaderini onunla birleştiren, direnen, sabotajlar düzenleyen, kuryelik yapan, istihbarat toplayan, hiç olmadı köleleşmeyi reddeden büyük insanlık…

Kazanan 1945 itibariyle sosyalizmde cisimleşen ilerici dünya.

Ama kazanan aynı zamanda kapitalizm!

1917’den hemen sonra antikomünizmi faşizme evrilten, yeniden toparlanmaya başlayan Alman emperyalizmini “bolşevik yayılması”na karşı büyük güvence olarak görüp himaye eden, Hitler’in yayılmacı stratejisini cesaretlendiren, onunla sosyalizmi boğma hayalleri kuran kapitalist cephe…

Bu hayalleri suya düştü belki ama kaybeden değil kazanan oldular. Kazananlardan biri…

Başta ABD emperyalizminde cisimleşti kazanan kapitalizm. Sonra İngiltere ve Fransa… Ve 1946’dan itibaren Kızıl Ordu tarafından kalbi dahi ele geçirilen Almanya da kazananlardan biri haline gelmişti. En azından Almanya’nın yarısı, Amerikancı yarısı…

Diğer yarısını sosyalizm kazanmıştı ya da diğer yarısı sosyalizmi kazanmıştı.

Sonuçta Alman faşizmi kaybetti.

Sosyalizmin ve kapitalizmin aynı anda kazanması uzun yıllar boyunca faşizme karşı demokrasinin, demokrasi ittifakının kazanması olarak adlandırıldı. İkinci Dünya Savaşı sürerken bu tanım, bu açıklama anlamlı olabilir. Ancak savaş bittiği andan itibaren, kazananın demokrasi cephesi olduğunu söylemek imkansızlaşıyor.

Sosyalizm ile kapitalizm aynı anda kazanıyorsa, büyük bela vardır, büyük kavga vardır.

Sosyalizm bu kavgayı, en azından bu kavganın bir etabını kaybetmiştir.

Kesin bilinmiyorsa da, 26-27 milyon deniyor Sovyetler Birliği’nin faşizme karşı mücadelede yitirdiği insanların sayısı için.

Kuşkusuz boşuna ölmediler. İnsanlık o mücadeleye hem çok şey borçlu hem de o mücadelenin bugün taşıdığı meşruiyete.

Öte yandan, o kadar acı bugün Putin’in temsil ettiği Rus kapitalizmi ihya olsun diye çekilmedi.

9 Mayıs 2014’te, Büyük Anayurt Savaşı’nın yıldönümünde düzenlenen törenler, yapılan konuşmalar, dökülen gözyaşları ancak ve ancak mide bulantısı uyandırmalı. Herkesin aklına ilk önce Rus milliyetçiliği geliyor. Tamam. Ama asıl tiksinti verici olan, on milyonlarca emekçinin omuzlarına çöken Rus kapitalizmidir.

Düne kadar Sovyet emperyalizminden söz edenlerin bugünkü Rusya’ya sevdalanmasındaki tuhaflığı bir kenara koyuyorum. Bugün, doğrusu yanlışı ile 74 yıl boyunca sosyalizmle anılan bir ülkenin önemli bölümünde, barbar bir kapitalist sınıf yıkıcı bir saltanat sürüyor. Buna öfkelenmeden devrimcilik olmaz.

Önceki gün, Rusya’nın emperyalistleşme çabası, emperyalistleşme süreci içinde olduğunu ve her ihtiraslı kapitalist ülke gibi, bu çabalarına ideolojik bir renk de çalmaya başladığını yazmıştım. Rusya’yı ABD ile aynı kefeye koymuyorum elbette. Ne gücü, ne olanakları buna imkan tanıyor şu anda. Kaldı ki, dünya politikasındaki yerleri de çok farklı.

Birçok başlıkta, ABD’nin müdahalelerini boşa çıkartıcı bir işlev gördü Moskova’nın girişimleri. Bunu kendi için yaptı ama en azından belirli bir bölgede halklara zaman kazandırdı. Ancak bu gerçek, devrim cephesini Rusya hakim sınıflarının kucağına itmemeli. 1914’te birçok ezilen halk İngiltere ve Fransa’dan medet umuyordu. Emperyalizmden medet uman kaybeder, altın kural. 1918’de kimilerinin gözdesi bu kez “sömürgecilik karşıtı” ABD’ydi. Sonra yakın zamanların itibarlı emperyalist odağı Avrupa Birliği oluverdi.

Hepsini aynı kaba koymamak, emperyalizmin sıklet merkezini doğru tayin etmek, evet doğru… Ama kapitalist sınıftan her durumda uzak durmakta yarar var!

Hitlercilere karşı koyan Kızılordu neferlerine, partizanlara, antifaşist direnişçilere saygımız gereği…

Onlar anavatanları için, ama sosyalist anavatan için dövüşmüşlerdi.

solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1005