Büyükşehir insanları

~ 08.05.2014, Nazım ALPMAN ~

Mahalle arasındaki parkın ortasında bir basketbol ve bir de halı saha ebatlarında bir de futbol sahası vardı. Bisikletiyle çevre tanıma turları atan adam, bomboş duran basketbol sahasına baktı “acaba gidip evden topu alsam mı?” diye geçirdi içinden… İki pedal basıp evine gitti, biraz sonra da döndü.

Bu sefer saha “meşgul”e dönmüştü. Orta yaşlı bir kadın ve kedisi sahaya girmişti. Basketbol sahasının kapısı kapatılmış, kedinin plastik kefesi sahanın kapısına arkadan dayanak yapılmıştı. Bisikletiyle girmek için hamle yaptığında içerdeki kadın atıldı:

-Lütfen bisikletinizi öbür sahaya koyar mısınız? Kedi kaçınca yakalamıyorum da…

Adam bisikletini futbol sahasının kenarına bırakıp, topuyla birlikte basketbol sahasına girdi. Kadın da kedisini yanına çağırmıştı. On beş dakika sonra kedi ve kadın birlikte çıktılar.

Adam tek başına potaya atışlar yaparak eğleniyordu. Bu sırada futbol sahasına küçük köpeğiyle bir başka kadın geldi. Köpeğine eğitim yaptıracaktı. Elindeki tenis topu büyüklüğündeki lastik topu ileriye fırlattı. Köpek pek ilgi göstermeyince sahibinden de fırçayı yedi:

-Ne aptal şeysin sen!

Köpek de ona havlayarak karşılık verdi. Hayvan “ben av köpeği miyim?” der gibiydi. Kadın bir ki deneme daha yaptı. Köpek topla ilgilenmiyordu. Gidip bisikletin yanına oturdu. Kadın daha da sinirlendi:

-Kalk diyorum sana, çabuk kalk!

Köpek yerinden kımıldamadı. Bunun üzerine kadın yan sahada tek başına oynayan adama döndü:

-Beyefendi bu bisiklet sizin mi?

-Evet.

-Niye buraya koydunuz ki? Yanınıza alsanıza!

-Biraz önce sizin gibi bir hanımefendi burada kedisini gezdiriyordu, öbür tarafa koyun kedi kaçabilir demişti!


Kadın sinirlenmeye programlanmıştı:

-Benim köpeğime engel oluyor ama…

-Peki hanımefendi alayım…

Adam bisikletini alıp kendi bulunduğu basketbol sahasına yerleştirdi. Köpek de bisikletle birlikte yer değiştirdi, basketbol sahasına geçti. Kadın daha da sinirlendi:

-Ben senin için rica ediyorum, sen hiç dikkate almıyorsun!

Belli ki yanında kavga edecek biri kalmamıştı. Onun boşluğunu zavallı köpekle doldurmak istiyordu. O da basketbol sahasına geçti. Köpeği tasmasından tutup, “gel buraya diyorum” diye azarlayarak çekiştirmeye başladı.

Köpek direndikçe kadın daha güçlü çekmeye başladı. En sonunda köpeğe bir tekme atarak “Sen benim başıma bela mısın?” zavallıyı haşlamaya başladı. Adam durmuş manzarayı izliyordu. Kadın bunu fark etti:

-Ne bakıyorsunuz öyle?

-İyi günler hanımefendi. Bir şey mi istiyorsunuz?

-Hayır, hiçbir şey istemiyorum. Öyle durmuş bakıyorsunuz da…

-Siz bir doktora gidin isterseniz!

-Dün götürdüm aşılarını yaptılar.

-Köpeği değil kendiniz gitseniz dedim. Şurada üç canlı var, siz ikisiyle de kavga ediyorsunuz!

-Kavga falan etmiyorum, siz kendi işinizle ilgilenin lütfen!

Adam topunu aldı, bisikletine binip uzaklaştı. Kadın ise köpeğiyle kavgasına devam ediyordu:

-Gel buraya diyorum sana, çabuk gel!

Büyük şehirlerde yaşamak “zor zanaat” haline geliyor.


Devlet katili seviyor!

Berkin Elvan bir polis tarafından vurularak öldürüldü. Her şey aleni olarak ortada duruyor. Görüntüler var. Tanıklar var. Ayrıca cinayet kesin: Berkin öldü!

Bütün bunlar ortaya bir sanık çıkaramıyor.

Neden?

Çünkü bizim devlet katilleri seviyor ve elinden gelen her şeyi seferber ederek onu kolluyor. Suçu sabit görülen memurlarını canla başla kolluyor. Bunun için delil karartıyor. Kanıt niteliğindeki bilgileri ve belgeleri saklıyor, yanlış yönlendirmeler yapıyor, ek olarak da sürekli yeni yalanlar üretiyor.

Buna da büyük bir pişkinlikle “hukuk devleti” diyor.

Kore’de bir gemi battı. Başbakan görevinden istifa etti. Bizde ise başbakan bizzat cinayetleri savunuyor. Hatta “destan yazdınız” diyerek cinayet işleyen polisleri teşvik ediyor.

Halbuki bir zamanlar kendisi de bu devletin mağduru idi. Şimdi insan katleden bu mekanizmanın kumanda merkezine oturunca, bakış açısını değiştiriyor.

Bu haliyle Berkin Elvan’ın minik bedeni her geçen gün onun sırtında giderek ağırlaşan bir insanlık suçu oluşturuyor.

Hepsini alt alta dizince açık olarak görülüyor ki:

-Devlet katilleri seviyor!



Napoli’nin otomobilleri

Güney İtalya’nın en büyük kenti Napoli oto kaportacıları açısından bir cennet olabilecek potansiyele sahip. Kentin cadde ve sokaklarında kenarından köşesinden vuruk olmayan otomobil yok gibi…

Vuruksuz, çiziksiz araçlar ya polis otoları ya da taksiler… Diğerleriyse evlere şenlik bir görüntü arz ediyor. Bu durum o kadar içselleşmiş ki, yeni bir otomobil alana şöyle deniliyormuş:

-Çekici al ilk darbeyi sen vur!

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 1094