Sistem işliyor, halk.

~ 28.04.2014, Kemal OKUYAN ~

Korkacak bir şey yoktu… Türkiye Cumhuriyeti sahipsiz kalmazdı… “Hükümet olabilir ama iktidar olamaz” yalnızca AKP yolcularının ve solcularının değil, onun hasımlarında da ezberiydi. Erdoğan liderliğindeki karşı devrim cephesi geçmiş muktedirlerin bir bölümüne zindan yolu açarak iktidarını kanıtlarken, Kılıçdaroğlu CHP’si toplumda “normalleşme” algısının yerleşmesi için devreye girmişti. Asker darbesiyle kurtuluş yoktu artık, çıkış dönmeye devam eden “demokrasi çarkı”nın eseri olacaktı…

1971, 1980 faşizmlerine rağmen TSK’nın cumhuriyetçi reflekslerine umut bağladıktan sonra hayal kırıklığına uğrayanlara bu kez “sistem işliyor, merak etmeyin” deniyordu.

Sistem!

Ezen ve ezilenin olduğu bir düzende ezen ve ezilenin konumlarını muhafaza etmesi için hazırlanan mekanizmaların toplamı…

Yargısı, yürütmesi, yasaması… Polisi, askeri, darbe tehdidi… Seçimi…

“Sistem işliyor” demek, emperyalist dünyanın parçası olan bir kapitalist ülke olarak Türkiye’nin Erdoğan’la devam edemeyeceğini söylemek demekti. Öyle ya da böyle, sistem bir çare bulacaktı.

Biz ne diyorduk?

Bu ülke, bu halk AKP tasarımına sığmaz! Öyle ya da böyle halk bu işe dur diyecekti.

Sistem çare bulamadı, halk sözünü söyledi. Haziran budur.

Ancak halk henüz sistemden kopmamıştır, bu nedenle “sistem çare bulamadığından halk sözünü söylemiştir” de uygun düşebilir.

Sonrası, sistemin halka “sen sözünü söyledin ama hükmü olan benim”i kanıtlama uğraşıdır.

17 Aralık yolsuzluk operasyonu, merkezinde cemaat, yargı, polis, ABD, TÜSİAD, her ne olursa olsun “sistemin refleksleri”ni göstermekteydi. 30 Mart seçimlerine de böyle yaklaşılmalıydı; CHP ve de CHP+MHP sistemin derin aklıydı, halk da bunun arkasına geçmeliydi.

Haziran halkının “devrime beş kala”yı oynamadığını anlamadığımız ve anlatamadığımız için bu çağrı etkili oldu, halk sistemin işlediğine inandı ve bir kez daha hayal kırıklığına uğradı.

Sistem çare bulamadığından sözünü söyleyen milyonlar, ancak beklentilerinin hiç değilse bir bölümü farklı bir “siyasi seçenek”te cisimleştiğinde sisteme sırtını dönmeyi göze alırdı. Bir halkın hareketlenmesi, ayağa kalkması kadar bunun nedenleri de önemliydi.

Haziran’da halkı diktatör ayaklandırmıştı. İnsanlar diktatörün sınırlarını görmek ve göstermek için sokaktaydı.

Sistem derhal devreye girdi, sol “halk hareketi”nin keyfini ve suyunu çıkarmakla meşgulken, topluma “ben buradayım, görev başındayım” diye seslendi.

30 Mart hangi sonucu verirse versin, Haziran Direnişi’ne darbe vuracaktı. İstanbul’da Sarıgül Ankara’da Mansur’un kazanması örneğin, sistemin gerçekten işlediğinden başka bir anlam ifade etmeyecekti.

Tersi oldu, bu kez Haziran’dan 30 Mart’a zorla bağlanan umut yara almış oldu.

Ama sistem işlemeye devam ediyor hâlâ!

Sandık işe yaramadıysa Anayasa Mahkemesi ne güne duruyor? Düne kadar “hukukçu bile değil” diye hakir görülen, cemaatçi mi, Gülcü mü, Tayyipçi mi tartışmalarına konu olan birinin başında durduğu kurum… Yeni umudumuz!

Sistem işlediğini göstermek zorunda. Öbür türlüsü halkı söz söylemeye, kavgaya davet etmek demek. Bilmiyorum diktatör ve adamları çok kızdıkları Haşim Kılıç’ın meşruiyeti sıfırlanmış iktidarlarına Kılıçdaroğlu’ndan sonra yine can simidi olduğunun farkındalar mı? Sistemin işliyor olması ya da işliyor gibi yapması onları iktidarda tutuyor. Her keskin virajı almalarını buna borçlular.

Çünkü sistem işledikçe halk geriye çekiliyor.

Ne kötü ki ve ne iyi ki, sistem diktatörün hakkından gelemiyor.

Halk -ki diktatöre tavır alan, ona karşı duran, onun peşinden gitmeyene diyoruz, sistemin işlemesine itiraz etmiyor ama işleyen sistemin işe de yaramasını istiyor. Gerçek tam da bu. Bu gerçeği kavramadan devrimci hiçbir projenin başarı şansı yok.

Bu koşullarda sistemin işlemeyeceğini, işlese de işe yaramayacağını söylemek de yetmez. Halka istediklerinden en azından bir bölümünü kazandıracak bir seçeneği olgunlaştırmak gerekiyor.

Güncel bağlantılarıyla…

Bu da, yeniden “merhaba” dediğimiz bir yazıdan sonrakine devrolsun.

solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1071