YSK krizinde kim kazandı, kim kaybetti?

~ 24.04.2011, Can DÜNDAR ~
AKP KAYBETTİ:
Krizin faturası haklı haksız AKP’ye çıkarıldı.     Her ne kadar parti sözcüleri “Bizimle hiç ilgisi yok. Biz de YSK mağduruyuz” dedilerse de, her konuda anında refleks veren Başbakan’ın bu büyük kriz karşısında 3 gün susması, iktidarın bu haksızlıktan memnun olduğu şeklinde yorumlandı.
BDP’liler de Güneydoğu’daki tek rakiplerini buradan vurdular.
Cumhurbaşkanı Gül, gidişatı görüp devreye girmek istedi; ama bu çaba da -krizde bir Garry Adams rolü oynayan- Selahattin Demirtaş’ın randevu iptaliyle boşa çıktı.
AKP, YSK ile birlikte bu krizin kaybedeni oldu.
 
CHP KAZANÇLI:
Buna karşın CHP, doğru zamanda çıkıp Meclis’i toplantıya çağırarak prim yaptı.
“Seçimi ertelemeden bu işi halledebiliriz” çağrısıyla, sorunu yargının alanından yasamanın alanına çekti.
Bu vesileyle yüzde 10 barajını gündeme getirdi ve CHP’ye küskün Kürtlere “Sizin Meclis’te temsilinizden yanayız” mesajı vererek barış eli uzattı.

BDP KAZANDI:
Krizden en kârlı çıkan parti, BDP oldu.
Zaten çok iddialı bir liste yapmışlardı. 8-10 BDP’li aday, AKP’nin yüzlerce adayından daha fazla ilgi görmüştü.
Bu olayla hepsi birden sahneye çıktı.
Yıllarca AKP’ye yarayan “mağduriyet hissi”, bu kez BDP’ye çalıştı.
Umulmadık bir medya desteği elde ettiler. Hemen her yorum, veto kararının saçmalığını dile getirdi.
BDP de ilk andan itibaren sağlam durarak, “Birimiz hepimiz için” mesajı yayarak, “Tek veto bile olsa, seçime girmeyiz” resti çekerek tabanını sağlamlaştırdı.
Üstelik bu kez İmralı’ya danışmayı beklemeden karar verdiler. Kendilerine güven tazelediler.
BDP, bugüne dek “PKK’nın siyasi kanadı” havasındaydı; bu krizde PKK, BDP’nin “askeri kanadı” haline dönüştü.
Ankara’da da yıllar yılı askerin gerçek iktidar olduğu, hükümetin onun levazım işlerini yaptığı söylenirdi; bu görüntü son zamanlarda nasıl değiştiyse, paralel bir gelişmenin Kürtler cenahında yaşandığı gözleniyor.
Silah devreden çıktıkça siyasetin zemini genişliyor.
Sivillerin borusu daha çok ötüyor.

BUNUNLA BERABER...
Şu notu da düşmeliyiz:
BDP, “Tabanı tutamayız” kartını kriz boyunca elinde tuttu.
“Bu bir tehdit değil” vurgusunu hep yaptılarsa da, öyle algılandı. Nitekim kriz de, sokak hareketlenince çözüldü.
Bu durum Çehov’u akla getiriyor. Dekorda bir tüfek varsa, herkes ilerdeki bir sahnede mutlaka patlayacağını biliyor. Ona göre tavır alıyor; ki bu da hayırlı bir durum değil.
En iyisi, BDP’nin bu kadroyla Meclis’e gelip meşru mücadeleye ağırlık vermesi; dağ kadrolarının tasfiyesi için çözümler önermesi...
Bölgeyi iyi bilen bir siyasetçi dedi ki:
“Açılış günü Leyla Zana’nın Meclis’te Türkçe yemin etmesi Batı’da tansiyonu düşürecek. Ve bu, bir dönüm noktası olacak. Sonraki dönemde, Şerafettin Elçi’nin kürsüden söyleyecekleri ise Meclis’te her konunun tartışılabileceğini kanıtlayacak. Bu da Doğu’da Meclis’e güveni perçinleyecek.”
Dileyelim öyle olsun.
Meclis sorunların asli tartışma ve çözüm mecrası oldukça, herkes orada kaygısızca konuşup uygarca tartıştıkça, şiddetin kapıları kapanır, meşruiyete kapı aralanır.  Şu tüfeği, dekordan çıkarmamız lazım artık...

(Milliyet 24.04.2011)

Can DÜNDAR | Tüm Yazıları
Hits: 1706