Gazetecilik susmaz!

~ 12.04.2014, Nazım ALPMAN ~

Evrensel muhabiri Metin Göktepe anısına oluşturulan “Göktepe Gazetecilik Ödülleri” Türkiye basın tarihi içinde önemli bir konum oluşturdu. Gerek ödül kazanan gazeteciler, gerekse jüri üyeliği için davet edilen değerli gazeteciler “onur duyarız” diyerek organizasyona katılıyorlar.

Bu yıl 17. gerçekleşen Göktepe Ödülleri Türkiye’nin 2013’te yaşadığı sürecin içinden çıkan, onu en iyi yansıtan gazetecilik çalışmalarına verildi: Gezi Parkı Direnişi ve Suriye’deki kirli savaşı ortaya en iyi yansıtan haberlerdi.

Haber Ödülü’nü kazanan Radikal’den İdris Emen, El Kaide ve El Nusra gibi İslamcı terör örgütlerinin tuzağına düşen gençleri haberleştirmişti. İdris ödülünü alırken “Metin Ağabey öldürüldüğünde ben bir çocuktum. Gazeteciğe başladığım ilk gün ise Fadime Ana’nın fotoğrafını çekmeye gitmiştim” dedi:

-Bu ödül ile onur duyuyorum!
CNN Türk’ten Ezgi Cankurtaran, Gezi’den bir ay önce 1 Mayıs’ta devlet terörüne uğramış Dilan Alp başından gaz fişeğiyle vurulmuştu. İstanbul’un “tweet”çi Valisi Hüseyin Avni Mutlu, kameraların karşısına geçmiş “Dilan’ın marjinal örgüt üyesi olduğu kesindir” diye esip gürlemişti. Öyle bile olsa kafasından öldürme kastıyla vurulması mı gerekiyordu? Mahkemede bunun tam tersi sonuç çıkmış, Vali’nin nasıl iftira attığı ortaya çıkmıştı. Ezgi gazeteciliğin temel kuralı “fikri takip” yaparak olayı dosya haline getirmişti. Polisin insafsızlığını ortaya koymuştu. Ödülü ve alkışı hak etmişti!

Radikal’den Serkan Ocak ise Gezi’de polisin hedefi olan bir zavallının “ben sizdenim amirim” yakarışını görüntülemişti. Fotoğraf Ödülü Serkan’ın oldu.


Jüri özel ödüllerinden birini “Kırmızılı Kadın” fotoğrafıyla Gezi Parkı Direnişi’nin simgesini oluşturan anı yakalayan Reuters Ajansından Osman Örsal’a verdi. Fotoğraf Hükümetin otoriter yanını sergilemeye aylar sonra da devam etti. Türkiye Foto Muhabirleri Derneği “Yılın Fotoğrafı” olarak Osman’ın karesini seçince organizasyonun sponsoru Vakıfbank, ortaklıktan çekildi. Göktepe Ödülü ile “Kırmızılı Kadın” fotoğrafı bir kez daha taçlandı.

İkinci Jüri Özel Ödülü ise CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur’a verildi. Hala iyi bir gazeteci olan Melda, yolsuzluk yapan AKP’li bakanların fezlekeleri TBMM’de görüşülürken kapatılan Meclis TV’ye karşın içerden naklen yayınla “Yurttaş Gazeteciliği”nin eşsiz örneğini vermişti. Melda Onur ödülünü Fadime Ana’nın elinden aldı.

Yerel Gazetecilik Ödülünü ise Büyük Torbalı gazetesinden Vedat Gökçay, bir Türkiye klasiğini yansıtan “Arşiv Evrakları Yakacak Oldu” başlıklı haberiyle aldı.

Sarı basın kartı yok diye Metin Göktepe’yi gözaltına alıp kaba dayakla öldürenler amaçlarına ulaşamamışlardı. Ödüller açık olarak gösteriyordu ki:

-Göktepe ölmez, gazetecilik susmaz!





Recep Tayyip & Napolyon
Metin Göktepe Ödül töreni öncesinde “İktidar Kıskacında Medya” konulu bir panel yapıldı. Celal Başlangıç’ın yönetiminde Ragıp Duran, Deniz Zeyrek ve Esra Arsan konuştular. Hepsi önemli konulara değindiler. Paneli bitirirken Celal Başlangıç öyle bir fıkra anlattı ki, herkesin aklında bu son sözler kaldı.

Napolyon günümüz dünyasına geri dönüş yapıp, savaşçı liderleri ziyaret ediyor. Önce ABD Başkanı Barak Obama’ya gidiyor. Onun yaptıklarını dinliyor ve şöyle diyor:

-Senin bu savaş teknolojin ben de olsaydı 1815’te Waterloo’da yenilmezdim!

Oradan Rusya’ya geçip Viladimir Putin ile görüşüyor. Çıkışta diyor ki:

-Sendeki istihbarat teşkilatı bende olsaydı Waterloo’da ben kazanırdım!

Sonra Türkiye’ye geliyor. Tayyip Erdoğan’la oturup konuşuyor. Onun yaptıklarını dinliyor. Napolyon en çok onu tekdir ediyor:

-Sendeki medya bende olsa Waterloo’da kaybettiğimi hiç kimse öğrenemezdi!


Komutanın özeleştirisi
Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila, genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ ile uzun bir söyleşi yaptı. Paşa Ergenekon sürecini değerlendirirken “bizim de hatalarımız oldu” diyor.

Sayfada “Başbuğ’dan özeleştiri” ara başlığını görünce akıllara yakın tarihe ilişkin bir değerlendirme geliyor. Mesela Paşa’nın şöyle şeyler söyleyeceğini sanıyorsunuz:

-TSK olarak bizim de hatalarımız oldu. Sol’u baş düşman olarak gördük! Sol, sosyalist, komünist, sosyal demokrat ne kadar hareket varsa hepsini imha etmek için her yol kullandık. 12 Eylül’de de hepsinin üzerinden silindir gibi geçtik! DİSK’i anarşist örgüt gibi değerlendirdik. Liderlerini idamla yargıladık. Oysa DİSK Avrupa ölçülerinde toplu sözleşmeci, ücret sendikacılığı çerçevesini çok fazla zorlamayan ılıman ama laik bir örgüttü. Bunu göremedik. İslamcıların gelişmesi için kanallar açtık. Komutanımız Kenan Evren Kuran’dan ayetler okuyarak İslamcı tabanı okşadı. Onların gelişmesine olanak sağladık. Sonunda bu birikimi 2002’de AKP ile iktidara taşıdık. Sola karşı olan düşmanlığımız bu büyük bir hataydı!



Ama İlker Başbuğ böyle demiyor. Önceki komutanların çıkmaz yolundan ilerliyor:

-Şehit törenlerinde namaz kılmıyorduk. Askerlerin yemin törenlerinde başı örtülü anneleri garnizonlara almıyorduk!

Bu sözler özeleştiriden ziyade iktidara karşı “günah çıkartma” ve “uzlaşma” yolunun pişmanlık taşlarını döşemekten öteye gidemiyor!

Anlayacağımız “Şanlı Türk Ordusu” bildiğimiz gibi eskisi gibi yerinde saymaya devam ediyor. Demokrasi konusunda umut bağlayanlara saygılar ve sevgiler!..

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 1029