Başbakanın mahremi devletin mahremi

~ 31.03.2014, Av. Sabri KUŞKONMAZ ~

Başbakan derin gırtlak sesiyle şiir okuyor. “Arkadaş yurduma düşmanları uğratma sakın…” Bunun adı seçim propagandası. Aynı ses tonu seçim meydanlarında kulaklarımızda yankılanıyor; “Bunlar vatan hainleri…”
Yine televizyonlarda derin gırtlak; “Ya dağıt sürüyü, ya çobansız bırakma Allah’ım.” Bu şaka değil. Bu ağır bir mahrem anlatım bana kalırsa. Topluma karşı ayıp anlamında! Bu dizedeki ana fikri, ağır bir şiir çözümlemesiyle bulalım: Birinci adım, şair ne diyor; sürüyü dağıt. Sürü kim?.. Sıra ikinci adımdaki çözümleme; dize nasıl tamamlanıyor; “Çobansız bırakma”. Bu dilek kipini açıklamaya söz yetmiyor! “Allah’ım sen bizi gerçek şiirsiz bırakma” demekten başka bir şey gelmez dilimizden!
Acaba, AB metinleri içinde yer alıp, bir türlü imzalamaya yanaşılmayan “Irkçılık ve yabancı düşmanlığı, 2003 ek protokolü” ile bu derin gırtlak sesi arasında bir bağlantı kurabilir miyiz?
Adam yokluğunda birkaç kez uluslararası şiir etkinliğine katılma fırsatı buldum. Yabancılar çok iyi şiir okuyor. Evet, biz şiir okumayı beceremiyoruz. Ta çocukluktan öğrendiğimiz derin gırtlak şiir okumaları bizi ulusça şiir okuma özürlü yapmıştır. Sese hamasi bir eda verdin mi; her şey şiir olur sanılıyor.
Diksiyon kaygısı dışında başka bir şey var aslında üstünde durmak istediğimiz. Son dönemin tape-kaset tartışmalarında bir “mahremiyet” söylemi aldı başını gidiyor. Öyle ki, topa Kılıçdaroğlu da girip “Devletin mahremiyetinden” söz etti. Burada, devletin kişiselleştirilmesi, mecaz- metafor gibi otuz tane söz edilebilir. Mesele bu değil. İşin püf noktası başka yerde... Sosyal medyaya ve arkasından klasik medyaya düşen tape/kaset içerikleri için ileri sürülen “mahrem” nitelemesine bakalım: Orhan Hançerlioğlu’nun (Remzi Kitabevi) İslam İnançları Sözlüğü’ne göre mahrem; “Şeriatın yasak ettiği…Haram” olarak açıklanmış. Devletin mahremi derken kastedilen “haram” ise, bu kavram niye kamuoyundan gizlensin?
Türk Dil Kurumu’nun web sitesi mahrem için; “1. sıfat, Yakın akrabadan olduğu için nikâh düşmeyen (kimse), 2. Başkalarına söylenmeyen, gizli, 3. isim, Sırdaş” açıklamalarına yer vermiş. Ali Püsküllüoğlu’nda da (Arkadaş Türkçe Sözlük) aynı açıklama var. Anlaşılan mahrem sözünde aklımıza önce nikâh yasağı gelmeli. Sonrasında gizli olan şeyler. Peki, niye “sır, gizli” denmez ille “mahrem” denir? Sanki yatak odası çağrıştırır gibi! Burada da devletle birlikte sözcüklerin/kavramların kişileştirilmesi ve yüceltilmesi söz konusu…
Bütün bu akıl yürütmeler içinde birden aklıma geliverdi; o kadar tapede hiç mi şiir-miir olmaz. Şiirle bu kadar içli dışlı olmamıza karşın!
Tapeleri okuyan dikkatli gözler görecektir ki; aradaki kısa boşluklar, duraklamalar, ses akışı kesintisi derken, anlaşılan tape yapanlar mahrem olan pek çok dizeyi ayıklamış. Örneğin, şair Eşref’e ait “Ne selâmlıkta işim var ne kapımda uşağım/ Vali paşa s…mdir mutasarrıf t…ğım” benzeri dizelerin silindiği kanısındayım. Mahrem mahrem deyip açıklamadıkları işte bu gibi söz ve dizelerdir. Yoksa başbakanın mahremi olmadığı gibi, devletin don giydirilecek bir poposu yoktur ve bu nedenle devletin de mahremi olmaz. Mahrem kaygısı olan da başbakan olmaz… Çünkü bazı yerlere gelenler bazı şeylerden vazgeçerler; bu bir sosyal ön kabuldür. Hem sakal olsun hem kıl olmasın; olmaz!
Haftaya dize; “dolaşıp duruyoruz eski gülüşmeler arasında” (Bâki Ayhan T., kopuk; YKY)

Av. Sabri KUŞKONMAZ | Tüm Yazıları
Hits: 1036