Erdoğan'ın ilk küfrü!

~ 22.02.2014, Nazım ALPMAN ~

Başbakan Tayyip Erdoğan artık otomatik vitese aldığı bağırarak hakaretler yağdırma yöntemiyle insanlar üzerinde kaygı yaratıyor.
Ama asla “korku” değil!..


Ortada bir “korku” varsa o da, Başbakan ve yakın çevresinin içine yuvarlandığı para kasalı, ayakkabı kutulu, rüşvetli, vakıflı ve bol akçeli skandallar zincirinin varacağı son nokta hakkında bilinmezlikten kaynaklanan korkudur.


Ancak bir nokta var ki, o da Tayyip Erdoğan’ın liderliğiyle, dili arasındaki paralelliğin yeni ortaya çıkmadığıdır. Erdoğan yıldızının parladığı ilk günlerde de aynı sert üsluba sahipti. Ağzına geleni söylemekten çekinmezdi. Tıpkı şimdiki gibi…


Bu hafta içinde Babıali’nin yetiştirdiği en iyi gazetecilerden biri olan Yalçın Pekşen ile Artı 1 TV’de yayınlanan Zaman Mekan İnsan kuşağımız için çekimler yaptık. Yalçın Ağabey ile epeyce eskilere gidip, anıların dehlizlerinde dolaştık.


Artık bir gazetede yazmak istemiyor. Öyle basit ve yüksek kriterleri var ki, onu günümüz koşullarında anlamak kolay değil!
Mesela Hürriyet gazetesinin en parlak yazarlarından biriyken, bir anda bırakıp gidiyor. Neden böyle yapıyor? Kameralarımıza şöyle anlattı:
-Ertuğrul Özkök tam 5 yazıma müdahale etti! Bazılarını değiştirmemi istedi, bazılarından bana bile sormadan iki üç satır attı!
Hürriyet’te oturup hatırı sayılır bir maaş almak için bunları “görmezden gelmek” mümkün değil mi?


Yalçın Pekşen, “ne diyorsun Nazım” dedi:


-Kurdeşen oldum! Bütün vücudum bir anda kızarıyordu!
Yalçın Ağabey, bu gazete içi sansüre dayanamıyor ve Hürriyet’ten ceketini alıp gidiyor!
Hürriyet yıllarına gelmişken başka anılar da ortaya çıktı. Mesela Başbakan’ın televizyon yöneticilerine telefon etmeleri konusuna paralel anıları da vardı Yalçın Pekşen’in…


1994 Yerel Seçimleri öncesinde Refah Partisi İstanbul Belediye Başkan adayı Tayyip Erdoğan propaganda çalışmalarını son model 600 Mercedes ile yürütüyor. Ancak bir sorun var. Bu araç Almanya plakalı olmasına karşın üzerine yerli bir plaka konulmuş. Plakanın sonu 300 ile bitiyor. Pekşen’in dikkatini çekiyor bu durum. Trafik Tescil Dairesi’ne gidiyor, araştırıyor. Plaka başkasına ait… Onu da buluyor. Adam “benim haberim yok” diyor. Kendi aracı olan minibüste de takılı duruyor. İkisinin fotoğraflarıyla haber Hürriyet’te Yalçın Pekşen’in köşesinde yer alıyor.


Gazetenin yayınlandığı gün Tayyip Erdoğan telefondan Yalçın Pekşen’i arıyor. Oldukça sert üslupla niye böyle bir haber yaptığını sorup, amacının ne olduğunu soruyor. Yalçın Pekşen “gazetecilik yapıyorum, başka amacım yok” diye tersliyor. Muhatabı işi küfür boyutuna taşıyınca da, aynı tondan bir yanıt verip telefonu yüzüne kapatıyor:


-Hadi oradan!

***

Ayhan Kaleli’siz 1 yıl

12 Eylül sonrasının ilk büyük işçi eylemi olarak tarihe geçen NETAŞ Grevi’nin isimsiz kahramanlarından biri olan Ayhan Kaleli’yi geçen yıl 23 Şubat’ta kaybettik. 1975 NETAŞ Direnişi’nden itibaren DİSK Maden-İş Sendikası’nın Ümraniye’deki kadroları arasında ön sırada gelen Ayhan için yarın 11.00’de Çamlıca Çakaldağ Mezarlığı’nda bir anma yapılacak.


İşçi sınıfının “vefa” konusunda mücadele arkadaşlarına karşı bir eksikliği vardır. Bunu yenmemiz gerekiyor. Hiç kimse boşu boşuna ölmedi! 12 Eylül öncesini Ümraniye’de yaşayan ve mücadele edenlerden Mustafa Benlioğlu’nun Otosan önünde vurularak ölmesi de böylesi bir dönüm noktasıdır. Her yıl 13 Mart’ta Emine Ana, (Benlioğlu) evinde Mustafa’nın en sevdiği yemekleri yapıp NETAŞ işçilerini bekler. Ayhan Kaleli 33 yıl boyunca sadece geçen yıl bu anma toplantısına katılamadı!


Yarın Emine Ana yitirdiği ikinci oğlu Ayhan’ın mezarında olacak. İşçi sınıfının mücadele geleneği böyle sürüyor.

***

Kadın gazetecilerin zaferi: Tunceli Emek

Tunceli Emek Gazetesi bugün yayın olarak 10. yılını geride bırakıp 11. Yılına girdi.


Üç kız kardeşin kesintisiz 10 yıldır yayınladığı gazete her gün düzenli olarak okurlarına ulaşıyor.


Anadolu’da sahici gazetecilik yapmaya koyulduğunuzda başınıza “devlet kuşu” konmaz! Ama devlet bütün ağırlığıyla sizin başınıza çöker! Tunceli Emek için de geride kalan yıllar böyle oldu.


Mesela 2006 yılında dönemin Valisi Mustafa Erkal’ı haber yaptıkları için gazetenin sahibi, öğretmenlik yapan ablası ile birlikte gözaltına alındılar.
Gazetenin sahibi Dilek Karakoyun tam 7 kez yargılandı. Yazı İşleri Müdürü 5 kez yargı önüne çıktı. TCK’nin 301. Maddesi ile mahkeme huzurunda tanıştılar.
Köşe yazarlarından Helin Karakoyun 4 defa hâkim karşısına çıktı!


Şimdi birileri son günlerde özellikle medya bağımsızlığını tartışıyor.


Tunceli Emek’in yayıncısı kız kardeşler diyorlar ki:
-Tüm bu yaşadıklarımız arasında biz tarafsızlık safsataları yazmayacağız. Biz tarafız. Bu kentin her bireyinin uğradığı haksızlıkta bilgimiz olduğunda onun giderilmesi konusunda tarafız. Başka kentlerde alınan kaynaklar Tunceli’ye çok görülüyorsa biz bunu dile getirmek için tarafız!
Resmi ilanları kesilme noktasına gelince de şöyle dediler:


Bu gazeteyi kapatırız ancak yine önünüzde eğilmeyiz!

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 1300