Cezaevlerinde insanlık ölüyor!

~ 15.02.2014, Nazım ALPMAN ~

AKP iktidarı işbaşına geldiğinde 59 bin olan tutuklu hükümlü sayısı, Aralık 2013 itibariyle 141.161 e ulaştı. Almanya’nın nüfusu 82 milyon. Mahkûm sayısı 55 bin. Bu sayıyı 30 bine düşürmeyi hedefliyorlarmış. AKP iktidarı da kapasitenin 2020’de 280 bine çıkarılacağını açıklamış.

Yeni 64 hapishane ihalesi yapılmış! 

Mersin ve Bursa’da mahkûmlar vardiya usulü yatıp kalkıyorlar!.. Urfa’da kapalı spor salonu koğuşa dönüştürülmüş durumda… 

Şu anda İHD’nin verilerine göre 162’si ağır olmak üzere 544 hasta tutsak bulunuyor. Adli Tıp Kurumu, raporlarını çoğu kez siyasi etki altında hazırlamaktadır. Adli Tıp Kurumu’nun, cezaevlerinde yatamayacağına ilişkin raporları olmasına karşın mahkumlar serbest bırakılmamaktadır. Ayrıca bu raporlar, Adli Tıp Kurumu’ndan ilgili yerlere gelinceye değin 14 kişi yaşamını yitirdi.

Rapor almak için katlanılan eziyet ve sıkıntılar ise çekilebilir değil. Mahkumlar ringlerde aç, susuz bekletilmekte, buralardaki uygulamalar işkenceye dönüşmektedir.

Kurum raporlarına karşın 5275 sayılı Ceza İnfaz Kurumu’nun 25. maddesi, ağırlaştırılmış müebbet cezası alan hasta tutsakların, 16. maddesi uyarınca da hüküm giymemiş tutukluların tahliyesine engel oluşturmaktadır.

Adli Tıp Kurumu raporuna karşın 2013’de çıkarılan “demokrasi paketi” ile 6411 sayılı yasa ile tahliye ya da cezanın infazı için “toplum güvenliği” koşulu getirilerek Terörle Mücadele şubesinin oluru aranmaktadır. En son örnek, hasta mahkum Salih Tuğrul’a Adli Tıp serbestlik kararı verdi ama tahliyesi toplum güvenliği soruşturması nedeniyle reddedildi!

Hasta mahkumların tahliyesi ve dışarıda tedavi edilebilmesi için tam teşekküllü devlet hastanesinden alınacak raporlar yeterli olmalıdır.

Her ay 3-5 mahkumun cezaevinden cenazesi çıkmaktadır. Her koşul altında, herkesin nerede olursa olsun yaşam hakkı devletin güvencesi altında olması gerekirken, devletin elinde ve devletin cezaevinde peş peşe insanlar yaşamını yitirmektedir. Bu duruma seyirci kalınmamalı, başta kamuoyu olmak üzere Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve hükümet harekete geçirilmelidir.

Bingöl Cezaevi’nde yaşanan firar olayının ardından sürgünler başlamıştı. Bingöl, Muş, Batman, Mardin, Siirt ve Diyarbakır cezaevlerinden Tekirdağ, Bandırma ve Edirne’ye 314 tutsak sevk edilmiştir.

Mardin ve Muş Cezaevinden, Tekirdağ F Tipi’ne sevk edilen 99 siyasi mahkum, çıplak arama bahanesiyle işkenceye tabi tutulmuşlardır.

Bingöl’den Van’a sürülen 12 tutsaktan üçüne 20 gün hücre cezası verilmiş, yine Bingöl’den Bolu’ya sürülen 12 tutsağın kıyafetleri verilmemiştir.

Demokratik, sivil bir anayasa hazırlama iradesi gösteremeyen TBMM hiç değilse Terörle Mücadele ve Ceza Yasasındaki yapılacak değişikliklerle siyasi tutsakların serbest kalmasını mümkün kılmalıdır.

Eğer çözüm ve barış için bir adım atılacaksa cezaevlerindeki ağır sancıyı durdurmakla işe başlanmalıdır! 

SAHİCİ BARIŞ İÇİN BİR ADIM

Öcalan Platformu

Bugün 15 Şubat 2014 Cumartesi günü Taksim Elit World Otel’de saat 11.00’de bir basın toplantısı düzenleniyor. PKK Lideri Abdullan Öcalan’ın toplumdaki yeri ile var olan pozisyonu arasındaki eşitsizliği gidermek için oluşturulan platform aşağıdaki çağrıyı yaptı

Barış için Öcalan'a özgürlük platformu" 2011 yılında kuruldu. Platformun kuruluş nedeni Abdullah Öcalanın Kürt sorununun çözümündeki rolünü daha görünür kılmaktı.

Bu amaçla birçok etkinlik yaptık. Demokratik çözüm süreciyle birlikte başlayan çatışmasızlık ve diyalog süreci artık müzakereye evrilmek zorundadır. Bu temelde sorunun çözümünü kolaylaştırmak ve katkı sunmak için sivil bir inisiyatif olarak sorumluluk alma zamanımızın geldiğini düşünüyoruz.

Bir milat yaşıyoruz. Devlet zihniyeti her ne kadar dirense de, Türkiye toplumu, tarihinin derin günahlarıyla birer birer yüzleşmeye çalışıyor. Tüm bu yüzleşmelerin açığa çıkaracağı şey; toplumsal barış, hakikat ve adaletle karşılıklı bir affediş ruhudur. 

Bu toprakların katliamlar ve savaşlarla yazılan, şiddetin yoğunca kullanıldığı tarihini, barış ve demokrasi ile yeniden yazma vaktidir.

Bizler, Türkiye'nin demokratik ve özgürlükçü bir kimlik kazanmasını isteyenler olarak, devlet eliyle yıllarca sürdürülmüş  kirli politikaların ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan sosyal, siyasal, ekonomik tüm yozlaşmaların ancak demokratikleşme ve eşitlikçi toplumsal sözleşme ile son bulacağını düşünüyoruz.

Bu temelde;

Türkiye'de onurlu barışın ve demokratik çözümün mimarı olan Abdullah Öcalan'ın ve yasakçı yasalar, anti-demokratik anayasa nedeniyle haklarından men edilen tüm siyasi tutsakların özgür kalması gerektiğine inanıyoruz. Barıştan ve demokrasiden yana olan herkesi imza kampanyamıza destek vermeye çağırıyoruz.

Eren KESKİN

Emine AYNA

Zübeyde TEKER

Ayşe BATUMLU

Ayla YILDIRIM

Hüseyin KOÇUK

Cengiz YÜREKLİ

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 1008