Anmak

~ 29.01.2014, Kemal OKUYAN ~

27 Ocak 1944… İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük zalimliklerinden birinin sona erdiği gün. Hitlercilerin 872 gün boyunca kuşattığı, açlığa mahkum ettiği Leningrad, geride milyonlarca ölü bırakarak özgürlüğüne kavuşuyordu.

Alman faşizmi için öncelikli kentlerdendi, Leningrad, yani St. Petersburg, yani Petrograd… Ortadan kaldırmak için! “Böyle bir kente ihtiyaç yok” diyorlardı. Muazzam bir tarih, eşsiz kültürel-sanatsal miras, bunlar değersizdi. Kentin bir kısmı Finlandiya’ya verilecek, diğer kısmı da küçültülecekti.

İnsanlar mı? “Öldürün” diyordu emirde. “Esir alıp masraf çıkarmayın.” Asmayalım da besleyelim mi misali…

Onlardan, yüzlerden, binlerden değil, milyonlardan söz ediyorlardı. Yok edin!

Hesap tutmadı. Tamamen kuşatılan kent, direndikçe direndi. Direnirken kâh büyük kahramanlıklara imza attı, kâh insanın tükenişine. Bombalara alışmışlardı. Alışılamayan açlıktı. Kızıl Ordu muhafızları yiyeceksizlikten “canlı insan eti”ne yönelen “insanlıktan çıkma”ları yakalayıp cezalandırmaya başladığında kentin hayvan nüfusu, artık aklınıza ne gelirse, tamamen tükenmişti.

Başka kentlerde de ölüm-kalım savaşı veren Sovyetler Birliği Leningrad’ı beslemek için her yolu deniyordu ama zaman içinde açılabilen küçük bir koridor dışında, “yardım” için pek bir şey yapılamıyordu.

Yine de Leningrad direndi. Aklıyla, inadıyla, cesaretiyle, inancıyla, müziğiyle… En iyi komutanlar, halk önderleri gizlice kuşatma altındaki kente girdi, dirence direnç katmak için. Ülkenin önemli sanatçıları gönüllü oldular “asıl bize orada ihtiyaç var” diyerek. Ekmek yoksa şiir vardı, şarkı vardı!

İki milyon insan can verdi 2,5 yılda. Faşizme teslim olmamanın bedeliydi bu. Ardından kollar sıvandı, kent yeniden ayağa kalktı, onarıldı, yaralar sarıldı. Bir süre sonra dünyanın en güzel şehirlerinden biriydi yine Leningrad. “Sosyalizm çok ama çok yakışıyor” denirdi, Moskova’ya nazire yaparcasına.

Kahraman Kent Leningrad, 872 günlük kuşatmaya direnmenin onurunu yaşarken, zerre direnemeden, ne olduğunu anlamadan kapitalizme teslim olmanın utancını yaşadı yıllar sonra.

Birkaç gündür törenler yapılıyor, konserler düzenleniyor, belgeler yayınlanıyor. Leningrad direnişçileri anılıyor.

Ne fayda!

Anılmalı. Ama artık geçmiş kahramanlık ve trajedilerin insanlığın üzerine çöktüğünü, onu boğduğunu da fark etmeli. Bugünü ve yarını kazanmak için somut bir kavga yoksa, geçmiş sadece ve sadece bir yüke dönüşür, bu bilinmeli.

Öbür türlüsü ne büyük rezalet! “Leningrad’ı piyasa faşizmine terk edesiniz diye mi yaşadık onca acıyı” diye sormaz mıydı yitirilen canlar olanak olsa. Soranlar var, çünkü hâlâ hayatta bir bölümü.

Leningrad’ı kapitalizmden geri alma mücadelesi yoksa, bırakın anmayın, destanlar yazmayın. İnsanlık zaten unutmaz ve unutulmaz!

1921 Ocak 28’de kalleşçe öldürülen komünist önder Mustafa Suphi ve arkadaşları için de geçerli bu söylediklerim. Borçluyuz bu insanlara ve ödemenin tek bir yolu var. Kapitalizmden kurtulmak!

Bunun için çaba harcamayacaksak; boşuna anmayalım, 15 komünistin göğsünde açılan yarayı derinleştirmeyelim!

solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1099